Ulus-Devlet, Et ve Kudret: Et Ye, Ulusun Yükselsin!

SEZEN ERGİN ZENGİN 

Bazı hayvanların et yeme pratikleri çerçevesinde yenebilir ürünlere dönüşmesi ve gıda kategorisine dahil edilmesi ekonomik ve kültürel yapılanmaların yanı sıra devletin de desteğini gerektirmektedir. Özellikle ulus-devletlerin ortaya çıkma aşamasında et yeme pratiği önem kazanmış, et tüketiminin arttırılması hedeflenmiştir. Bu noktada etin etrafında kurulan sembolik anlamlar bütünü için etin öldürme eylemi içermesi ve hayvanları avlamanın tehlikeli olmasından kaynak alan açıklamalar yetersiz kalmaktadır.

Et, sıhhatli ve kuvvetli nesiller için olmazsa olmaz, besleyiciliği yüksek bir gıda maddesi olarak ön plana çıkarılmaktadır. Bu sembolik önem, etin erkeklikle bağdaştırıldığı kurgunun da merkezindedir. (*)

Milliyetçiliğin yükselişi ve ulus-devletlerin ortaya çıkışıyla birlikte devletler kendini bir arada tutacak ortak bir millet tahayyülü yaratma projesine girişmiş (bkz. Anderson, 2009; Gellner, 1983; Giddens, 1985; Hobsbawm, 1990) ve bu proje tarih, arkeoloji, antropoloji, tıp, dilbilim gibi pek çok disiplin vasıtasıyla perçinlenmiştir (Aydın, 2011; Bora ve Gültekin, 2009; Alemdaroğlu, 2009; Çağatay, 2009; Gültekin ve Koca, 2002; Maksudyan, 2005). Et yeme pratiği de ulus-devletin öznesi olan vatandaş üzerinde bir öjeni uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk olarak Francis Galton’un dolaşıma soktuğu öjeni kelimesini Galton “bir ırkın doğuştan gelen niteliklerini geliştiren ve iyileştiren etkilerin tümüyle ilgilenen bilim dalı” olarak tanımlamıştır (akt. Ekberg, 2013).

İnsan popülasyonlarına üreme, beslenme ve genetik yoluyla müdahale edilerek sağlıklı bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen öjenik uygulamalar masum olmadıklarını özellikle Nazi Almanyası’ndaki soykırım politikası neticesinde oldukça açık bir biçimde göstermiştir (bkz. Weiss-Wendt ve Yeomans, 2013). Irkların geliştirilmesi fikri, güçlü ırkların güçsüz olanları yenmesi ve üzerinde egemenlik kurmasını meşrulaştırmaktadır.

Bu noktada ulusal birliğini koruma arzusundaki ülkeler için önemli bir aşama, güçlü bir ırk prototipi yaratmaktır. Beslenme diğer öjeni yöntemlerinin içinde zayıf bir müdahale olarak gözükse de beslenmenin çok temel bir yapıda olması ve milli kimlik ile bütünleştiğinde geniş kitlelere ulaşan sembolik bir yanının olması sebebiyle önem arz etmektedir.

Kimi ülkelerde besin değerini aşan bir öneme sahip olan et yeme pratiği, özellikle milli kimliğin öne çıkan parçalarından biri olmuş veya farklı milletler ile et yeme alışkanlıkları etrafında kurgulanan sembolik anlamlar neticesinde sömürgeciliğin düşünsel arka planına katkı sağlamıştır. Örneğin, İngiltere’nin sığır eti (beef) üzerinden kurduğu milli kimlikte kanlı et, güç, hayat ve tutkuyu sembolize etmektedir (Rogers, 2003). Öte yandan, 19. yüzyılda Hindistan’da Britanyalı Raj’ın tükettiği yüksek miktardaki et, kendisinin erkeksi olması ve ırksal-fiziksel olarak üstün olmasıyla ilişkilendirilmiş, Hintlilerin “efemine” olarak tasvir edilen “ırk”ları ise bir yandan sıcak ve nemli iklim, bir yandan da pirinç temelli beslenmeye bağlanmıştır (Sengupta, 2010. 85-87). Nazi Almanyası’nda ise et tüketimi ithal ete bağımlı olduğundan, sağlık, fiziksel performans ve kaynakların etkin kullanımı üzerinden et tüketiminin azaltılması, yerel kaynakların kullanılması çerçevesinde “doğal beslenme” teşvik edilmiştir (Treitel, 2009).

