Etik ikilemler ve ahlâki değer hiyerarşisi

animal rights photography for fur ile ilgili görsel sonucu

Benim Köpeğim mi Senin Çocuğun mu? Hangisi?

Dr. Steve Best

Sık sık hayvan haklarını savunan insanlar yanan ev ikilemiyle baş başa kalırlar. Söz konusu olan şey şöyle bir şey: eğer yanan bir evde bulunsaydınız ve hayatınızı kurtarmak için kapıya doğru koşuyor olsaydınız, bir odada bir köpek diğerinde bir insan olsaydı kurtarmak için hangisini seçerdiniz?

Tabii bu sorunun sorulma sebebi hayvan haklarını savunanların davasında ya da değerler sisteminde bir takım tutarsızlıklar olduğunu ortaya koymak, böylece bu insanlar hayvanları ya da tür eşitliğinden söz etmelerine rağmen aslında gene insanı kurtarırdı diyerek bu tutarsızlığı ortaya koymak. Bu yüzden alttan alta hayvan haklarını savunanların aslında herkes gibi olup sonuçta türcü olduğunu kanıtlamak gibi bir amacı var. Yanan ev sorusuyla karşı karşıya kalındığında kurtarsanız da başınız beladadır kurtarmasanız da. Eğer insanı kurtaracağınızı söylerseniz o zaman soruyu soran kişi saadetle sizin iki yüzlü olduğunuz sonucuna varacaktır. Eğer köpeği kurtaracağınızı söylerseniz o zaman değerlerden bihaber sapkın bir insan düşmanı yaratık olarak damgalanırsınız.

Bu soru Iowa Üniversitesi’nde verdiğim bir sunumdan sonra soru cevap kısmındayken bana da soruldu. 2004 Kasım’ında ALF Psikoloji Bölümünün laboratuarlarına cesur bir saldırı düzenlemiştir.Laboratuardaki bilgisayarlar ve ekipmanlar kırılıp dökülmüş ve 401 hayvan kurtarılmıştı. Yara henüz tazeydi- dinleyiciler arasında güvenlik elemanlar, gizli ajanlar ve Psikoloji Bölümü üyeleri bulunuyordu; ve Martin Luther King Jr haftası kutlanıyordu ve ben yaptığım konuşmada 19. Yüzyıl kölelik karşıtı hareketle 21. Yüzyıl hayvan esareti karşıtlığı arasındaki ortak noktalarla alakalı ayrıntılı bilgiler vermiştim. King’in adalet ve sivil itaatsizlik kavramlarını hayvan haklarını savunmak için genişleterek insancı bakış açısının sınırlarını gösterdim, her ne kadar geniş bir bakış açısı olsa da toplum, adalet ve hak kavramlarını hayvanları da içerecek şekilde kullanılmadığını belirttim. Martin Luther Kİng Jr’ın Herhangi bir yerde meydana gelen adaletsizlik her yerde meydana gelen bir adaletsizliğin işaretidir şeklindeki fikirlerini kullanarak ALF’in Iowa Üniversitesine yaptığı eylemin iyi ve adil bir eylem olduğunun altını çizdim.

Ancak duruma rağmen soru cevap kısmında yanan ev sorusuna verdiğim cevap yani bir yabancı karşısında köpeğimi kurtaracağım cevabı gazetelerde ve bloglarda manşete çıktı. The Daily Iowan adlı öğrenci gazetesi Profesör Best’in sözlerinin çok kışkırtıcı olduğunu söyledi, bu sözler dinleyicilerin fısıldaşmasına ortalığın karışmasına sebep olmuştu. Brian ‘beyni ölmüş’ O ‘conner emekli bir biyolog ve dirikesimci olup fuzuli hayatındaki yegane anlamı zehirli ve iğrenç anti-hayvan hakları blogunda hayvan haklarını savunanları meşaleyle yakmak şeklinde resimler yayımlamak olan birisidir, o da “Profesör best’in etik anlayışı “Önce Ben” etiğidir- yani kendisine kişisel zevk veren şeyler dışında yaptığı eylemlerin sonuçlarını ölçmesini gerektirmeyen bir etikten söz ediyoruz burada. Bu da gevşek bir ahlaki prensip arkasında gizlenen egosantrik bir keyif alma olayıdır.” Şeklinde bir yorum yapmış.

