Hayvan Hakları ve Sınıf Mücadelesi


David Coen

Harvard Üniversitesi’nde  köpek psikolojisi adında bir ders var. Küresel pet endüstrisi büyük bir endüstri-mamalardan tut günlük bakıma, hatta yetiştirmeye dek. Bazı köpekler hayatının keyfini sürüyor olabilir, artık destek ve danışma bölümleri de mevcut. Diğer hayvanlar bu açıdan pek şanslı değil. Ama avcılıktan fabrika çiftçiliğine ve balina avcılığına dek bir çok konuda etkili ve büyük kampanyalar düzenleniyor. Bu meseleler kendilerini politik olarak ifade etmeye başlıyorlar artık. Aralık ayında iki hayan hakları eylemcisi Hollanda parlamentosuna seçildi, ayrıca ve yakın zamanlarda Animals Count adlı hayvan hakları partisinin kurulmasını kutlamak amacıyla da Londra’daydılar.

(daha&helliip;)

Reklamlar

“İstenmeyenler”in Sonu

İşe yaramayan civcivler ya eziliyor, ya boğuluyor ya da diri diri gömülüyorlar

Süt ve yumurta üretimi en az et üretimi kadar zulüm ve öldürme içerir: imalat f azlası yavru civcivler ve danalar, ayrıca inekler ve tavuklar çağlar boyunca katledildi ya da gaddarca yok edildiler. Tarihsel olarak, istenmeyen boğa yavrularının sebep olduğu sıkıntı  iki ana şekilde  çözüldü: ölene dek sopalarla dövüldüler, ya da ölene dek kanlarının bir kaç gün boyunca akmasına izin verildi, ardından veal dana elde etmek için öldürüldüler. Veal danalar, yüzyıllar boyunca süt ürünleri çiftçiliğindeki ihtiyaç fazlası boğalar için geliştirilen “çözüm” yöntemiydi, 20.yy fabrika çiftçiliğinin öncesinden söz ediyoruz. Yumurta endüstrisindeki erkek civciv yumurtlayamadığı için ve et  üretiminde işe yarayacak fazladan kas dokusu geliştirecek şekilde genetiğiyle oynanmadığı için endüstri doğar doğmaz erkek civcivi çöpe atar. Süt inekleri ve tavuklar nakliye öncesi 4-5 gün boyunca hem açlığa hem de  mezbahaya gidene dek uzun yolculuklara katlanmak zorunda kalır; çünkü pazar değerleri düşüktür. Lakto-ovo vejetaryen olmak demek, insanın ellerini cinayet ve ızdıraptan temizleyememesi demektir.

Karen Davis

nonhumanslavery.com

Başkaları Ezilirken Hiç Kimse Özgür Olamaz

Eğer hayvan özgürlüğü hakkında ciddiysek, o zaman insan ve hayvan herkesin özgürlüğü için çalışmak zorundayız. Eğer feminizm konusunda ciddiysek, o zaman cinsiyet ayrımcılığını kınadığımız gibi tür ayrımcılığını da kınamak zorundayız. Başkaları baskı görürken hiç kimse özgür değildir. Ve eğer beraber çalışırsak, birbirinden farklı görünen mücadelelerin birbirine bağlı olduğunu anlarsak, işte o zaman, bir gün, özgür olabiliriz.”

Pattrice Jones

nonhumanslavery.com

“Beni Serbest Bırakın!”

Hayatımda hiç bu kadar soğuk ter dökmemiştim. “Bir hayvanın sesini” duydum. Avcılar hayvanların ölmeden önce ağladığını duymuştur; ama gene de avlanmaya devam ederiz. Eğer o yaralı hayvan gözlerimizin içine baksa ve kanlı dudaklarıyla “lütfen beni öldürme!” dese, o zaman bu kadar rahat bir şekilde öldürebilir miydik? Eğer hayvanlar konuşabilseydi bir önemi olur muydu? Soruyorum- çünkü artık söyleyebiliyorlar. Pulitzer ödüllü Carl Sagan söyledi bunu. “onu öldürmeden önce bir şempanzenin ne kadar zeki olması lâzım ki buna cinayet diyelim? Hayvanların ne kadar zeki olması gerekiyor bunun için?” Bu mesele  üzerine yeni bakışım aniden ve yakın zamanlarda değişti. Hayvan kurtarma çalışmalarına elimden geldiğince katılırım. Aile petlerini, kedileri ve köpekleri insan gibi hayal ediyorum. Son yıllarda  av tüfeğimi rafa kaldırdım denebilir. Artık hiçbirşeyi öldürmek istemiyorum. Ama Fayette, Iowa’dan bir mektup aldım, bu mektupta Bay Carbin şunları yazmış: “hey Paul Harvey, bifteğini, alabalığı, domuz parçalarını,sülünleri yiyorsun çünkü onları senin adına başkası öldürüyor. Bunu nasıl haklı gösterebilirsin?” eğer düşünürsem haklı göremeyeceğimi biliyorum. Ama artık bu meseleyi düşünmemi gerektiren bir şey meydana geldi.