Milli kimliğin ve sembolik anlamın ötesinde et tüketimi, milliyetçilik akımının bir parçası olarak görünür hale gelir. Japonya’nın Meiji döneminde (19. yüzyıl) milliyetçilik devlet tarafından yönlendirilen yukarıdan halka yayılan bir süreç olarak görünmektedir (İchijo ve Ranta, 2016: 87). Kapitalist düzen ve sanayileşme alanlarında diğer ülkelerden geri düşen Japonya için bu dönem Batı’yı yakalama ve modernleşme amacıyla gerçekleştirilen reformlara sahne olmuştur. Özellikle güçlü bir ordu yaratma amacını güden modernleşme projelerinden birisi de geleneksel Japon beslenmesinde özellikle son 200 yıldır yer bulamayan etin tekrar sofralara dönüşüdür ( a.g.e. 88). Medenileşme ve ıslahın bir parçası olarak et yeme Batıya ait bir gelenek olarak görülmekte ve Batıyı yakalama amacının önemli bir bileşeni olmaktadır. İmparatorun emriyle et yeme yasağı kaldırılmış ve düzenli biçimde et servis edilmesi emredilmiştir. Bu, hem fiziksel olarak hem de toplumsal olarak Japonların aşağı statüsünü düzeltmeye yönelik bir girişimdir (a.g.e., 89).

MAKARNA YİYEN MİSKİNLER

Mussolini’nin İtalya’sında ise üçüncü Roma’nın yaratılması hedefiyle Roma kültürünün özellikle savaş teması ön plana çıkartılmış ve üstün askeri özelliklere sahip bir millet imgesi üzerinden sağlam, istikrarlı ve güçlü bir devlet yaratılmak istenmiştir. 1932 tarihli La Cucina Futurista isimli kitabında Marinetti, İtalyanların makarna yerine et yemeleri gerektiğini, makarna yiyen erkeklerin uyuşuk ve miskin olduğunu, et yemenin onları hareketlendireceğini ve saldırgan yapacağını dile getirir (akt. Shkandrij, 2015: 165).

Italian-Black-Shirts - Kopya

Ukrayna milliyetçisi Volodymyr Martinets’in kitabı Za zuby i pazuri natsii’de de (1937) (Milletin Dişleri ve Pençeleri İçin) benzer bir görüş dile getirilmekte, Matrinets Ukraynalılara bol bol biftek yemelerini ve etçil bir diyetle beslenmelerini öğütlemektedir. Martinets bu beslenme biçimini milliyetçi ideoloji için uygun görür çünkü et yemenin yaratacağı “kana susamış içgüdüler” istenen özelliklerdir (Rudnytsky, 1987). Martinets kitabında İngilizlerin et yemeklerini sıralamakta ve bu kadar çok et yememiş olsalar dünyanın en geniş imparatorluğunu kuramayacaklarını ifade etmektedir. Etçiller, ona göre savaşmaya daha yakın ve yayılmacılardır. Almanların da eskiden patates ve lahana yediklerinden, yakın zamanda et yemeye başladıklarından bahseden. (**) Martinets, kendi halkı için de yorumlarda bulunur. Karpatlarda insanların mamaliga yani mısır unundan yapılmış bir püre yediklerini ve belki de bu nedenle diğer Ukraynalılarla karşılaştırdıklarında az gelişmiş olduğunu dile getirir (akt. Shkandrij, 2015: 165-166).

Türkiye’de ulus-devlet inşası ve öjeni bağlamında yapılan çalışmalar yeni kurulan ülkenin Batılı, laik, medeni, ahlaklı, zeki ve kuvvetli bir Türk ulusu yaratmak için devlet tarafından yapılan reformlar ve Beden Terbiyesi Kanunu gibi yasal düzenlemelerden bahsetmektedir (Alemdaroğlu, 2005; Bayraktar, 2013). Bunların yanı sıra, kuvvetli ulusların inşası hususunda et yeme pratiğine de önem verildiği görülmektedir ancak ulus inşasının bu boyutu günümüzde akademik araştırmalara fazla konu olmamıştır.