Kenara çekil Ward Churchill , çünkü yanına bir arkadaş geliyor. Görünüşe göre bu ülkede sapıklarla, pedofillerle ve ensest ilişkiyi savunanlarla aynı galeride sergilenmek istemiyorsanız bir hayvan hayatını insan hayatundan üstte tutmamanız gerekiyor. Burada hemen aklıma Untide Poultry Concerns’den Karen Davis’in 11 Eylül olaylarının ardından maruz kaldığı durum aklıma geliyor. Davis “11 Eylül olaylarının milyonlarca tavuğun her gün başına gelen olaylardan daha çok trajik olduğunu düşünmek türcülüktür” demiş ve bu sözleri uluslar arası medyada geniş yankı bulmuş, hatta Howard Stein Radyo Show’a konuk bile olmuştu. Benzer şekilde PETA “Tabağınızdaki Soykırım” reklam panolarıyla büyük bir sansasyona imza attı, bu panolarda milyonlarca Yahudinin Nazi toplama kamplarındaki esareti, çektiği acılar ve ölümü hayvanların (sadece ABD’de her yıl 10 milyar) insan toplama kamplarındaki yani fabrika çiftliklerindeki durumuna benzetiliyordu. Söylediğim sözlerin insanlar tarafından anlaşılma biçimi karşısında büyük şaşkınlık yaşadım, çünkü konuşmanın konusu daha provokatif ve radikaldi. Öğrencilerle, arkadaşlarımla ve bir çok dinleyiciyle yaptığım resmi olmayan konuşmalardan ve bilimsel olmayan anketlerden elde ettiğim sonuca göre hayvan haklarını savunmayan insanların bile yanan ev durumuyla karşı karşıya kalan insanların her halukarda kendi kedi veya köpeklerini kurtaracağı ortaya çıktı.

Açıkçası yanan ev sorusuna cevap vermek için yanan ev meselesini somut bir şekilde incelemek için birden fazla olasılığı düşünmemiz gerekiyor: örneğin aralarında seçim yapmak zorunda kaldığımız köpek ve adam kimdir? Yanan ev sorusu soyut bir şekilde cevaplanamaz; buna verilen cevap insan ve köpek kişilerinin soruya cevap veren kişi açısından ne anlam taşıdığına göre değişecektir, değişmelidir. Değişmelidir, diyorum, çünkü türcülerin ne olursa olsun her zaman insanı tercih edeceklerini biliyorum.

Türcü denilen insan a priori yani tecrübe etmeden insanların çıkarlarını hayvanların çıkarları karşısında üstün tutan bir kişidir, yani insanların sadece Homo Sapiens türüne dahil olması bile onu değerli kılmaktadır şeklinde bir ön kabulü vardır.Döngüsel ve soru talep eden bir tarz içerisinde türcüler insanların insan oldukları için daha önemli olduğunu hayvanların da hayvan oldukları için daha önemsiz olduğunu ileri sürerler. Bu önryagılı bakış açılarından bakılırsa bir türün varoluşsal doğası ötesinde neden tür üyeliğinin göklere çıkarıldığı konusunda bir cevap bulunmuyor. Bir canlıya acı çektirmenin yanlışlığı ait olduğu türe bağlı değildir, tersine hissetme yeteneğine sahip bir canlı olması yeterlidir. Peter Singer’ın söylediği gibi, “bir insana sadece bizim türümüzden birisi olduğu için öncelik tanımak birisine sadece kendi ırklarından olduğu gerekçesiyle öncelik tanıyanlara ırkçılarla bizi aynı konuma koyar”.

Bu yüzden aynen Iowa Üniversitesi’nde yaptığım gibi burada da yanan ev sorusuna düzgün bir yanıt vermek istiyorum, ancak bu yanıtım farklı somut şekillerde olacak.

