Hayırsever Hayvan Kaçakçıları

Jaqquline McMahon

ABD’de hayvan kaçakçılığı 10 milyar dolarlık bir endüstri. Dünyada hayvan kaçakçılığı bu işi yapanlar tarafından yasal mevzuatın yetersizliği,  iş takip eden personelin az olması ve gevşek cezalar sebebiyle riski az kazancı yüksek bir iş olarak görülüyor. ABD’deki Lacey Yasası hayvan kaçakçılığını hedef alan yönetmeliklerinden birisi olup para kazanmak amacıyla egzotik hayvanların ya da vücutlarının çeşitli parçalarının satılmasını yasaklıyor. Kulağa hayvan kaçakçılığını yasaklıyormuş gibi gelebilir; ama kaçakçılar yasa içerisindeki bir takım boşlukları kullanarak ticaretlerine devam ediyorlar.

Örneğin; yok olma tehlikesi bulunan hayvanların bağış edilmesi bu yasa kapsamında değil. Eğer elinizdeki o güzel, göz alıcı kaplandan kurtulmak istiyorsanız, yapmanız gereken tek şey onu bir yere bağışlamak. İki Missouri yerlisi olan Todd ve Vicki Lantz böyle yaptı, 4 yetişkin kaplanı katletmek ve parçalarını dağıtmak için kaçırdılar. Söylenene göre kaplanlar karşılığında 4000 $ aldılar; ama federal formlarda yetkilileri bu egzotik hayvanların aslında bir yere bağışlandığını söyleyerek yanılttılar. Lacey Yasası’na bu olayın dahil edilmemesi kaçakçılığı yok etmiyor, tam tersine kaçakçıların çıkarlarını gizleme konusunda daha yaratıcı olmalarını sağlıyor. Lantzler’in bağış oyunu bu sefer cezadan kurtulamadı ama gene de daha kaç tane böyle “hayırsever” kaçakçı olduğunu merak etmeden duramıyor insan.

animalblawg.com

Çeviri:CemC

Reklamlar

Tür Ayrımcılığı ve Irkçılık: Pek farklı Değil

 

Bütün etik kavramlar, liberal ideolojilerden muhafazakar ideolojilere dek, John Rawls’tan Immanuel Kant’a dek bütün etik kuramlar, ortak bir paydaya sahiptir- zarar vermek kötüdür. İşte bu etikteki en temel  prensip olan “ zarar verme prensibi”dir. Bir çok türün insanlarla aynı yoğun seviyeye dek psikolojik ve fiziksel olarak zarar görmesi mümkün olduğu için, hayvan hakları denen pozisyonu savunanlar bu hayvanların çektiği acıların kaale alınmamasına yönelik iddiamızın bir önyargı biçimi olduğunu söylüyorlar; filozoflar buna ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığıyla arasında benzerlikler olduğu için “tür ayrımcılığı” adını veriyor.

Şempanzelerle ortak atalarımız 500 bin kuşak önce yaşadı, insanlarınkine benzer bir zekâ sahibi olan canlıların bugün hayatta olmamasının tek sebebi evrimsel tesadüfler. Ancak, aramızdaki en eğitimli ve zeki insanlar bile diğer hayvanların sadece insanlar onları kullansın diye varolduğu şeklindeki görüşü bir türlü bırakamıyorlar. Diğerini öne sürmeyi gülünç bile bulabiliyorlar, aynen bir zaman kadınların erkekler kullansın diye var olmadığını söylemek gibi, ya da siyahların beyazlar onları kullansın diye varolmadığını söylemek gibiydi.  Kendi adımıza düşünemeyecek kadar küçük olduğumuz zamanlardan beri tür ayrımcılığı içimize  işlemiş durumda. Bu tür bir sonuç dünyayı öylesine değiştirecek bir güce sahip ki insan statükoyu meşrulaştıracak bir şey olmalı diye düşünüyor-mesela din? Tam tersine, daima zamanının ötesinde olmayı başaran Hristiyan akademisyen C.S.Lewis bunu idrak ederek bu argümanı, aynı argüman seküler terimlerle ifade edilmeden önce, on yıllar  önce dile getirmiş ve konuya dikkat çekmişti.

