Hayvanların Kahramanı İtfaiyeciler

Yurttan Haberler

Hayvanların kahramanı itfaiyeciler

Alanya Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekipleri, geçen yıl 14 kedi, 8 köpek, 1 tavuk ve 1 kanarya olmak üzere toplam 24 hayvan için kurtarma operasyonu düzenledi.

Alanya Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekipleri, Antalya 112 Acil Çağrı Merkezi ve Alanya İtfaiye Müdürlüğü’ne yapılan ihbarlar sonucu yangınlar dışında zor durumdaki hayvanlara da yardım ediyor.

İtfaiye ekipleri, geçen yıl 14 kedi, 8 köpek, 1 tavuk ve 1 kanarya olmak üzere toplam 24 hayvan için kurtarma operasyonu düzenledi. Sadece insanların değil hayvanların da hayatlarını kurtardıklarını belirten İtfaiye Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Nuri İmamoğlu, “İhbarları değerlendirip, kurtarılmayı bekleyen hayvanı hayata döndürüyoruz. Karşımızdakini bir canlı olarak düşünüp görevimizi yerine getiriyoruz” dedi.

İTFAİYEYİ EN ÇOK ZORLAYAN HAYVANLAR

İmamoğlu, itfaiye ekiplerini en fazla zorlayan hayvan kurtarma operasyonlarını da anlattı. Bir kurt köpeğini bahçe çitinden atlarken karnına saplanan demirden kurtarmak için saatlerce uğraştıklarını belirten İmamoğlu, köpeği karnına saplanan çit demirini elektrikli testere ile kestikten sonra kurtarabildiklerini söyledi.

İmamoğlu, Alanya Kalesi’nden 30 metre yükseklikten aşağıya atılan ‘Tony’ adını verdikleri köpeği ise bulunduğu yerden çıkartmak için Türkiye Arama Kurtarma Ekipleri Federasyonu’na bağlı Alanya Doğal Afetler Dayanışma Derneği üyeleriyle işbirliği yaptıklarını hatırlattı.

Nuri İmamoğlu, “Gördüğümüz manzara karşısında şaşırdığımız bir diğer kurtarma operasyonu ise, bahçe duvarı içinden gelen bir kedi sesi üzerine başlattığımız çalışmada taş duvarlar arasından bularak çıkarttığımız 4 yavru kedinin kurtarılması oldu. Yaralı hayvanları kurtardıktan sonra en büyük desteği Veteriner Hekimleri Odası Alanya Temsilciliği’nde alıyoruz. Kurtardığımız hayvanları ücretsiz tedavi ediyorlar” diye konuştu.

http://www.redhaber.com sitesinden alıntıdır.

Reklamlar

Hayvanlar insanlardan daha mı ahlâklı ? Evet, öyleler.

Wolf Bite

Marc Bekoff

Etoloji Yazıları

İnsanlar bana kediler köpeklerden daha mı akıllı diye sorduğunda, ben her zaman “kediler kedi olmak için ne yapmaları gerekiyorsa onu yaparlar, köpekler de köpek olmak için gereken neyse onu yaparlar” diyorum. Bazen şöyle bir şey oluyor, eğer şempanzelerin kuşların yapamadığı bir şey yaptığını görürsek o zaman insanlar şöyle söylüyor, “ bak, gördün mü şempanzeler kuşlardan daha zekiler”, ama eğer kuşların da şempanzelerin yapamadığı bir çok şeyi yapabildiği ortaya çıkarsa , hiç kimse “kuşlar şempanzelerden daha zekiymiş” demez. Bu yüzden, bir biyolog olarak karşılaştırmalı soruların insanları yanlış yönlendirebileceğini söylemem lazım.

(daha&helliip;)

Kimi Yediğimiz Bir Ahlâk Meselesidir.