1. Senaryo: Hayatımı kurtarmak için yanan evden kaçarken, ön kapıya doğru fırlamışken birden sol tarafımda bir köpeğin havladığını sağ tarafımda da bir insan çığlığı duyuyorum, bu arada tavan çöküyor, etraf dumana boğulmuş durumda ve bu arada sadece 1 hayat kurtarabileceğimi farkediyorum, acaba ne yapmam gerekir? Eğer köpek benim köpeğimse ve insan da bana yabancıysa her türlü durumda köpeği kurtarırım.Bu benim için son derece açık , tartışması manasız bir durum, bütün “hayvan severlerin” ve türcülerin yapacağı türden bir şey.Ancak bir kişi için şok edici bir karar olsa gerek, korkunç, skandal, sorumsuzluktan ibaret bir tavır olsa gerek. Köpek aileden olduğu için insanı değil hayvanıkurtarırım, sonuçta köpek en yakın ilişkiler ağımın bir üyesi, oysa söz konusu insan tamamen yabancı.
2.
Seçimim ne yanlış ne de önyargılı- daha tartışmaya başlamadım bile.Anneleri, babaları, kardeşleri, arkadaşları ile bir yabancı arasında seçim yapmaya zorlanan herkes doüal olarak kendi aile üyelerini kurtarmayı seçer. Benzeri bir akıl yürütmeyle Avustralya’da yaşayan birisine kıyasla çevremde yaşayan birisini seçebilirim. Eğer sadece bir kişiyi kurtarmak söz konusuysa o zaman farklı koşullar altında değişebilecek çok genel bir prensip olduğunu düşünerek uzakta olan biridense yakında olan birisini seçmek her zaman doğal ve içgüdüsel bir şeydir. Buna varoluşsal yakınlık ilkesi diyeceğim.

Şimdi:

1- Eğer varoluşsal yakınlık ilkesi geçerliyse ve,

2- İnsanlar köpeklerine, kedilerne ve diğer “evcil” hayvanlarına aile üyeleri gözüyle bakıyorsa; o halde

3- Bir yabancı karşısında insanın kendi kedisini köpeğinni vb. Kurtarması son derece doğal ve kabul edilebilir birşeydir.

Aile üyesi olan bir hayvan karşısında bir yabancıyı tercih etmek türcülüktür ve keyfi davranmaktır. Burada söz konusu olan şey, hakiki kriter kıstasını açıklamaksızın bir varlığı sadece ait oldğu türe dayanarak üstte tutup ona imtiyaz tanımaktır. Bu yaklaşımda iki hata var: 1- bu tür ikilemlerde kriter olarak neden türün seçildiğine dair bir açıklama getirilmemektedir, ve 2- sosyal ve ailesel yakınlık söz konusu oldukça tür kriteri geçersiz olduğunu ve haklı olarak sevgili kedi ve köpeklerimizi ve diğer hayvanlarımızı aile üyeleri olarak gördüğümüzü anlama konusunda başarısız olmaktadır.

Oğlunuzu ya da kızınızı bir yabancı uğruna feda edeceğinize inanmamı mı bekliyorsunuz? Hele bir de bu yabancı nahoş birisi ya da Allah korusun hayvanhakları savunucusu olabilecekken?Peki ya söz konusu çocuk birisinin köpeği ise? Aile ailedir, aile üyesinin iki ya da dört bacaklı olması bir şey değiştirmez, kürklü ya da çıplak tenli olması ya da bardak yerine mama kabından su içmesi içerde ya da dışarda tuvaletini yapması bunu değiştirmez.

Senaryo 2: Ancak eğer insan ve hayvan aile üyeleri arasında seçim yapmak gerekince işler değişebilir, mesela baba , oğlul veya kardeşle köpek arasında seçim yapılması gerekiyorsa işler değişebilir. Çoğu kişi -ama elbette herkes değil-köpekleri yerine annelerini ya da kardeşlerini seçer, yabancı birisi karşısında köpeklerini seçseler de aile üyeleri söz konusu olunca bu seçim değişebilir.