Gereksiz çıkarlarımız uğruna mesela 250 milyon tavuğu küçücük kafeslere tıkıp, birbirilerini stresten öldürmesinler diye gagalarını keserek, yeni doğmuş domuz yavrularının erbezlerini ellerimizle parçalamadan önce bıçakla deşmek suretiyle onları hadım ederek diğer türlerin yaşamasına sebep olduğumuz acı ve ızdırabı şimdi insanlık tarihinin en karanlık dönemleri diye kabul ettiğimiz zamanlarda kendi türümüzden canlıların çekmesine sebep olduğumuz acılarla karşılaştırabiliriz.

 

Mark Devries’in yazısından bir bölüm

Nonhumanslavery.com

Çeviri: CemC

 

Önyargıları Yenmek

Her gün dünyanın her yerinde milyonlarca tavuk yumurtası yeniyor, milyonlarca tavuk  öldürülüyor, etleri lokantalarda tabaklarda ve çorba kâselerinde  kullanılıyor. Ancak, uygarlığımızın bu hayvanları daha çok kullanması ve  öldürmesine (yılda 40 milyardan fazla) rağmen, neredeyse hiç birimiz onların kim olduğunu bilmiyoruz ya da sömürüden uzakta yaşama şansları olsa nasıl davranacaklarına dair muğlak bir nosyona bile sahip değiliz. Anlayıp kendimizi yakın hissedebileceğimiz türden algıları, duyguları ve  kompleks ilişkilere sahip bireyler olduğunu kendi gözlerimizle görene dek söz konusu perspektif değişikliğinin gerçekleşmesini bekleyemeyiz.

Bu kısa belgesel basit ama derin bir hakikati ortaya koyuyor: başkalarına davranma biçimimiz aslında onların kim olduğuna dair yanlış düşüncelerimize dayanıyor. Daha yakından bakıp başkalarının bizim onları hayal ettiğimiz gibi olmadığını keşfettiğimizde kibrimiz kırılıyor ve o zaman davranışlarımız ve ahlâki bilincimiz evrim geçirmeye başlıyor. İşte bu, bir önyargıyı yenme tecrübesinden başka bir şey değil.

 

HumaneMyth.org sitesinden

Çeviri:CemC

 

 

Suç Ortaklığımızla Yüzleşmek

 

Deney, kürk çiftlikleri, sirkler, hayvanat bahçeleri, rodeolar ve hayvancılığın da içinde bulunduğu hayvan sömürüsü diğer türler üzerinde gücümüzü göstermeye ve onları gaddarca köleleştirip esir almaya, öldürüp yemeye hakkımız olduğunu iddia eden tahakkümcü bir dünya görüşünden kaynaklanıyor. Suç ortaklığımızla, bu dünya görüşüne verdiğimiz destekle yüzleşip hayvancılığın ve hayvan sömürüsünün sebep olduğu dehşetlere son verene dek asla o ideal Dünya Toplumu’nu yaratamayız. Einstein ve Schweitzer insanların hayvanlara yönelik savaşımızı bitirene dek asla huzur bulamayacağını söylemişti.

(daha&helliip;)

Gerçek Bir Hikâye

 

Size hem gerçek hem de üzücü bir hikâye anlatmak istiyorum. Cornell Veterinerlik Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Cortland’daki süt ürünleri tesislerinden birisinde çalışmaya başladım. İneklerle yakından ilgilendiğim için popülerlik kazandım. Müşterilerimden biri bir gün ilginç bir olay için beni çağırdı: kahverengi İsviçre ineği önceki gece 5. buzağısını çayırda doğurmuş, buzağısını ahıra getirmiş ve süt sağma hattına konulmuştu, tabii buzağısı bir kez daha ondan alınmıştı. Ama ilginç olan şu ki; ineğin memesi tamamen boştu, ve günlerce de boş kaldı. Yeni anne olduğu için normalde her gün 12,5 galon süt vermesi gerekiyordu; ama son derece sağlıklı olmasına rağmen, memeleri bomboştu. İlk sağımdan sonra çayırlara çıkıyordu ve akşamleyin sağılması için yeniden ahıra geliyordu ve geceleyin gene çayırlara bırakılıyordu- tabii bu söylediğim olay büyük baş hayvanlara az da olsa doğal davranışlarının ve ortalama bir keyif yaşamalarının garanti olduğu dönemlerde meydana geldi- ama daha yeni doğurmuş bir inekte hiç rastlanmayacak şekilde memeleri bomboştu, bir damla süt yoktu.