 

Marc Bekoff

New York Times’da son zamanlarda çıkan bir yazının başlığı şöyleydi: “Üzgünüz veganlar: Brüksel Lahanası da Yaşamak İstiyor”. Yazıya göre yiyecek seçimlerimiz üzerine düşünülmesi gereken ilginç şeyler var;  ama aslında bu durumun sebzeler ve diğer bitkilere dair bilimsel olarak bildiğimiz gerçeklerle pek alakası yok. Bazı yerlerde yazı sanki hayvan yiyenlerin bunu yapmaya devam etmesi için  bu durumun  pek iyi bir bahane olmasa da  geçerli bir sebep olduğunu düşünüyor. Yazıda söylendiği gibi “biz hayvanların hayatta kalmak için  hayvan öldürmek zorunda olması küçük, günlük bir trajedi” değil bu,  ben bu durumu muhakkak azaltılması, günlük beslenme alışkanlıklarımızda pek de büyük olmayan değişiklikler yaparak rahatlıkla yok edilebilecek son derece aşırı uçlarda insanlık dışı bir davranış olarak görüyorum. (daha&helliip;)

Midilli etleri nereye gitti?

YURTTAN HABERLER:

 

Sakarya’nın Hendek ilçesindeki hayvanat bahçesinden çalınan midilli cinsi iki atın kemikleri bulundu

05 Şubat 2011

 

SAKARYA AA

Selman Dede Mesire alanındaki hayvanat bahçesinde bulunan midilli cinsi iki at, önceki akşam kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından çalındı. Atların bulunması için başlatılan araştırma sonucu, hayvanat bahçesi yakındaki bir tarlada, çalınan atlara ait olduğu belirlenen kemikler bulundu. Yetkililer, çalınan atların kesildikten sonra etlerinin alındığını ve kemiklerinin tarlaya bırakıldığını ifade etti. Hayvanların etlerinin piyasaya sürülebileceğini söyleyen yetkililer, vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı. Soruşturma sürüyor.

 

http://www.milliyet.com.tr’den alıntıdır.

İngiliz Sufrajeler Mücadelelerini Kazanmak İçin Sivil İtaatsizliğe, Kundaklamaya ve Sabotaj Eylemlerine Başvurdular.

h   a   y   v   a   n       ö   z   g   ü   r   l   ü   ğ   ü

i   n   s   a   n      ö   z   g   ü   r   l   ü   ğ   ü   d   ü   r

Kadınların oy kullanma hakkını elde etme amacı taşıyan kadın hareketi 1903 yılında İngiltere’de son derece popüler olmuştu, ama bu kampanyanın öyküsü Kraliçe Victoria’nın öncesine dek uzanıyor.

1832’de Lord Grey büyük tartışmalara yol açan Büyük Reform Yasasının parlamentoda kabul edilmesine öncülük etti. Bu yasanın amacı oy hakkını genişletmekti- “insanlar” kelimesi yerine” erkek” kelimesi kullanılmıştı-, ama kadınların oy hakkı reddedilmişti. Kadınların oy hakkı olduğunu savunan  ilk bildiri 1847’de ortaya çıktı, oy hakkını savunan topluluklar ülkenin her yanında çoğalmaya başladı.

20 sene sonra, John Stuart Mill İkinci Reform Yasası ile kadınların oy kullanma hakkını güvence altına almaya çalıştı; ama başarısız oldu. Bu yenilgi Kadınların Oy Kullanma Hakkını Savunma Ulusal Grubunun kurulmasına  ön ayak oldu.

Bir sonraki sene meclis üyesi ve Manchester’lı bir avukat olan Richard Pankhurst kadınların oy kullanabilmesi amacıyla yeni bir girişimde bulundu. Eşi ve kızı Emmeline ve Christabel hareket içersindeki en önemli iki isim haline geldiler.

Yeni Zelanda 1893’te kadınlara oy kullanma hakkı veren ilk ülke oldu, bu hareket İngiliz eylemcilere büyük moral verdi. Avustralya dokuz yıl sonra Yeni Zelanda’yı takip etti.

İngiltere’de hiçbir reform hareketi görülmeyince hareketin öncüleri artık iş başa düştü diyerek farklı bir yol izlemeye başladı. 10 Ekim 1903’te Kadınların Sosyal ve Politik Birliği ilk toplantısını yaptı, bu birliğe  üye kadınlar bundan böyle sufrajeler olarak bilinecekti, birlik durumun çok ciddi olduğunu ve sivil itaatsizlik konusunda en uç noktalara gidileceğini ilan etti.