Senaryo 3: Ama peki ya ailemizden iki insan arasında seçim yapmak zorunda kalsaydık? Annenizi mi babanızı mı, kardeşinizi mi oğlunuzu veya kızınızı mı, babayı mı oğulu mu, anneyi mi kız evladı mı seçerdiniz? Kimi seçerdiniz ve neden o kişiyi seçerdiniz?

Faydacılık ve Hayat Niteliği

İşleri daha ilginç yapmak için senaryoyu biraz değiştirelim ve böylece ahlaki dğerlerin ve etik tavırların doğasını biraz daha açığa çıkarmış olalım.

Senaryo 4: Bu sefer diyelim ki köpek hayatımda görmediğim sağlıklı bir yavru ve söz konusu insan da kanserin son aşamalarındaki 85 yaşındaki komşum olsun.Kime yardım etmeliyim? Birkez daha köpeği kurtarırım. Burada akıl yürütme biçimimin türlerle alakası yok ama daha çok faydacı bir bakış açısıyla veya hayatın değeriyle alakası var. Tanımadığım köpek yavrusunun önünde zengin ve zengin bir hayat var, oysa tanıdığım insanın hayatı geçmişte kalmış ve yakında da ölecek. Diyelim ki sağ odadaki kişi beyin aktivitilerinin çoğunu kaybetmiş bulunan ve damardan beslenen birisi olsun. Burada artık beyni olmayan birisinden söz ediyoruz: köpek yavrusu kucağım evi terkederim, isterse köpek 20 yaşında olsun ve ömrü de 1 ay olsun farketmez.Burada insan yerine köpekte daha fazla bir hayat niteliği bulunmaktadır. Eğer roller değişirse , köpek hastaysa ve insan genç ve sağlıklıysa , o zaman insanı kurtarırım. Ama gene vereceğim karar hayat niteliğiyle alakalı bir bakış açısından kaynaklamış olur, tür üyeliğiyle alakası olmaz.

Bu faydacılık adında bir felsefi doktrine ait bir davranış biçimidir. Faydacılık insan ya da hayvan olsun en çok sayıda canlının çıkarına hizmet edecek türden hareketlere doğru eylem adını verir.Varoluşsal yakınlık ve faydacılığın birbiriyle çeliştiğini kabul ediyorum.Söz konusu 100 insan olsa da gene köpeğimi kurtaracak olmamın kararımı verirken çoğunluğun faydasını ve çıakrını gözetmiyor. Ben mutluyum ama 100 kişi ölmüş durumda ve aileleri ve arkadaşları da üzgün ve mutsuzlar.Eğer yangında bıraktığım kişi dünya açlığına ya da türlerin yok olmasına bir çözüm bulabilmiş birisiyse o zaman köpeğimi değil bu insanı kurtarmam gerekir.

Bütün bunlar karşısında bence yanan ev ikilemi karşısında kişilik kavramını içeren üçüncü bir yol daha vardır. Burada Peter Singer’in “şahıs” nosyonunu kullanıyorum, ayrıca Tom Regan’ın “hayat öznesi” kavramını da kullanıyorum. Burada ikisi için de hissetme yeteneğine sahip olmak gerekmektedir, yani zevk ve acı hissedebilme yeteneğine sahip olunması gerekmektedir. Hissetme yeteneğine sahip olmak demek acıdan uzak durup zevk tecrübe etmekte büyük çıkarların olması demektir. Beyinleri ve sinir sistemleri olmadığı için kayalar ve ağaçlar haklara sahip varlıklar olarak düşünülemez, ahlaki bir öneme, içsel bir değere sahip şeklinde görülemezler; oysa insanlar ve hayvanlar böyle değildir. Dahası, bir kişiyi bir kişi ya da hayat öznesi olarak saymak için o varlığın daha gelişmiş mental ve psikolojik niteliklerinin olması gerekir, bunlara örnek olarak kendinin farkında olmayı, hafızayı, arzuları, tercihleri, duygusal bir hayatı ve geleceği anlama hissine sahip olmayı da verebiliriz. Singer için istiridye ve midyeler bu kritere uymuyorlar, ahlaken daha gri bir bölgeye düşüyorlar, inekler ve domuzlardan farklı bir bölgeye düşüyorlar, tabii böylece onları tüketmek daha meşru görülebiliyor. Tavukların ve hindilerin komplek zekalarını inceleyen Karen Davis’in tersine Singer bu tür kuşların şahıs olarak kabul edilemeyeceğini söylemiştir. Ancak Karen Davis için kelimenin her anlamıyla bu kuşlar birer bireydir.