Bir hayvanın “konuştuğu”nu söylerken papağanların söylenenleri tekrar etmesinden söz etmiyorum. Olay şu: Oğlum Paul yayına hazırlamak için “ Hikayenin Geri Kalanı” diye bir program hazırlıyor, Oklahoma Üniversitesi’ndeki bir araştırma projesine ilgi duyuyor. Orada insanlar bir hayvana konuşmayı  öğretiyorlar- özellikle de Washoe adında 15 yaşında dişi bir şempanzeye. Burada söz konusu olan en temel anlama iletişimi: çoğunlukla tek sözcüklük: büyük, küçük, yukarı, aşağı gibi. 1966’dan beri bu şempanze Standart Amerikan işaret dilindeki 140 işareti öğrenmiş durumda. Bütün bu öğrenmelerden sonra proje yöneticileri Washoe’nin artık “kavramlaştırmaya” hazır olduğuna karar verdiler. Yani insanların sözcüklerini tekrar etmek yerine şempanze artık kendi düşüncelerini ifade etmeye hazırdı. Sözcükleri birbirine katacak ve kendine ait ifadeleri “oluşturacak” kadar bilgisi vardı artık.Washoe üniversite  laboratuarında iyi beslenmiş, fiziksel olarak rahatı yerinde, zarar görmekten uzak bir durumda bulunan bir şempanzeydi. “Güvenlik” içerisindeydi. Ancak gene de- kendi kendine sözcükleri bir araya getirdiğinde söylediği ilk üç sözcük şunlar oldu. Ve bu sözcükleri defalarca söyledi, defalarca tekrar etti. Kafesteki ses ziyaretçilerine şunu söylüyordu:”BENİ SERBEST BIRAKIN!”

 

Paul Harvey, 1980

nonhumanslavery.com

Çeviri:CemC

Hayırsever Hayvan Kaçakçıları

Jaqquline McMahon

ABD’de hayvan kaçakçılığı 10 milyar dolarlık bir endüstri. Dünyada hayvan kaçakçılığı bu işi yapanlar tarafından yasal mevzuatın yetersizliği,  iş takip eden personelin az olması ve gevşek cezalar sebebiyle riski az kazancı yüksek bir iş olarak görülüyor. ABD’deki Lacey Yasası hayvan kaçakçılığını hedef alan yönetmeliklerinden birisi olup para kazanmak amacıyla egzotik hayvanların ya da vücutlarının çeşitli parçalarının satılmasını yasaklıyor. Kulağa hayvan kaçakçılığını yasaklıyormuş gibi gelebilir; ama kaçakçılar yasa içerisindeki bir takım boşlukları kullanarak ticaretlerine devam ediyorlar.

Örneğin; yok olma tehlikesi bulunan hayvanların bağış edilmesi bu yasa kapsamında değil. Eğer elinizdeki o güzel, göz alıcı kaplandan kurtulmak istiyorsanız, yapmanız gereken tek şey onu bir yere bağışlamak. İki Missouri yerlisi olan Todd ve Vicki Lantz böyle yaptı, 4 yetişkin kaplanı katletmek ve parçalarını dağıtmak için kaçırdılar. Söylenene göre kaplanlar karşılığında 4000 $ aldılar; ama federal formlarda yetkilileri bu egzotik hayvanların aslında bir yere bağışlandığını söyleyerek yanılttılar. Lacey Yasası’na bu olayın dahil edilmemesi kaçakçılığı yok etmiyor, tam tersine kaçakçıların çıkarlarını gizleme konusunda daha yaratıcı olmalarını sağlıyor. Lantzler’in bağış oyunu bu sefer cezadan kurtulamadı ama gene de daha kaç tane böyle “hayırsever” kaçakçı olduğunu merak etmeden duramıyor insan.