Kadınlar kendilerini raylara zincirlemeye başladılar, 5 sene  içerisinde artık pencereler kırılmaya başlamıştı. En kararlı ve ilk hapse atılan eylemciler Christabel Pankhurst ve Annie Kennedy’ydi. Bu ikili Liberal parti’nin mitingine müdahale edip kendilerini tutuklatmış ve ardından da kefaletlerini ödemeyi reddetmiş, tutuklanmaları gazetelerde manşet olmuştu.

Kundaklamalar

1911 yılına dek İngiltere ilk sufraje kundaklama eylemine tanık olmuştu bile (bu eylemi düzenleyen Christabel’di) ve  iki yıl sonra Emily Davison Kral’ın atını düşürmek için müdahale edince at yarışında hayatını kaybetti.

Parlamentoda değişim yönünde baskı yapan liberal meclis üyeleri vardı, bunlar sufraje komitesinde önde gelen isimlerdi.

Ama tartışma ve müzakereler yürütmek yerine hapisaneler oy haklarını kullanmak adına hapse girmeyi göze alan kadınlarla doldu. Sivil itaatsizlik demir parmaklıkların ardında devam ediyordu, çoğu kadına açlık grevine başlamamaları için zorla yemek yediriliyordu; ama bu eylem normalde delilere uygulandığından halkta büyük tepki uyandırdı. Otoriteler bu kadınlara deli muamelesi yapsa bile aileleri hapisteki kadınlara politik bir statü verilmesi yönünde eylem yapıyordu, bu statüye kendi giysilerini giyme, çalışma ve kendi yiyeceklerini hazırlayabilme hakkı da dahildi.

Sufrajeler şiddete boyun eğmemeye kararlıydılar. İngiliz Kilisesi kendi isteklerine karşı geldiği için kiliseleri ateşe verdiler; Oxford Caddesi’nde vandal eylemler yaptılar, sokaktaki bütün pencereler kırıldı, Buckingham Sarayı’ndakiler kadınların oy kullanmasına karşı olduğu için kendilerini Buckingham Sarayı’na zincirlediler; botlar kiralayıp Thames nehri boyunca Parlamentodakileri haykırarak protesto ettiler; diğerleri vergi ödemeyi reddetti Politikacılar evlerine giderken saldırıya uğradılar, evleri bombalandı, golf oynarken sert müdahalelerle karşılaştılar.

Sufrajeler belki daha da çok şiddete başvuracaklardı. Sonuçta 1933 yılında Şubat ayında David Lloyd George’un evini havaya uçurmuşlardı- o dönemde George belki de İngiltere’nin en ünlü politikacısıydı, ayrıca kadınların oy kullanmasına destek veren biri olarak biliniyordu!

Ne olursa olsun,  İngiltere için  20.yüzyılın ilk on senesi aşırı şiddet doluydu.

  1. Dünya Savaşı Sufrajeler için bir dönüm noktası oldu.

Sufrajeler ulusal birlik adına sivil doğrudan eylemlerine geçici bir süre ara verdiler. Erkekler Batı Cephesine katılırken kadınlar tarlalarda ve silah fabrikalarında ne kadar vazgeçilmez bir konumda olduklarını kanıtlamış oldular.

1918 yılı geldiğinde artık hiçbir hükümet  sufrajelere karşı koyamıyordu, yeni çıkan yasayla yaşı 30 üzerinde olan kadınlara oy kullanma verildi. Yaş sınırlamasının kalkması ve erkeklerle kadınların bu konuda eşit hale gelmesi için 10 senenin daha geçmesi gerekti.

 

 

 

Dr. Steve Best’in sitesi,  historylearningsite.co.uk  ve wikipedia.org sitesinden karışık bir çeviri…

ayrıca  daha ayrıntılı bir okuma için http://cengizchefikir.blogspot.com/2010/02/nedir-bu-feminizm-kac-turludur.html adresine bakabilirsiniz…

 

 

Çeviri:CemC

Angusları köpekler yiyor!

Angusları köpekler yiyor!

Angusların Türkiye’ye yolculuğu her türden kötü şekilde sona eriyor. Bu hayvanların maruz bırakıldığı kötülüklerin hiç bir önemi yok. Acı çeken insan olmadıkça bir kıymeti yok, sonuçta insanların midelerini ve barsaklarını dolduruyorlar. Ne kadar bunu söylesek de et yemekten vazgeçmeyen yaratıklar olduğu sürece hepsi boşuna olacak. Ağzı hayvanların etinden uzaklaşmamakta direnen insanlar ister sağcı ister solcu dindar müslüman ateist anarşist olsun hiç bir kıymeti yok. Çünkü bu canlılar açısından hiç bir şey değişmiyor.  ET YEMEKTEN VAZGEÇMEK ZORUNDAYIZ.