ET YİYEN HALKLAR DÜNYAYA EGEMEN OLUR

Et yeme pratiğinin ulus-devlet inşasındaki rolünün izlerini 1942 yılında basılmış olan “Türkiyenin Et Meselesi” (Akkerman ve Bekman, 1942) adlı kitapta bulabiliriz. Kitap çok geniş hayvancılık verileriyle yurtdışındaki ve Türkiye’deki hayvancılığı karşılaştırmakta ve hayvancılığın gelişmesi için önerilerde bulunmaktadır. Kitapta et meselesi, beden terbiyesine bağlanmakta, nüfusun artmasının yeterli olmadığı, “fertlerin kalite bakımından da yüksek” olması gerektiği ifade edilmektedir (a.g.e., 7). Etin vücut için ne kadar gerekli olduğu anlatılırken özellikle etin içeriğindeki albüminin faydaları aktarılmakta ve et, albümin ile eşdeğer tutulmaktadır. Etin sebzeyle karşılaştırıldığında üstün nitelikli olması birkaç örnekle açıklanmaktadır. Örneğin, Fransız amelesi ile İngiliz amelesinin gözlendiği, daha az et tüketen Fransız amelesinin üçte bir oranda az çalıştığı tespiti aktarılmaktadır. Fransız amele uygun miktarda et ile beslendikten sonra aradaki fark kapanmıştır. Metin, et yiyen halkların et yemeyenlere oranla daha kuvvetli oldukları ve et yemeyenler karşısında galip geldikleri çıkarımını içeren buna benzer örnekler vermektedir. Bu düşünceleri destekleyen ifadeler Hıfzıssıhha Profesörü Süreyya Aygün’den aktarılır:

“Dünyanın dünkü olduğu gibi bugünkü savaşında da muvaffak olmanın en büyük sırrı et ve benzerleri olan albüminli gıda maddelerinde saklıdır. Hangi millet daha çok albümin yerse o millet az albümin yiyene hâkim olur. … kültürde ilerledikçe et ve albüminli maddelerin sarfiyatı artar…. kendinden birkaç yüz misli insanları hükmü altında tutmuş bulunan İngilizleri ele alacak olursak görüyoruz ki İngilizler et ve et müstahzarları, balık, yumurta ve süt gibi albüminli maddeleri yiyen milletlerin en başında yer tutuyorlar. … Bilakis hükümleri altında tuttukları milletler ise et yemiyen veya pek az yiyen insanlardan teşekkül etmektedir.” (a.g.e., 9-10)

Et yeme pratiği böylelikle kişisel bir beslenme meselesinden çıkmış ulusların kaderlerini tayin edecek, bir ulusun diğerine hükmetmesini sağlayacak derecede önem arz eden bir konuma yükselmiştir. İngilizlerin dünyaya hükmetmesi bir tür determinizm ile çok et tüketmelerine bağlanmış, sömürülen ülkelerin halkları ise et yemedikleri için kaderlerine mahkûm edilmişlerdir. Kitaba göre et yeme pratiği çalışkanlıkla doğru orantılıdır. “Bir insan ne kadar çok et…yerse o kadar fazla çalışma ve muvaffak olma kabiliyeti kazanır” (a.g.e., 10). Bir anlamda, sömüren ve sömürülen ülkeler çok çalışan ve az çalışan ülkeler olarak kategorize edilir. Et ise sağlık ve zekâ için önkoşuldur.

Verilen bilgiler ışığında et yemek için devletin tüm kurumlarıyla vatandaşına “ucuz, bol, sıhhi ve emin” (a.g.e., 10) et temin etmek için seferber olması beklenmektedir. Yabancı ülkelerde gazeteciler, akademisyenler, doktorlar, mimarlar, mühendisler, fabrika açan müteşebbisler, zootekni uzmanları, dernekler her biri “adeta bir müsabaka açılmış gibi” bu amaçla hareket etmektedirler. Aygün, kısa zaman içine aynı hareketi kendi yurdunda da görmek istediğini belirtir (a.g.e., 11).

