İnsan olmanın bedeli

Jaguar, South America

Gay Bradshaw

Birkaç yıl önce denizaşırı yaşayan bir biyologtan telefon geldi. Dünyanın farklı yerlerindeki doğal alanlarda ve koruma altına alınmış yerlerine seyahatlar etmiş birisiydi. Fil travmasıyla ilgili kitabımı okuduktan sonra kaplanlar ve diğer yabani hayvanlarla yaşadığı benzer deneyimlerini paylaşmak istemişti. Anlattığı şeyler göz yaşartan dramlar ve şaşırtıcı detaylarla dolu bir şölen gibiydi; bu, sadece hayvanlarla yakından, kişisel bir bağ kurarak, samimi gözler ve sabırla elde edilebilecek türden bir bilgiydi. Anlattığı hikâyelerden birisi, uzun süre hafızamda kaldı, hayâli beni bir türlü bırakmadı açıkçası.

Biyolog, bir gün, Amazon’un iç kısımlarında, derinlerde, küçük bir suyun yakınlarındaki yeşilliklerin kalın örtüsü ardında gizlenerek oturuyordu. Şafaktan hemen sonrasıydı. Hava vızıldayan böceklerle, kuş sesleriyle, çiçeklerle dolup taşıyordu. Ağaç kanopisinin her bir milimi yaşamla soluk alıp veriyordu. Yaban hayatı her gün yaptığı şeye devam ediyordu- yiyor, içiyor, konuşuyor, birbiriyle iletişim kuruyordu. Orman; karıncalardan, ağaç kurbağalarından, tembel hayvanlardan, tapirlerden oluşmuş bir mozaik gibiydi, etrafta yeşil ve kırmızı papağanların renkleri yanıp sönüyordu. Ama bu hayat dolu etkinliğe rağmen sessizlik hüküm sürüyordu yine de. Herkes ve herşey kusursuz bir şekilde bu tablodaki yerini almıştı, jaguar bile avıyla yan yana bir arada duruyordu. Bütün niyetler ve amaçların karşısında bu sahne Claude Monet’nin parkta pikniğinin tropik bir yeniden yaratımı gibiydi.

Ansızın bu pastoral ahenk, yaprak hışırdamaları ve ağaç dallarının çatırdama sesleriyle bölündü. Biyolog çıkan gürültü karşısında şaşkınlığa kapılmıştı. Gergin, kim ya da ne tür bir tehditin yaklaşıyor olabileceğinden korku duyarak hareketsiz kaldı, bekliyordu. Sonra, gördü: Bir inek. Ortalığa yayılan ses suya ulaşmaya çalışırken çalılıkların arasından yolunu arayıp bulan inekten geliyordu.

Şaşırarak, diğer hayvanların hiç istifini bozmadığını farketti. İneğin beklenmedik ortaya çıkışı hızla atan yüreği hariç hiçbir sıkıntıya yol açmamıştı. Herkes dolaşmaya, kendisiyle ilgilenmeye, ne yapıyorsa ona devam etmişti. Sözlerini şöyle tamamladı biyolog: “O an ortaya çıkan inek değil de ben olsaydım, hayvanlar korku içinde kaçışacaktı. O an, kendimi bütün hayatımda hiç hissetmediğim kadar yalnız hissettim.”. Durdu. Denizleraşırı telefon cızırtısının alçak gürültüsü eşliğinde sessizce aynı hisleri paylaşarak oturduk. Birkaç dakika sonra, veda ederek telefonu kapadık.

Biyolog ve ben ara sıra görüşüyor, birbirimize bir olay ya da mesele hakkında epostalar gönderiyoruz. Amazon ineğinin hikâyesi üzerinden birbirimizle bir bağ kurduk. Bu olay samimi, içten, kelimelerin ötesinde bir şey açığa çıkardı: insan olmanın ızdırabını ikimizin de anlıyor olmasından kaynaklanan, dile getirilmeyen bir ortaklık duygusu. Belki de birçok insanın doğal olarak hissettiği o hayvan sevgisini ortaya çıkaran şey de işte bu gerçeği idrak ediyor olmaktır.

İnsanlar çoğu kez insanların öteki hayvanlara çekilmelerinin sebebi olarak koşulsuz sevgiyi gösterir. Bu türden bir sevginin herhangi bir koşula veya talebe dayanmadığına inanılır. Ruh halimiz, konumumuz, gücümüz ya da kötü günlerimiz ne olursa olsun, bir kedi bize gülümseyerek baktığında ya da bir köpek eve dönüşümüz karşısında şımarık bir mutlulukla sağa sola koşuşturup kendini havalara attığında sonsuz bir sevgi hissederiz. Kuralsız koşulsuz kabul ediliriz. Ne yaparsak yapalım ya da kim olursak olalım, seviliriz. Ego ve eleştirinin hüküm sürdüğü, küçücük bir hatanın on yıllar sürmüş bir dostluğu bitirebildiği bir dünyada öteki hayvanların açık yürekleri yaralı ruhlar için bir merhem gibi gelir. Hayvanlar görünenin ardında yatan şeyi anlayabiliyor, önlerinde duran şey ya da kişiden mutlu olabiliyorlar, geçmişte ne olursa olsun.