Kişiliği etik ve moral değerlerle alakalı sorulara cevap vermek için bağlayıcı bir etken olarak kabul ettikten ve Homo sapiensi bağlayan türcü yaklaşımları bertaraf ettikten sonra oyun değişir; çünkü kurallar artık radikal anlamda farklıdır. Odak noktasını insanlardan bireylere doğru kaydırdığımızda kediler, köpekler, yunus balıkları ve şempanzeler gibi canlıların bir şahıs olarak kabul edileceği ve bebek, zihinsel engelli, koma halindeki insanlar veya Alzheimer’ın ileri safhalarını yaşayan insanlar gibilerin ise şahıs sayılmayacağı bir durum söz konusu olacaktır.

İnsan olmayan şahıslarda daha büyük bir metal kompleksite söz konusu olduğu durumlarda Singer hayvanların hayatından yana tavır koyar. Kendi argümanının mantığını takip ederek, Singer bilimsel araştırmalar için kedi, köpek veya şempanze yerine için Teri Schaivo örneğinde olduğu gibi insanların kullanılmasının daha etik olacağını söyler. Ancak bir hayvanla işlevlerini normal olarak yerine getiren bir insan arasında seçim yapmak söz konusu olduğunda Singer insanın gelişmiş bilişsel nitelikleri sebebiyle insanı seçeceğini söyler.

Singer hayvan haklarını reddetmek için sadece dile ve akla işaret edersek o zaman aynı sebeplerle çoğu insanın hakkını da reddetmek zorunda olduğumuzu belirtir. Fetüsler, bebekler, komadaki hastalar, bazı yaşlı insanlar ve ciddi anlamda zihinsel özürlülerin kompleks bir bilinci yoktur, bu yüzden hak sahibi oldukları iddia edilemez. Bir şempanze ise 3 ya da 4 yaşındaki bir çocuktan daha zeki olduğu için, biliseş anlamda sakat kalmış bir insandan daha fazla bir farkındalık gösterdiğine göre şempanzeleri rahat bırakıp neden insan bebeklerini kafeslere tıkıp AIDS virüsünü onların vücutlarına enjekte etmiyoruz? Türcü olmayan bir etik açıdan bakıldığında yapılacak şey budur.Kesinlikle bilimsel bir perspektiften bakıldığında bir türden diğerine bilgi aktarmak söz konusu olmayacaktır.Eğer bebeklerin, komadaki hastaların, Alzheimer hastalarının ve bilişsel anlamda az gelişmiş ve sakat kalmış diğer insanların üzerinde deney yapılmasının geçerliliğini reddedersek o zaman mantıken hayvanlar üzerinde deney yapılmasına da karşı çıkmak zorundayız.

Singer’ın bakış açısına göre kendinin farkında olmakta ve mental kompleksitede ahlaki bir değer vardır, insanlar gerekli olduğunda buna bakarak değişik değerler atfedebilirler. Singer için kendinin farkında olan, soyut düşünce yeteneği bulunan, geleceği planlayabilen, kompleks iletişim biçimleri sergileyebilen ve benzeri özelliklere bir canlının hayatının bu niteliklere sahip olmayan bir canlının hayatından daha kıymetli olduğunu ileri sürmek önyargılı bir yaklaşım değildir. Balıktansa bir insanın hayatını yarıda kesmek daha kötüdür çünkü balığın hayatı daha kısadır ve balıklarda daha az bir mental kompleksite vardır. Eğer kişilik kriterini yapay bir şekilde oluşturulmuş bir seçim senaryosuna yaslarsak o zaman beyni çoktan ölmüş annem yerine köpeğimi, kedim yerine yunusu ve köpek yerine bir şempanzeyi seçerim.

