Gerçek Bir Hikâye

 

Size hem gerçek hem de üzücü bir hikâye anlatmak istiyorum. Cornell Veterinerlik Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Cortland’daki süt ürünleri tesislerinden birisinde çalışmaya başladım. İneklerle yakından ilgilendiğim için popülerlik kazandım. Müşterilerimden biri bir gün ilginç bir olay için beni çağırdı: kahverengi İsviçre ineği önceki gece 5. buzağısını çayırda doğurmuş, buzağısını ahıra getirmiş ve süt sağma hattına konulmuştu, tabii buzağısı bir kez daha ondan alınmıştı. Ama ilginç olan şu ki; ineğin memesi tamamen boştu, ve günlerce de boş kaldı. Yeni anne olduğu için normalde her gün 12,5 galon süt vermesi gerekiyordu; ama son derece sağlıklı olmasına rağmen, memeleri bomboştu. İlk sağımdan sonra çayırlara çıkıyordu ve akşamleyin sağılması için yeniden ahıra geliyordu ve geceleyin gene çayırlara bırakılıyordu- tabii bu söylediğim olay büyük baş hayvanlara az da olsa doğal davranışlarının ve ortalama bir keyif yaşamalarının garanti olduğu dönemlerde meydana geldi- ama daha yeni doğurmuş bir inekte hiç rastlanmayacak şekilde memeleri bomboştu, bir damla süt yoktu.

Doğumdan sonraki hafta ineğin sorununu anlamak için iki kez çağrıldım, ama bir şey bulamadım. Sonunda, doğumdan 11 gün sonra, çiftçi sırrı öğrendiğini söyledi bana: sabah sağıldıktan sonra çiftçi ineği takip etmiş ve gerçeği öğrenmişti: inek ikiz doğurmuştu, ve Sophie’nin Seçimi filminde olduğu gibi, buzağılarından birini çiftçiye getimiş diğerini ise çayırın arkalarında saklamıştı, böylece her gün ve her gece yavrusuyla beraber kalıyordu. Çiftçiden ineği ve erkek yavrusunu beraber tutmasını rica ettim ama inek bu yavrusunu da kaybetti- veal danaların bulunduğu cehenneme gitti.

 

Bir anlığına bile olsa bu annenin ortaya koyduğu kompleks akıl yürütmeyi bir düşünün: anıları vardı- önceden kaybettiği yavrularının anıları- ahıra getirdiği yavrusunu bir daha hiç bir zaman görmeyeceğini biliyordu (bütün memeli anneler için üzücü bir durum). İkinci olarak, bir plan düşünüp bunu  hayata geçirdi: eğer yavrusunu çiftçiye götürmesi onu tamamen kaybedeceği anlamına geliyorsa o zaman diğer yavrusunu gizleyecekti, aynen geyikler gibi,  geri dönene dek yavrusunu ormanda tutacaktı. Üçüncü olarak, bu konuda ne demeli bilmiyorum- her ikisini de saklayıp çiftçiyi şüphelendirmek yerine bir yavrusunu çiftçiye verdi, diğerini ise kendine sakladı. Bunu nasıl yaptı bilmiyorum- çaresiz bir anne her  ikisini de saklardı gibi geliyor bana.

Tek bildiğim şey, biz insanların sandığından çok daha fazla şey var o güzel gözlerin ardında, ve dört bebeğine de bakabilen ve yavrularının hiç birisini kaybetmemiş bir anne olarak ben onun çektiği acıyı hissedebiliyorum.

Dr. Holly Cheever’ın bir yazısından alıntı.

 

nonhumanslavery.com

Çeviri:CemC

Reklamlar

Hayvan Köleliği

Bir çok insan ahlâki seçimlerin her zaman net  seçimler olduğunu sanır; ama tarihe bir anlığına bakınca bile durumun böyle olmadığını anlayabiliriz. Köle sahipleri normal insanlardı.  Bunu düşünmekte tereddüt ediyoruz; çünkü bizim böyle bir ahlâksızlığı yapabilecek canlılar olabileceğimize  inanmak istemiyoruz. Köle sahiplerinin kalpsiz, ahlâksız canavarlar olduğuna inanmayı tercih ediyoruz.

(daha&helliip;)

Dünyada Barış?

İnsanlar ilginç değil mi? Vahşi hayatı öldürüyorlar- kuşları, geyikleri, her türden kedi, tilki, kunduz, dağsıçanı, fare, çakalın milyonlarcasını kendi evcil hayvanlarını ve onların yiyeceklerini korumak için öldürüyorlar. Ardından milyonlarca evcil hayvanı öldürüp onları yiyorlar. Bu da milyonlarca insanı öldürüyor; çünkü bu hayvanları yemek kalp krizi, kalp hastalığı, böbrek hastalıkları ve kanser gibi sağlığı bozan ve  ölümcül sağlık koşullarına sebep oluyor. Ardından insanlar bu hastalıkların tedavisini bulmak için milyonlarca hayvana  işkence edip onları öldürüyor.  Başka yerlerde ise milyonlarca insan açlıktan ve kötü beslenme sonucunda ölüyor; çünkü yiyebilecekleri gıdalar evcil hayvanları kilo alsın diye  kullanılıyor. Bu arada çok az insan bu kadar kolayca ve  şiddetle öldüren insanlar senede bir kez “ Dünyada Barış” için dua eden kartlar yollamasının saçmalığını farkedebiliyor.

