Bir zamanlar kürk üzerine : Canlıları sırtlarına giyenler

mink-kurk-kafeste1

Abdullah Onay

Hayvanların kürkünü zorla alıp, üstüne giysi olarak geçirmenin çok eski çağlara kadar giden uzun bir tarihi var. Sonraları sınıf ya da statü sembolü haline gelmiş. Özellikle PETA Hayvan Hakları örgütlerinin yoğun kürk karşıtı mücadeleleri ile bir gelişme sağlandı. Ama kürk sektörü hâlâ bayağı güçlü. Doğadaki canlıların avlanmasına dayalı kürk endüstrisi gerilemiş, çünkü birçok canlının neslini tüketmişler. Çiftliklerde üretiyorlar artık.

Yunanistan’da öyle bir kente gitmiştim, Kastoria. Kentin ismi de kunduzdan geliyormuş. Kunduzları avlayarak tüketmişler. Kürke dayalı ekonomi hemen hemen kaybolmuş. Kürk tüccarlarının konakları tarih olmuş. Birkaç atölye vardı hâlâ.

Yakın bir tarih gezisine çıkalım. 1990’lı yıllarda rahmetli Duygu Asena’nın yönetiminde Kim adında bir dergi çıkıyordu. Şubat 1993 sayısı kürk konusuna ayrılmış. (1) Fügen Yıldırım’ın hazırladığı dosyada, kürke karşı çıkanlar ve savunanlar yer alıyor. Dergi kürke karşı olduğunu hem başlıkta hem sunuşta dile getirmiş: “Artık Kürk Giymek Zevksizlik ve Görgüsüzlük”. Sunuşta da şu denmiş, döneme göre epey kıymetli:

“Kürk giymek… Belki de pek çok kadının düşü… Prestij kazanma ya da ısınma aracı. Bunun için dünyada çiftlikler kuruluyor; doğada yaşayan hayvanlar katlediliyor… Bir yandan da hayvanseverler bu katliama ‘dur’ diyebilmek için mücadele veriyorlar. Çünkü dünyada bir vahşet yaşanıyor!”

Kim Dergisi kürkün nasıl bir vahşet sonucu ele geçirildiğini de yazmış:

“Vizon ve astragan üreten çiftliklerde durum daha mı iyi? (…) Ağızdan ve makattan sokulan metal çubuklarla hayvanın vücudundan elektrik akımı geçirilerek, içerden yakılmış olur. Hayvanın içi kavrulur, barsakları yanak. Bu süreç onbeş yirmi dakika sürer. Veya zehirle uzun süre can çekişerek ölmeleri sağlanır. Bazen de karbonmonoksit gibi gazlarlar bayıltılan hayvanlar, derilerin yüzülmesi esnasında ayılır ve diri diri yüzülme işlemi devam eder.”

Gelelim soruşturmada verilen cevaplara, şimdi okuyunca bir kısmı trajikomik gelebilir. Ama o dönemler Batı’da mücadele sürerken böyle rahatlıkla konuşanlar oluyormuş işte ülkemizde!

Tabii bu ayrımın farkında olanlar da var. Dönemin magazin dünyasının popüler isimlerinden Harika Avcı bu farkı şöyle anlatıyor Londra’da yaşadıklarından:

“Adamın biri bir resim dayadı burnuma, ‘Siz bir tilkinin, bir vizonun nasıl canavarca öldürüldüğünü biliyor musunuz ki bu kürkü giyiyorsunuz?’ dedi. Resmi görünce çok utandım. Londra’da bir daha kürk giymedim ve kazakla gezdim.”

Anlaşılan Londra’da giymemiş ama Türkiye’ye dönünce giymeye devam etmiş olsa gerek.

Yine artık geçmişte kalmış bilgiler de var, “Leopar ya da panter manto ise, en az 10 tanesinin katledilmesine yol açıyor. (…) Afrika’da adeta leopar katliamı yapıyorlar ve her yıl 3 milyon leopar öldürüyorlar. Kürk avcıları en değerli kürklere sahip olan yavru leoparları seçiyorlar.”

Tabii bunlar geride kaldı, çünkü bu canlıların nesli neredeyse tükendi bazı ülkelerde bir avuç kalınca koruma altına alındı.

kim-dergisi-kurk-dosyasi

“SOSYAL DURUM” MESELESİ

Beyhan Eczacıbaşı’nın söylediklerine bakalım:

“Ben kürk kullanıyorum. Çünkü fonksiyonel buluyorum. Doğayı koruma bakımından kürke muhalefet edilmesini saçma buluyorum. Vahşi hayvanın kürkünün kullanılmasına ben de karşıyım. Fakat artık vizonlar, astraganlar filan bu iş için üretiliyor. Eğer onu kullanmamayı düşünüyorsak et de yemeyelim, ayakkabı da giymeyelim, çanta da deri ceket de kullanmayalım.”