ET YİYEN KÖYLÜ: KUDRETLİ, ZEKİ VE ÇALIŞKAN

Coğrafya profesörü Hasan Reşit Tankut ise dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Zonguldak’taki kömür işçilerine “tam kalorili ve sıcak yemek” temin ettirdiğini müjdelemekte ve bu adımın “milli kalkınmanın hareket noktası ve hattını” çizdiğini belirtmektedir (a.g.e., 11). Tankut, köylüler üzerindeki gözlemlerini aktarırken et yiyen köylünün ot ve hububatla beslenene oranla “daha kudretli, daha neş’eli, daha zeki ve daha çalışkan” olduğunu dile getirmekte ve şunları yazmaktadır:

“Bana öyle geliyor ki Türk kolunun ve kafasının emeği Türk dişinin etten kesildiği günden beri verimsizdir… Bizi ufalıp gitmekten, eriyip bitmekten, kurtaracak tedbirlerin başında etli gıda vardır. Harikulâde gayretimizi, asla kırılmıyan azmimizi ve sönmiyen neş’emizi beslemek için köylümüze et yedirmek yolunu arıyacağız ve etli gıdalar iledir ki ilâhi Türk zekâsı köy evlerinin içinde yeniden canlanacak ve Türk emeği feyizli verimine hızla başlıyacaktır.” (a.g.e., 11-2)

Bu bağlamda Türk ulusunun inşasında etin yeri oldukça merkezi olarak görülmektedir. İlâhi Türk zekâsı ve Türk emeğinin et yememekten sönüp gittiğini, ulus olarak da ufalıp gideceğimiz ifade edilmekte ve ideal ulus-devlet öznesi yaratılırken, et yeme pratiği spor yapmak gibi diğer unsurların yanı sıra öjeni uygulamalarının önemli bir parçası olmaktadır.

19_Mays_gsterileri_-_1930_lar

Et yeme kuvvetli, sağlıklı, zeki Türk ulusu için öylesine merkezi bir durumdadır ki et çeşitlerinden ve tüketici tercihlerinden bahsedilen kısımda geleneksel olarak tükettiğimiz et çeşitlerinin dışına da çıkabileceğimiz iması verilir. Et seçiminde alışkanlıklar, din, kültür, ihtiyaçlar ve iktisadi koşulların ön plana çıktığı ifade edilirken tükettiğimiz sığır, koyun ve keçi gibi hayvanlar ile domuz karşılaştırılmakta ve domuzun et randımanı, bir batında çok yavru doğurması gibi nedenlerle iktisadi olarak çok önemli olduğu dile getirilmektedir. Yazarlara göre domuzun ülkemizde yetiştirilmemesi ve tüketilmemesi bizi “mühim bir servet kaynağından” mahrum bırakmaktadır (a.g.e., 121). “Gıda ve iktisadi” hususlarda halka “azami menfaatler” sağlayacağı dile getirilen domuz eti etrafındaki sıhhi kaygılar ise “fenni” yaklaşımla bertaraf edilmektedir (a.g.e., 122). Metin bütünüyle bilimsel bir yaklaşımla ele alınmakta ve görüldüğü gibi hayvana iktisadi bir akılla bakılmaktadır.

Hayvanlar hissedebilir canlılar olmaktan çıkmış ve amaçları Türk ulusunun bedenini ve dimağını beslemek olan “albümin fabrikaları”na dönüşmüşlerdir (a.g.e., 10). Görüldüğü gibi hayvanların, insan ürünü belli kategorilere hapsedilmesi ve bu kategorilerin doğal üyeleriymiş gibi muamele görmeleri sadece kültürel ya da ekonomik boyut ile açıklanamaz. Hayvan bedenlerinin et olarak inşası devlet politikaları eliyle de sürdürülmektedir.

Sezen Ergin Zengin’in Özneden Nesneye: Söylem Analizi Üzerinden Hayvanın Değişen Statüsü Hakkında Bir İnceleme adlı Doktora Tezi’nden alınmıştır (Hacettepe Üniversitesi Ankara, 2017).