C. David Coates “Old MacDonald’s Factory Farm” kitabının önsözünden.

nonhumanslavery.com sitesinden

İnsan Emperyalizmi Üzerine

 

“Bütün dehşetiyle dirikesim, zalim insanın hayvanlar alemini sömürme yollarından sadece biri. Bu dünyanın diğer canlılarıyla ilk avcı insan elinde mızrağıyla ormana adım attığından beri savaş halindeyiz. İnsan emperyalizmi her yerde hayvan halklarını köleleştirdi, onlara eziyet etti, onları  öldürdü ve parçaladı. Her yanımızda diğer canlılar için inşa etmiş olduğumuz  köle kampları var, fabrika çiftlikleri ve dirikesim laboratuarları, fethedilmiş türler için Dachaular ve Buchenwaldlar var. Hayvanları yemek için katlediyoruz, zevkimiz için aptalca numaralar yapmaya zorluyoruz onları, onları tüfeklerle vuruyor, spor adına ağızlarına kancalar takıyoruz. Bir zamanlar onların yuvası olan yaban alanları paramparça ettik. Tür ayrımcılığı içimizde  cinsiyet ayrımcılığından çok daha fazla kök salmış durumda.”

 

Ronnie Lee, ALF’in kurucusu

nonhumanslavery.com

 

Farklı Baskı Çeşitleri, Ortak Kökenler

 

Sosyologlar geniş sosyal örüntüleri araştırır ve incelerler. En önemli ve yaygın örüntülerden birisi toplum içerisindeki belli grupların değersizleştirilmesidir. Bir çok sosyolog, aramızda kadın, farklı ırktan insanlar, çocuklar, engelli insanlar, yoksul ya da yaşlı insanlar ve cinsel yönelimi farklı insanlar gibi insanların şiddete ve istismara, zorluk ve mahrumiyete neden daha fazla maruz kaldığını sorguluyor. Sosyologlar ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı, sınıf ayrımcılığı ve benzeri durumların adaletsizlikten kaynaklı – bireysel davranışlarda kendini belli eden ve insan bilincine şekil veren- sosyal düzenlemelere dayanan tarihsel yapısal sebeplerden kaynaklandığına inanıyor.

 

(daha&helliip;)

Neden Yapmayalım ki?

“Hayvan sömürüsü ve cinayeti belirli bir inanç sisteminin, politik sistemin ya da ekonomik sistemin sonucu değil. Öyle olduğunu düşünmek, hastalığın semptomunu yanlış anlamaya sebep oluyor. Burada söz konusu olan hastalık; bencillik, hırs, kibir ve merhamet yoksunluğu. Lord Acton’ın söylediği gibi, “ İktidar yozlaşmaya meyillidir, mutlak güç ise kesinlikle yozlaştırır”. İnsan tarihi gösteriyor ki; insan baskısının sona ermesi ya da en azından bunu azaltmak için ne zaman bir (ekonomik, politik, dinî ya da diğer) sistem oluşturulsa, bu sistem eski baskıları sürdürmek için anında yeni bir mekanizmaya dönüşecek şekilde yozlaştırılır. Komünizm ya da kurumsal Hristiyanlığı örnek verebiliriz. Politik ve ekonomik demokrasi, bir yandan iktidarın yoğunlaşmasını önleyecek şekilde geniş bir çap içerisinde dağılması, diğer yandan da baskıya  en çok uğrayanların eline de  iktidarın önemli bir oranının teslim edilmesi sürecini yavaşlatır. Winston Churchill’in söylediği gibi, “demokrasi zaman zaman denenen diğer bütün sistemler hariç, hayata geçirilmiş en kötü yönetim biçimidir”. Radikal toplumsal devrimler iktidara yeni bir  baskıcı sınıf getirir. Keşke öyle olmasaydı, ama öyle.

Açık açık söylemek gerekirse, hayvanları köle haline getirip öldürüyoruz; çünkü bunu yapmak çıkarımıza son derece uygun, ayrıca kimse karışmıyor; yoksa kapitalizmden, liberal demokrasiden, Yahudi-Hristiyan hakimiyetçi geleneğinden ya da genelde sözü edilen diğer sebeplerden dolayı değil. Bunların hepsi sonradan ortaya çıkarılmış meşrulaştırmalar. Hayvanları köle haline getirip öldürüyoruz; çünkü bunu yapma yeteneğimiz var, ayrıca sonuçlarından keyif alıyoruz. Politik ya da ekonomik sistemi değiştirsek de, temeldeki gerçek gene geçerli olacak, hayvanların köleleştirilmesi ve  öldürülmesi de yeni sisteme uygun yeni teorilerle meşrulaştırılarak devam edecek.”

Norm Phelps

nonhumanslavery.com

Felaketin Kaynağı

“İnsanlığın gerçek ahlâki sınavı, en temel sınavı; merhametine muhtaç olanlara yönelik davranışlarda belli ediyor kendini: hayvanlara. Ve bu açıdan insanlık  büyük bir felaketin ızdırabını yaşıyor , öylesine derin bir felaket ki diğer bütün yıkımlarının kaynağı bu.”

Milan Kundera