Singer gibi Tom Regan da mental kompleksiteyi el üstünde tutarak yanan ev veya batan gemi örneğinde daima insanları kurtaracaktır. Aslında regan bu pozisyonu absürd noktalara kadar taşır, iddiasına göre 4 kişiyi kurtarmak için bir milyon köpeği suya atabilir. Köpeklere ve diğer hayvanlara kıyasla insanların tatmin olmak için çeşitli seçenekleri bulunmaktadır ve böylece Regan’ın “haklar görüşü” az sayıda insan uğruna bir köpek milletini yok edebilmektedir.Regan bu argümanı yaparken köpeklerin hayattan duyacağı memnuniyeti hesaba katmıyor, çağdaş hayatın rekabetçi ve stresli özü düşünüldüğünde iyi eğitilmiş bir köpeğin hayattan sahiplerinden daha fazla haz alacağı rahatça söylenebilir. Şu sorulabilir: Mutlu bir köpeği tüketimci hayat tarzı bütün gezegene yük olan bir insana kıyasla seçmek daha mantıklı değil midir? Regan’ın insan hayatına gösterdiği haksız sadakat bir dereceye kadar faydacılığın kabul edilebilir bir kriter olarak görülebileceğini ortaya koyuyor. Hangi noktada –on, yüz, bin- bilmiyorum ama bence bir insanın yerine bir milyon köpeğin hayatında daha fazla değer olduğunu hissediyorum. Şahsen, gemiden atlayarak bir milyon köpeği boğulmaktan kurtarmaya çalışırdım.

Hayvan haklarını eleştirenler, not alın lütfen.Hayvan hakları eylemcilerinin insan ve hayvanların hayatları arasında fark olmadığını düşündüğünün iddia etmek hayvan hakları felsefesinin kaba bir karikatüründen başka bir şey değildir. Görünüşe göre Homo sapiens gezegen üzerindeki en yaratıcı ve en zeki canlıdır; insanlar şiir yazabilir, sonatlar besteleyebilir ve uzay gemileri dizayn edebilirler. Eğer etik bir ikilem söz konusu ise yani bir hayvan ve bir insan hayatı arasında bir seçim yapılmasını gerektirecek bir durum söz konusuysa Singer ve Regan gibi düşünürler daima insanın hayatını ön planda tutmaktadır, Regan’ın kölelik karşıtı ve dirikesim karşıtı görüşlerine rağmen Singer insan çıkarı söz konusu oldukça hayvan deneylerinin devamını desteklemektedir.

Hayvan hakları ve hayvan özgürlüğüne olan bağlılıkları söz konusu olduğunda ikisi de insan ve hayvan çıkarlarının birbiriyle çelişebileceği, hayvanların aldığı hazzın ve hayvanların hayatlarının insanlar uğruna adilane birşekilde kurban edilebileceğini söyledikleri bazı durumlardan da söz etmektedirler.Hayvanları kürkleri, etleri, vücut sıvıları ve eğlence amaçlı kullanmak burada söz konusu olan durumlara örnek değildir; çünkü burada insanların çıkarları uğruna hayvanları sömürmeye gerek yoktur. İnsanların et yemekten aldığı hazlar milyarlarca hayvanın korkunç ölümü, ızdırap çekmesi, acı içinde yaşaması ve esaret altında tutulmasını haklı çıkaramayacak basit zevklerdir.

Burada refahçı yaklaşımı savunan Singer ile hayvan hakları savunucusu Regan’ın düşünürlerin ve diğer insanların insanlar ve hayvanlar arasındaki farklılıkları bir araya getirmediğini göstermeyi amaçlıyorum. Ingrid Newkirk “bir fare bir köpektir bir çocuktur” derken onlar arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmıyor; aslında o bütün bu canlıların güzel ve korkunç hayatlar sürme kapasiteleri olan, zevk alma ve acı çekme kapasitelerini paylaşan memeliler olduğunu söylüyor. Singer için çıkarların eşit olması insanların ve hayvanların aynı ihtiyaçlara, tercihlere sahip olması demektir. Bu bir kez kabul edildikten sonra , Singer potansiyel bir ahlaki ikilem içerisindeki hayvanların ve insanların doğasını değerlendirerek insanların hayvanlar üzerindeki iddiasının içeriğine ve kişilik sahibi olmanın derecelerine göre karar verecektir.Regan açısından insanlar ve hayvanlar içsel değerleri ve hakları bulunan hayat sahibi öznelerdir; sadece en aşırı durumlarda –dirikesim değil ama mesela bir batan gemi durumu- Regan insan çıkarlarını hayvanların çıkarlarından üstte tutmaktadır.