“Et de yemeyelim” diye sorması yerinde aslında Eczacıbaşı’nın. Ava karşı olduğunu söylüyor, ama onda da bir şartı var: “Nesli azalan tabiatta başıboş gezen hayvanın kürkü olmaması kaydıyla, makul buluyorum.”

Sınıf bilinci ile de bakıyor meseleye, kürkü olmayıp, “tabiatta başıboş gezen” canlının bir kullanım değeri yok, yaşayabilir. Zaten kürke karşı bu tepkileri “kürkten ziyade, kürkü giyenin sosyal durumuna bir protesto” diye açıklamış.

Ama o dönem sosyetesinin önemli isimlerinden Ayşegül Nadir aynı kanıda değil.

“Zevksizlik ve görgüsüzlük, kendini bilen insanlar kürkle görünmüyorlar. (…) Dışarıda biliyorsunuz bıçak atıyorlar. Kaç tane arkadaşımın kürkünün arkasını bıçakla, makasla kestiler, Ya da gelip ‘Bu giyilir mi, utanmıyor musunuz?’ diye laf atıyorlar.”

“BİZİM SANSARIMIZ ÇOK İYİDİR”

Kürk firması olan Aynur Genceroğlu, yaptığı iş üzerine düşünmüş bayağı belli ki:

“Şimdi biraz da imitasyoncular para kazansın. Nasıl olsa sonra aslına rücu edilecektir. Çünkü ısınmak ihtiyacı, insanların nüvesinde var. İlk insanlar da kürklerle ısınmaya çalışmışlardır. Kürkün kalınlığına alışan insanı en kalın kumaş bile ısıtamıyor. Doğada yaşayan vahşi hayvanların avlanmasına, katledilmesine ben de karşıyım. Ama dev çiftliklerde sadece bu amaç için üretilen hayvanların postlarından niçin yararlanmayalım?”

Evet ona bu soruyu sorduran bunu doğallaştıran ideoloji. “Niçin yararlanmayalım?” Hayvanlar üzerinde bir egemenliğimiz var, yararlanırız onlardan değil mi? O da Eczacıbaşı gibi çelişkiye dikkat çekiyor: “O zaman et de yemeyelim, tavuk ve balık da yemeyelim.”

O zamanlar vejetaryenlik/veganlık pek bilinmiyor belki onun da etkisi var.

Genceroğlu kürk endüstrisine ilişkin bayağı ayrıntılı bilgiler veriyor:

“Bu çiftliklerde üretilen vizonun maliyeti çok yüksek. Tüyün kalitesi için, rengi için kimyasal maddeler kullanılıyor. Birleştirmek için ayrı kafesler yapılıyor. Yani bir vizon dünyanın parasına mal oluyor. Hayvan belli bir büyüklüğe ve tüy karekterine ulaştığı zaman da kesiliyor, yüzülüp sepiye gidiyor. Türkiye’de vizon çiftliklerinde henüz istenilen tüy kalitesine ulaşılamadı. Ama bizim sansarımız çok iyidir. Karadeniz’de yaşayan türü çok tutulur ama o kadar az çıkıyor ki… Sonra Erzurum’da yaşayan bir tilkimiz vardır ki, nefis bir renk ve tüy kalitesine sahiptir. Fakat bugün 50 mantoluk tilki çıkmaz. (Hoppala, “doğada yaşayan hayvanların avlanmasına karşıyım” dedi ama soyları tükendiği için olsa gerek. AO) Çok eskiden ana rahminden alınan astraganlar en makbul sayılırlardı. O gerçekten katliamdı, şimdi çiftliklerde yetiştiriliyor, doğum oluyor, onbeş günlükken kesime alınıyor. Bir astraganın kıvırcıklığı ya da düzlüğü, annenin yalamasıyla ilgi. Anne yalamadan önce kıvır kıvır oluyor, annenin yaladığı yerler düz oluyor.”

Büyük bir soğukkanlılıkla anlatıyor bugün bize korkunç geliyor. Zaten kürk çiftliklerinde büyük bir gizlilik içinde sürdürülüyor bütün bunlar.

Yine kürk sektöründen Necmi Güney ve Mine Pakoğlu da sorulara cevap vermiş. Söyledikleri benzer şeyler.

nazli-eray

“HAYVANI SIRTIMA GİYEMEYECEĞİME GÖRE…”

Bir de edebiyatçı var! Nazlı Eray. Elbette edebi bir boyut katmış soruşturmaya:

“Bu yaşıma kadar kürküm olmamıştı, ilgi duymamıştım, Fakat çok üşüyen bir insanım, Ankara gibi sert iklim koşulları olan bir kentte yaşıyorum. Ayrıca kürkün büyüsü beni çekiyor. Birdenbire daha da çok çekmeye başladı. Kürkle kendimi dişi hissediyorum. Belki bu hayvanlara haksızlık. Ama hayvanı sırtıma giyemeyeceğime göre kürkü giyiyorum. İki tane de kürküm var. Biri mavi tilki, bir tanesi de siyah vizon. Bu kadının zaafı. Şıklıkla ilgili. Bir de sadece kürk için kesilen hayvanlar yok k, yemek için kesilenler de var. Kürkü seviyorum. Tıpkı parfümü sevdiğim gibi. Kürk harikulade bir parfüm, pırıltılı bir takı… işte kadın. Ne yapayım, seviyorum. Sarılıyorum kürke.”