Bu, develerin ve atların insanların öfkesi karşısında dizleri üzerine çökmediği anlamına gelmiyor. Kediler ve kuşlar da insanın vurdumduymazlığına bağışık değiller. Bütün hayvanlar- balıklar, ahtapotlar ve kaplumbağalar- bütün insanlar kadar duygusal yaralara ve travmalara açıklar. Doğanın sınırları var. Ancak, hayvanlar genel olarak bir çok insana kıyasla daha büyük bir şefkat kapasitesine sahip. Pişmanlık ve af dileme ifadeleri karşısında hayvanlar kendilerine yanlış davrananlara şefkat gösterebiliyorlar.

Hayvanlar kendilerine kötülük yapanları affedebiliyorlar da ayrıca. Bir köpek burnu ya da bir atın yumuşak tatlı temasıyla insanın hataları bir kenara bırakılır hemen. Bu narin, sessiz jestler bizi şu ânın zerafetine çağırır. Anda günah yoktur, pişmanlık yoktur, sadece sevgi vardır. Ve sevgide ayrılık yoktur. İşte burada insan olmanın ızdırabıyla ilgili o kaynağa temas etmiş olabiliriz.

Modern insanı tanımlayan şey, onun doğadan kopmuş olduğudur. Kimliğimiz, öteki hayvanlarda olmayan bir şeye sahip olduğumuz iddiası üzerine kuruludur. Bizler kim olduğumuzu öteki hayvanların olmadığı ya da yapmadığı şeylere göre biliriz. Doğru; yarasalar, kediler, domuzlar ve kartallar okuyamazlar, şiir yazamazlar, köprüler ve gökdelenler yapamazlar. Ama bilimin artık kabul ettiği gibi, doğada Sistine Şapeli ya da İkiz Kulelerin olmamasının beyin gücüyle de hayâl gücüyle bir alakası yok. Bütün hayvanlar, ve temel besinlerle yaşayan aborijin insanlar bunu seçme şansları olmadığı için yapıyor. Modernitenin ataları, öldüren silahları icat eden insanları besleyen buğdayı öğüten değirmeni döndüren tekerleği yapmak için ağacı kesmeyi seçti, öteki türler ve kültürler ise daha basit yollar seçtiler.

Tarımdan endüstriye ve teknolojiye doğru yapılan yolculuk türümüzü uzaklara götürdü, hayvan akrabalarımızın çemberinden uzağa, yapayalnız kaldığımız o yere. Ama insanlar ne kadar çabalasa da ayrılık mümkün değil. İnsan olarak el üstünde tutulan bütün başarılar, içtiğimiz plastik ve porselen, birbirimizle konuşmak için kullandığımız silikon tabletler, kim olduğumuzu gizleyen bütün o süsler, hepsi Dünya’dan geliyor. Anneleri tarafından tanınmayabilirler, ama bunların hepsi sonsuzluk kadar uzun bir zaman önce bir araya getirilen elementlerden meydana geliyor. İnsan zihni ne türden fantastik bir şato hayal ederse etsin, insanlar nihayetinde Dünyalılar.

İşte bizi kapıda karşılayan, bedeni sevgiyle sıcacık, hayran gözlerle bakarak yaşam bulan o dünyalı yüreklerdir. Bize doğru uzanan patiler ve sürüp giden mırıltılar kalbin yoluna dönmemiz için aklımızı çelmeye çalışır. Onlarınki bir sevgi dünyası, ama insanın hiçbir bedeli olmadan ne dilerse yapabildiği türden koşulsuz bir sevgi değil buradaki. Bu, bizim içinde yaşadığımız dünya aslında- biyoloğun anlattığı o yalnız dünya. İnsanlar tarafından genetik olarak mahvedilmiş yüzbinlerce hayat yaşayan inekler bile hayvan olarak yaşamaya sadıklar. İşte bu yüzden yaklaşan inek karşısında jaguar, maymun ve tembel hayvan istifini bozmadı hiç. İnek, doğanın yasasına sadıktı. Yabanla içiçe geçmiş hayatları olan insanlarsa hâlâ şüpheli. İnsanlar doğanın güvenini kaybettiler.

O halde bizler, aynen o inek gibi, o yaban ve vahşi yürekler arasında yürüyebilelim diye, yeniden o güveni kazanmak için neyi öğrenmeye zorunluyuz? İnsan olmanın ızdırabını nasıl olacak da alt edebileceğiz? Yanıtlar net: Hayvan olarak. Bu da iki anlama geliyor: öteki hayvanlara kendimizi şartsız koşulsuz vererek ve böyle yaparken bütün yaşamı kucaklamak uğruna insanın hayatta kalma güdüsünden vazgeçerek. Ya da, daha basitçe ifade etmek gerekirse, Snoopy’nin arkadaşı Charles Schulz’un bir defasında söylediği gibi, Bütün hayatı boyunca iyi birisi olmaya çalıştı Ama çoğu kez başarısız oldu. Ne de olsa, sadece insandı. Köpek değildi.

Hav.

***

Çev. Cem

Resimler ve yazı:

https://www.psychologytoday.com/blog/bear-in-mind/201403/the-price-being-human

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s