Buradaki mesele insanlarla hayvanlar arasında farklılıklar olup olmaması değildir, farklılıklar elbette ki var.Buradaki mesele bu farklılıkların ahlaken önemli olup olmadığı. İnsan zekasının kompleks olması ne zaman hayvanları sözde faydaları ya da bencil meraklarımız için kullanmamızı haklı çıkarabilir? İnsanların ve hayvanların çıkarları insanların önemli bir çıkarı söz konusu olup ve bunu hayata geçirmenin tek yolunun hayvanların acı çekmesi ve ölmesi olduğunda mı çakışmaktadır?

Senaryo 5: Oraya nasıl gittikleri önemli değil, diyelim ki bir fok balığı yavrusu odada duruyor, diğer odada da bir fok avcısı var. Sadece fokun hayatını o fok yavrularının kafasına sopalarla vurarak öldüren ve derilerini canlı canlı yüzen o barbardan kurtarmakla kalmam bu piçlerden bir milyon tanesi yanıyor olsa gene yavru foku kurtarırdım. Aynı şekilde Ted Nugent gibi sayısız adamı sadece zevk için öldürdükleri geyik, ceylan ayı ve diğer hayvan için gönül rahatlığıyla uçurumdan aşağı da gönderirim.Bunu hamamböceklerini, bir pireyi, veya başka bir haşere için de yapardım. Veya bir avuç çimen için.Bu gezegen hayvanları çıkar uğruna ya da sadece zevk için öldüren sadistler olmaksızın daha güzel bir yer.

Senarryo 6: Ayrıca türleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan (mesela Florida panteri, Siyah gergedan veya gri gorilla) bir hayvanı da bir yabancı ile arasında seçim yapmam gerekse kurtarırdım, tabii tek istisnai durum bu adamın gezegen için büyük bir önemi olması.

Burada dünya merkezli bir perspektif uyguluyorum (yani biyomerkezlilik) ve insan merkezli bir perspektifi (antroposentrizm) kenara koyuyorum, böylece dünyanın ve biyolojik çeşitliliğin gereksinimlerinin tek bir insanın hayatına kıyasla daha önemli olduğunu söylüyorum. Homo sapiens üyesi birisinin dünyanın çıkarlarını her şeyden üstte tutması nadir rastlanan bir şey ama biyomerkezli değerleri earthFirst! ve derin ekolojide veya Paul Watson gibi ekosavaşçılarda görmek mümkün.

Bir defasında tek bir insanı AIDS’ten kurtarmak için gezegen üzerindeki en son şempanzeye dek hayvanları yok edeceklerini söyleyen birisine rastladım. İşte bu ahlaki sapkınlığın tepe noktası olup evrimin ve biyolojik çeşitliliğin büyük görüntüsü içerisinde bir insan hayatının değerini oldukça fazla abartan antroposentrizmin(insan merkezliliğin) akıl dışı mantığını ortaya sermektedir.

Biyomerkezli bir bakış açısına doğru yaşanan bu kaymanın çoğu insan için alçaltıcı bir şey olduğunu düşünüyorum. Dünyanın-Gaia’nın- bakış açısından solucanın, bal arısının ya da bok böceğinin kendisinin ihtiyaçları açısından önemi 6 milyar insan nüfusunun geleceğinden çok daha önemli. Solucanlar toprağı zenginleştirirken, kelebekler ve bal arıları çiçekleri polen yayarak döllerken, bok böcekleri yağmur ormanlarına besleyici gıdaları yayarken Homo sapiens dünyanın vücuduna ölümcül bir virüs ya da kanser gibi saldırıyor.