“DERİNE İNMİYORUM, ÇOK YÜZEYSEL DÜŞÜNÜYORUM”

Samimiyetle cevap veren de olmuş Zerrin Özer gibi:

“Ben hayvanları anormal derecede çok seven bir insan olduğum için kendimle bir tezat yaşıyorum. Benim de kürküm var. Ben giyiyorum maalesef. Ve çok derine inmiyorum, çok yüzeysel düşünüyorum aslında. Ciddi ciddi düşünecek olsam, kendimle çelişkiye düşüyorum. Bir tane kahverengi vizon almıştım yıllar önce onu giyiyorum. Fazla düşününce çok üzülüyorum. Almış olduğum için giyiyorum. Bu gün olsa almazdım herhalde.”

Hayvanların çeşitli işkencelerle postlarının çalınıp, lüks bir “giysi”ye dönüştürüldüğü kürke dair 23 yıl önce yapılan bu dosyada, kürke savunanların pervasızlığı görülüyor. Gerçi sektör canlılara işkenceyi sürdürüyor. Ama kürkü savunanlar bu denli rahat değiller.

Sektörün devlerinden Armani kürk kullanmaya son verdi yakın bir zamanda. Georgio Armani bu kararı şöyle açıkladı:

“Teknolojinin yıllar içinde gelişmesiyle birlikte kürk yerine kullanılabilecek başka başka şeylerin de olduğunu gördük. Hayvanlara zulüm yapmak yerine kullanılabilecek başka alternatifler de var.”

Ama milyar dolarlık sektör yerinde duruyor. Milyonlarca hayvan kafeslerinde ölümü bekliyor. Milyonlarcası da yaşadıkları doğal ortamda öldürülüp derileri yüzülüyor.

FOK YOU, “GÜÇLÜ OLAN YAŞAR”

Hâlâ işkenceleri vicdansızlıkla savunanlar var elbet. Bunlardan biri fok derisi ticareti yapan Hatem Yavuz. “Fok You” diye marka üretebilmiş, Nabibya’da avlanan yüz binlerce fokun kanı eline bulaşmış bu adam, protestolar karşısında dönemin ruhuna da uygun cevaplar verebiliyor: “Pekala dedim, madem o kadar iyi niyetlisiniz, gelin beni satın alın. 26’dan açtık onlara, 14,5 teklif verdiler.”

Sosyal duyarlılığa sahip olduğunu da göstermiş: “Ben de onlara diyorum ki siz misiniz bana uygarlıktan, insanlıktan söz eden? Suriye için, Gazze için ne yaptınız? Bu yüzden Batı’daki ikiyüzlü hayvan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarına Fok You markamla cevap veriyorum.”

Bir de bu tür durumların vazgeçilmez “filozof”u Hıncal Uluç’un sözleriyle bitireyim, ama bu “Güçlü olanın yaşadığı” düzenin tez zamanda yok olması umuduyla!

Bülent Ersoy’un kürke dair sözleri nedeniyle karşılaştığı protestolara karşı onu (türünü) şöyle savunmuş:

“İnsanoğlu yer yüzünde göründüğü yüz binlerce seneden beri, hayvanları, yaşamını devam ettirmek için öldürüyor.. Yemek ve soğuktan korunmak için kürklerini kullanmak için.. Hayvanlar da birbirlerini öldürüyorlar aynı, yemek için.. Darwin’in Evrim teorisi bu değil mi?.  Güçlü olan yaşar.. Sadece fiziksel değil tabii.. Akıllı olan da.. İnsan oğlu aklını kullanmasa, o silahları icat etmese, o tuzakları kurmasa, birlikte hareket etme taktikleri icat etmese bugün dünyada ‘İnsan’ diye bir tür kalır mıydı?. O vahşi ve güçlü hayvanlar, en kolay yem, insanı çoktan tüketmezler miydi?. “Aman bu nesil tükeniyor” diye son kalanlarımızı korumaya mı alırlardı sanıyorsunuz?” (2)

(1) Fügen Yıldırım, “Artık Kürk Giymek Zevksizlik ve Görgüsüzlük…”, Kim dergisi, Şubat 1993. Dosyada kürk karşıtı konuşanlar da var:

(2) Sabah, 15 Şubat 2013.

Yazı ve haberler:

https://hayvanlarinaynasinda.wordpress.com/2016/12/02/bir-zamanlar-kurk-uzerine-canlilari-sirtlarina-giyenler/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s