Doğumdan sonraki hafta ineğin sorununu anlamak için iki kez çağrıldım, ama bir şey bulamadım. Sonunda, doğumdan 11 gün sonra, çiftçi sırrı öğrendiğini söyledi bana: sabah sağıldıktan sonra çiftçi ineği takip etmiş ve gerçeği öğrenmişti: inek ikiz doğurmuştu, ve Sophie’nin Seçimi filminde olduğu gibi, buzağılarından birini çiftçiye getimiş diğerini ise çayırın arkalarında saklamıştı, böylece her gün ve her gece yavrusuyla beraber kalıyordu. Çiftçiden ineği ve erkek yavrusunu beraber tutmasını rica ettim ama inek bu yavrusunu da kaybetti- veal danaların bulunduğu cehenneme gitti.

 

Bir anlığına bile olsa bu annenin ortaya koyduğu kompleks akıl yürütmeyi bir düşünün: anıları vardı- önceden kaybettiği yavrularının anıları- ahıra getirdiği yavrusunu bir daha hiç bir zaman görmeyeceğini biliyordu (bütün memeli anneler için üzücü bir durum). İkinci olarak, bir plan düşünüp bunu  hayata geçirdi: eğer yavrusunu çiftçiye götürmesi onu tamamen kaybedeceği anlamına geliyorsa o zaman diğer yavrusunu gizleyecekti, aynen geyikler gibi,  geri dönene dek yavrusunu ormanda tutacaktı. Üçüncü olarak, bu konuda ne demeli bilmiyorum- her ikisini de saklayıp çiftçiyi şüphelendirmek yerine bir yavrusunu çiftçiye verdi, diğerini ise kendine sakladı. Bunu nasıl yaptı bilmiyorum- çaresiz bir anne her  ikisini de saklardı gibi geliyor bana.

Tek bildiğim şey, biz insanların sandığından çok daha fazla şey var o güzel gözlerin ardında, ve dört bebeğine de bakabilen ve yavrularının hiç birisini kaybetmemiş bir anne olarak ben onun çektiği acıyı hissedebiliyorum.

Dr. Holly Cheever’ın bir yazısından alıntı.

 

nonhumanslavery.com

Çeviri:CemC

Hayvan Köleliği

Bir çok insan ahlâki seçimlerin her zaman net  seçimler olduğunu sanır; ama tarihe bir anlığına bakınca bile durumun böyle olmadığını anlayabiliriz. Köle sahipleri normal insanlardı.  Bunu düşünmekte tereddüt ediyoruz; çünkü bizim böyle bir ahlâksızlığı yapabilecek canlılar olabileceğimize  inanmak istemiyoruz. Köle sahiplerinin kalpsiz, ahlâksız canavarlar olduğuna inanmayı tercih ediyoruz.

(daha&helliip;)

Dünyada Barış?

İnsanlar ilginç değil mi? Vahşi hayatı öldürüyorlar- kuşları, geyikleri, her türden kedi, tilki, kunduz, dağsıçanı, fare, çakalın milyonlarcasını kendi evcil hayvanlarını ve onların yiyeceklerini korumak için öldürüyorlar. Ardından milyonlarca evcil hayvanı öldürüp onları yiyorlar. Bu da milyonlarca insanı öldürüyor; çünkü bu hayvanları yemek kalp krizi, kalp hastalığı, böbrek hastalıkları ve kanser gibi sağlığı bozan ve  ölümcül sağlık koşullarına sebep oluyor. Ardından insanlar bu hastalıkların tedavisini bulmak için milyonlarca hayvana  işkence edip onları öldürüyor.  Başka yerlerde ise milyonlarca insan açlıktan ve kötü beslenme sonucunda ölüyor; çünkü yiyebilecekleri gıdalar evcil hayvanları kilo alsın diye  kullanılıyor. Bu arada çok az insan bu kadar kolayca ve  şiddetle öldüren insanlar senede bir kez “ Dünyada Barış” için dua eden kartlar yollamasının saçmalığını farkedebiliyor.

C. David Coates “Old MacDonald’s Factory Farm” kitabının önsözünden.

nonhumanslavery.com sitesinden