Eko-hümanist Murray Bokchin gezegenin insanlar olmadan bir manasının olmayacağını düşünüyor. Bense gezegenin şu andaki yıkıcı ve vahşi haline, savaşla, soykırımla, çevrenin yok edilmesiyle, hayvanların katledilmesiyle, kontrolden çıkmış ekonomileriyle, nüfus fazlalığıyla ve hayat tarzlarıyla evrim geçirmiş Homo adında hominid türlerinden birisi olmasa daha iyi olacağına inanıyorum.

İnsanların diğer hayvanlar gibi bu dünyada yaşamahakkına sahip. Ama insanlar aklını başına alıp da nüfusunu azaltmadıkça- ben burada prensip olarak gelişmiş kuzey ekonomilerinde yaşayanlardan ve Çin ve Hindistan gibi giderek modernleşen ülkelerden söz ediyorum-hayat tarzlarını basitleştirmedikçe, varlıklarının gezegenin ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirmedikçe bu insanların yok oluşu için göz yaşı dökmeye değmez ki bu da eninde sonunda yaşanacak:ya anında ya da uzun uzun acı çekerek, ya patlamayla ya da bir fısıltıyla sona erecek.

Fillerin gene Africa çöllerinde özgürce dolaşabilmelerini, şempanzelerin yağmur ormanlarını çığlıklarıyla doldurabilmesini, yağmur ormanlarının gene büyüyüp yayılmasını, nehirlerin ve okyanusların tertemiz olup yunuslarla, balinalarla ve balıklarla dolup taşmasını istiyorum. İnsanların spor jipleriyle, süper otobanlarıyla, korkunç varoşlarıyla, fast food tutkunluklarıyla, inanılmaz iştahlarıyla, kibirleri ve yabancılaşmalarıyla ve grotesk yağlı kıçlarıyla gezegeni tüketip yok etmeden gezegenin yeniden hayata dönmesini ve canlanmasını istiyorum.

Yanan ev konusunda birbiriyle çelişen düşüncelerim var. Bir yandan bu durum insanın etik değerlerini açığa çıkarması için yardımcı bir araç konumunda.Tür üyeliği ahlaki çıkmazlar söz konusu olduğunda bağlayıcı olabilir ama bu , her zaman insanların hayvanlardan üstte tutulması anlamında olmak zorunda değil. Diğer etkenler ahlaki seçimlerimiz için daha belirleyici olabilir; mesela kişilik sahibi olmayı ve varoluşsal yakınlığı burada söyleyebiliriz.

Diğer taraftan, bence yanan ev senaryosu boş, steril, ve hipotetik ve işe yaramaz bir soru olup gezegene yardım etmek için hiç bir şey yapmayan ama yardım edenlere dırdır etmekten başka işi olmayan beyinsizlerin ortaya attığı saçmalıktan başka bir şey değil.

İnsanların yüzleşmek zorunda olduğu meseleler yanan bir evde yapmak zorunda kalacakları seçimler ve kurtarmak zorunda olacakları hayatlar değildir, esas meseleler ne tür giysiler giydikleri, tabaklarına ne tür yiyecekler koydukları, ne tür ürünler kullandıkları ve ne tür ulaşımları seçtikleridir.

İleride gene yanan ev sorusuyla karşılaşırsam galiba şöyle bir cevap vereceğim:” Eğer yanan bir evde kalırsam ve bir insanla bir hayvan arasında seçim yapmak zorunda kalırsam size haber veririm.Bu arada her gün yapmak zorunda olduğum daha ciddi etik seçimler söz konusu.”

Çev. Cem

Resim: http://www.furfreealliance.com/saga-furs/

 

Reklamlar

Etik ikilemler ve ahlâki değer hiyerarşisi” üzerine 2 yorum

  1. Yine harika bir çeviri olmuş, harikasınız. Regan ve Singer’i sizlerle okumak çok keyifliydi. Teşekkürler.

    ________________________________

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s