Sloganı “Avrupa Kenti” olan Bursa, son günlerde “Bu mu Avrupa şehri” dedirtecek görüntülere sahne oluyor. Demetevler Mahallesi’ndeki kurban kesim yerinden kameralara yansıyan görüntüler, bu kadarına da pes dedirtiyor. Et fiyatlarını düşürmek amacıyla ithal edilip merkeze getirilen angus cinsi sığırlar soğuk ve değişik nedenlerle telef oluyor.

Yetkililer de bu hayvanların leşlerini merkezin hemen arkasındaki araziye açılan çukurlara gömüyor. Leşler burada açılan çukurlara atılıp, üzerleri de toprakla örtülüyor. Bazen de hayvanlar adeta hayvan mezarlığına dönüşmüş bu bölgeye olduğu gibi atılıyor. Dehşet sahneleri de bundan sonra başlıyor. Bölgede durulamayacak kadar ağır olan kokuyu alan onlarca başıboş köpek, hemen çukurların başına akın ediyor. Köpekler leşleri ya da gömülen hayvan parçalarını parçalayıp yiyor.
Yapılan şikayetler üzerine bölgede başıboş hayvanları yakalamak için çalışma başlatılsa da, açık arazide köpekleri yakalamak pek de mümkün olmuyor. Belediye görevlileri ellerinde uyuşturucu iğne atan silahlarıyla saatlerde dolaştıkları bölgede, hayvan yakalamayı başaramıyor.

BAZEN LEŞ SAYISI ALTIYI BULUYOR (LEŞ!!!)


Hayvanların bakımından sorumlu bir kişi, yaklaşık 2 bine yakın angus cinsi sığırın bulunduğu bölgede bazen 6 sığırın telef olduğuna tanık olduğunu söylerken, yetkililer de “Bu kadar hayvan ölürse iflas ederiz. Hayvanlar tabii ki ölüyor. Bunca hayvanın bakıldığı yerde bu kaçınılmaz, ama abartıldığı kadar değil” diyerek hayvan ölümlerinin daha az olduğunu iddia ediyor. Merkezin arkasındaki arazide yaşanan görüntü için ağızları bıçak açmıyor. Bu arada çevrede yaşayan vatandaşlar da hayvan mezarlığı haline getirilen kesim merkezinin arkasındaki araziden yayılan kokunun tüm bölgeyi etkilediğini belirtirken, ürperten bir iddia daha ortala atılıyor. Bu da, bölgeye atılan ya da gömülen hayvan leşlerinin bazı vatandaşlar tarafından parçalanarak evlerine götürüldüğü iddiası. Tüm bunlara rağmen bölgedeki faaliyet ise sürüyor.

İsmet ACAR / Uğur USLUBAŞ (AHT)

http://www.haberturk.com

Balinalar, Balina Avcılığı ve İnsanlık


Marc Bekoff

Etoloji Yazıları

Bu hafta, Morocco’da Uluslararası Balina Avcılığı Komisyonu (IWC)  uluslararası ticari balina avcılığı ile ilgili moratoryumunu sürdürme kararı verdi. Bu karar insanlık açısından evrim ve  olgunluk seviyesini gösterecek bir turnusol kağıdı görevi görebilir. Yasağı kaldırmak diğer canlıları insanların işine geldiği gibi kullanacağı kaynaklar olarak gördüğümüzü, kadınların aşağılanması ve insan haklarının reddedilmesine  yol açan, sömürgecilik ve köleliği meşru gösteren “güçlü olan haklıdır” kafa yapısının yeniden hayata geçirilmesini akla getiren sembolik bir şey olurdu.