 

 

(*) Yakın zamanda Tiflis’te neo-Naziler tarafından vegan kafeye yapılan saldırıda saldırganların ellerindeki et parçalarına sağa sola fırlatmaları bu bağlantıları akla getirmektedir (Synovitz, 2016).

(**)  Aynı dönemde Sosyalist görüşlere sahip Vynnychenko’nun vejetaryenliği öven fikirleri Martinets tarafından pasifizm, fiziksel zayıflık ve yozlaşma ile bağdaştırılmıştır (Shkandrij, 2015: 166; ayrıca bkz. Rudnytsky, 1987).

 

 

KAYNAKÇA

Akkerman, C. & Bekman, M. (1942). Türkiyenin Et Meselesi. T.C. Ziraat Vekâleti Neşriyatı. U. Sayı: 533, Veteriner Serisi: 13

Alemdaroğlu, A. (2009). Öjeni Düşüncesi. T. Bora & M. Gültekin (Ed.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Milliyetçilik (ss. 414-421). İstanbul: İletişim Yayınları.

Anderson, B. (2009). Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması. İstanbul: Metis Yayınları.

Aydın, S. (2011). Cumhuriyetin İdeolojik Şekillenmesinde Antropolojinin Rolü. Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Kemalizm (ss. 44-69). İstanbul: İletişim Yayınları.

Bayraktar, U. B. (2013). (Social) Darwinism for Families: The Magazine Muhit, Children and Women in Early Republican Turkey. European Journal of Turkish Studies16, 1–24.

Çağatay, S. (2009). Otuzlarda Türk Milliyetçiliğinde Irk, Dil ve Etnisite. T. Bora & M. Gültekin (Ed.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Milliyetçilik (ss. 414-421). İstanbul: İletişim Yayınları.

Ekberg, M. (2013). Eugenics: Past, Present, and Future. M. Turda, (Ed.), Crafting Humans From Genesis to Eugenics and Beyond, (ss. 89-108). Taiwan: National Taiwan University Press.

Gellner, E. (1983). Nations and Nationalism. Oxford: Basil Blackwell.

Giddens, A. (1985). The Nation-State and Violence. Oxford: Polity.

Hobsbawm, E. J. (1990). Nations and Nationalism Since 1780. Cambridge: Cambridge University Press.

Gültekin (Ed.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Milliyetçilik, (ss. 245-261). İstanbul: İletişim Yayınları.

Gültekin, T. & Koca, B. (2002). Cumhuriyet Döneminden Günümüze Ülkemizde Gerçekleştirilen Irk Çalışmaları. Antropoloji, 14, 31-42.

Ichijo, A., & Ranta, R. (2016). Food, National Identity and Nationalism. London: Palgrave Macmillan UK.

Maksudyan, N. (2005). Türkçülüğü Ölçmek: Bilim Kurgusal Antropoloji ve Türk Milliyetçiliğinin Irkçı Çehresi 1925-1939. İstanbul: Metis Yayınları.

Rogers, B. (2003). Beef And Liberty: Roast Beef, John Bull and the English Nation: Roast Beef, John Bull and the English Patriots. London: Chatto & Windus.

Rudynytsky, I. L. (1987). Volodymyr Vynnychenko’s Ideas in the Light of His Political Writingshttp://www.ditext.com/rudnytsky/history/vynn.html

Sengupta, J. (2010). Nation on a Platter: the Culture and Politics of Food and Cuisine in Colonial Bengal. Modern Asian Studies44(01), 81.

Shkandrij, M. (2015). Ukranian Nationalism: Politics, Ideology, and Literature, 1929-1956. New Haven & London: Yale University Press.

Synovitz, R. (2016, Mayıs 31). Georgian vegan cafe attacked by “sausage-wieldingnationalists”. The Guardian.

Treitel, C. (2009). Nature and the Nazi Diet. Food and Foodways17(3), 139–158.

Weiss-Wendt, A., & Yeomans, R. (Ed.). (2013). Racial Science in Hitler’s New Europe,

*****

Yazı ve resimler: https://hayvanlarinaynasinda.wordpress.com/2017/11/09/ulus-devlet-et-ve-kudret-et-ye-ulusun-yukselsin/

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s