animalblawg.com

Çeviri:CemC

Tür Ayrımcılığı ve Irkçılık: Pek farklı Değil

 

Bütün etik kavramlar, liberal ideolojilerden muhafazakar ideolojilere dek, John Rawls’tan Immanuel Kant’a dek bütün etik kuramlar, ortak bir paydaya sahiptir- zarar vermek kötüdür. İşte bu etikteki en temel  prensip olan “ zarar verme prensibi”dir. Bir çok türün insanlarla aynı yoğun seviyeye dek psikolojik ve fiziksel olarak zarar görmesi mümkün olduğu için, hayvan hakları denen pozisyonu savunanlar bu hayvanların çektiği acıların kaale alınmamasına yönelik iddiamızın bir önyargı biçimi olduğunu söylüyorlar; filozoflar buna ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığıyla arasında benzerlikler olduğu için “tür ayrımcılığı” adını veriyor.

Şempanzelerle ortak atalarımız 500 bin kuşak önce yaşadı, insanlarınkine benzer bir zekâ sahibi olan canlıların bugün hayatta olmamasının tek sebebi evrimsel tesadüfler. Ancak, aramızdaki en eğitimli ve zeki insanlar bile diğer hayvanların sadece insanlar onları kullansın diye varolduğu şeklindeki görüşü bir türlü bırakamıyorlar. Diğerini öne sürmeyi gülünç bile bulabiliyorlar, aynen bir zaman kadınların erkekler kullansın diye var olmadığını söylemek gibi, ya da siyahların beyazlar onları kullansın diye varolmadığını söylemek gibiydi.  Kendi adımıza düşünemeyecek kadar küçük olduğumuz zamanlardan beri tür ayrımcılığı içimize  işlemiş durumda. Bu tür bir sonuç dünyayı öylesine değiştirecek bir güce sahip ki insan statükoyu meşrulaştıracak bir şey olmalı diye düşünüyor-mesela din? Tam tersine, daima zamanının ötesinde olmayı başaran Hristiyan akademisyen C.S.Lewis bunu idrak ederek bu argümanı, aynı argüman seküler terimlerle ifade edilmeden önce, on yıllar  önce dile getirmiş ve konuya dikkat çekmişti.

Gereksiz çıkarlarımız uğruna mesela 250 milyon tavuğu küçücük kafeslere tıkıp, birbirilerini stresten öldürmesinler diye gagalarını keserek, yeni doğmuş domuz yavrularının erbezlerini ellerimizle parçalamadan önce bıçakla deşmek suretiyle onları hadım ederek diğer türlerin yaşamasına sebep olduğumuz acı ve ızdırabı şimdi insanlık tarihinin en karanlık dönemleri diye kabul ettiğimiz zamanlarda kendi türümüzden canlıların çekmesine sebep olduğumuz acılarla karşılaştırabiliriz.

 

Mark Devries’in yazısından bir bölüm

Nonhumanslavery.com

Çeviri: CemC

 

Önyargıları Yenmek

Her gün dünyanın her yerinde milyonlarca tavuk yumurtası yeniyor, milyonlarca tavuk  öldürülüyor, etleri lokantalarda tabaklarda ve çorba kâselerinde  kullanılıyor. Ancak, uygarlığımızın bu hayvanları daha çok kullanması ve  öldürmesine (yılda 40 milyardan fazla) rağmen, neredeyse hiç birimiz onların kim olduğunu bilmiyoruz ya da sömürüden uzakta yaşama şansları olsa nasıl davranacaklarına dair muğlak bir nosyona bile sahip değiliz. Anlayıp kendimizi yakın hissedebileceğimiz türden algıları, duyguları ve  kompleks ilişkilere sahip bireyler olduğunu kendi gözlerimizle görene dek söz konusu perspektif değişikliğinin gerçekleşmesini bekleyemeyiz.

Bu kısa belgesel basit ama derin bir hakikati ortaya koyuyor: başkalarına davranma biçimimiz aslında onların kim olduğuna dair yanlış düşüncelerimize dayanıyor. Daha yakından bakıp başkalarının bizim onları hayal ettiğimiz gibi olmadığını keşfettiğimizde kibrimiz kırılıyor ve o zaman davranışlarımız ve ahlâki bilincimiz evrim geçirmeye başlıyor. İşte bu, bir önyargıyı yenme tecrübesinden başka bir şey değil.

 

HumaneMyth.org sitesinden

Çeviri:CemC