“Sembolik” diyorum; çükü balina avcılığı yasağı hala geçerli olsa da balinalar denizlerde avlanılmaya devam ediyor. Moratoryum 1986’da kabul edildi ama  Japonya, Norveç ve İzlanda yasayı es geçiyor. Yaraya tuz basar gibi, Japonya IWC’nin “bilimsel balina avcılığı” adındaki iddiasını hayata geçiriyor ve her yıl katlettiği 1500 civarı balinanın –türün yok olmasına az kalmışken- bu türü daha iyi anlamak için hayati öneme sahip olduğunu söylüyor. Eğer sonuçlar böylesine trajik olmasaydı buna gülebilirdik. İnsanların neden gıdaya ihtiyaç duyduğunu anlamak için onları aç bırakmaya benziyor bu.

Ama ben balinalar tehlikede olduğu için onları kurtarmaktan söz etmiyorum. Eğer bir türü korumanın tek yolu bu olsaydı, o zaman böylesine artmış insan nüfusuna büyük ölçekli bir itlaf yapılmasını haklı çıkaracak sebepler öne sürülebilirdi. Allah korusun!

O halde balinaları neden korumamız gerekiyor? (bizden bir şey istedikleri yok, aslında soru şu: neden onları rahat bırakmamız gerek?) Balinaları rahat bırakmak veya bırakmamak için bir çok argüman öne sürülebilir. Ama önemli olan tek bir gerçek bulunuyor: balinalar duyguları olan canlılar. Balinalara zarar vermemeli ve öldürmemeliyiz; çünkü bunu yapmak balinalara acı ve ızdırap veriyor; çünkü hayatları balinalar için önemli.

Bundan şüphe duyanlar kanıt isteyebilir.Tamam.Su memelileri (yunus ve balina ailesi üyeleri) popülasyonlar arasındaki iletişim diyalektleri ve ayrıksı davranışlarından belli olduğu üzere  bir kültüre sahip. Bu canlılar hem plan yapıyor hem de planlarını hayata geçiriyorlar, örnek olarak balıkları baloncuk çemberine alıp, kıyıya sürüklüyorlar. Balinalar ayrıca erdemli canlılar da olabiliyor, örneğin kaşalotlar yavru balinalara göz kulak olurken anne balinalar  yiyecek bir şey bulmak için derinlere dalıyor. Öte yandan  kıyıya vuran balinalar ve boğulan insanların yunuslar tarafından kurtarılması da defalarca belgelenmiştir.

Peki hayatı kurtarıldığı için minnet duygusu gösteren bir balinanın kendi hayatına değer verdiğini göstermesinden daha iyi bir kanıt bulabilir miyiz? 2005 yılı Aralık ayında yengeç ağı iplerine takılı kalan dişi bir kambur balina bu iplerden kurtarıldığında hemen yüzüp gitmedi. Kendisini iplerden kurtaran her bir dalgıça yaklaşıp burnunu onlara sürttü.

Duygu sahibi olmak, etiğin temelidir. Ahlaki sistemler diğerlerinin menfaati olduğu için var. Bu menfaatler arasında en önde geleni ise hayatta kalma arzusu ve hem acıdan hem de ağrıdan, ızdıraptan uzak kalma isteğidir.

Bir balinanın acısının bizimkine benzediğinden  şüphe edebilir miyiz? Zıpkın balinanın vücuduna girdiğinde ve orada patladığında balinanın canının çok yanıp yanmadığını sormanın gereği var mı? 200’den fazla yıl yaşayabilen böyle bir yaratığın yaşamak istediğini ve acı çekerek ölmek istemediği gerçeğini reddedebilir miyiz? Damak tadı uğruna ya da bir türün bazı üyelerinin (bizim) bir diğer türün üyelerini soykırıma uğratmasını ve onlara  işkence yapmasını haklı görebilir miyiz?

Mükemmel beyinlerimiz, ellerimiz ve teknolojimiz kesinlikle diğer türlerin üyelerine canımız nasıl isterse öyle davranma gücü veriyor bize. Ama bu bize dünyayı alt üst etme izni vermiyor. Artık vermiyor. “Güçlü olan haklıdır” sözü ilkel bir bakış açısı, ayrıca ahlaki bir başarısızlık. İnsanlık diğer insanlara davranışımız konusunda devasa ahlaki adımlar atabileceğini gösterdi. Şimdi aynı prensibi duyguları olan bütün canlılara uygulama zamanı. Morocco başlamak için iyi bir fırsat.

Çeviri:CemC