Hayvanlar, çocuklar ve mezbahaların suça etkisi

Marc Bekoff

Etholoji Yazıları

Çocuklar ve hayvanlar doğal bir ikili, önceden belirttiğim gibi çocuklar hem içsel olarak hem de önsezisel olarak meraklı doğacılardır. Bilgiyi emen süngerler gibidirler, insanı şaşırtan oranlarda yeni bilgiyi yutup akıllarında tutabilirler. Hepimiz bunu biliriz ama sık sık diğer hayvanlarla, bizimle ve doğayla yürütecekleri temsilci rollerini oluşturmaya yardım ettiğimizi unuturuz. Bu çocuklardan bazıları ileride ruhlarına ve iyi niyetlerine dayanacağımız liderlerdir. Bu çocuklar diğer hayvanların ve bizim sesimiz olacaklar, aslında evrenin sesleri olacaklar. Bu yüzden çocuklara doğru eğitim vermemiz önemli, eğitimleri şefkat ve merhametle karıştırarak bu çocukların kararlarının kökleri derinlere saplanmış ve otomatik olarak şefkat gösteren bir etiğe dayandırılmasını sağlayabiliriz. Eğer bunu yapmazsak, onlar, biz , diğer hayvanlar, insan toplumları ve çevreleri acı çekeceğiz.

Son zamanlarda yapılan iki çalışma çocukların dünyayı nasıl “ gördüğüne”dair bilgilerimizi daha da genişletiyor.  Birinci çalışma Kuzeybatı Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Douglas, Sandra Waxman ve Wisconsin’deki ve Menominee Dil ve Kültür Komisyonu’ndan Jennie Woodring tarafından yürütüldü, bu çalışma sonucunda kültürel etkilerin var olduğu ortaya konmuş oldu. Bu araştırmacılar şunu yazıyordu, “şehirli çocuklar  akıl yürütmede insan merkezli bir yapıyı takip ederken kırsal kökenli Avrupalı-Amerikalı ve Amerikalı Yerlilerin bunu böyle yapmadığını görüyoruz. Çocukların deneyimleri, içinde yaşadıkları toplulukların inanç sistemlerine gösterdikleri duyarlılığa ve doğal dünyayla yürüttükleri günlük ilişkilere göre akıl yürütmelerine etki ediyor”.

“Çocuklara  okulda sadece bitki ve hayvanların canlı olduğu öğretilirken, geleneksel Menominee bakışına göre “canlı” nosyonuna doğada yer alan cansız varlıklar da dahildir, mesela su ve kaya gibi, ve hatta yapılma amaçlarına göre bu nosyona bir takım eserler de dahil edilebilir.”

Burada  önemli olan şey, insan merkezli akıl yürütmenin (antroposentrik perspektif) evrensel bir olgu olmadığıdır.

Bir diğer araştırma sonucunda şu ortaya  çıktı: “5 yaşındaki çocuklar antroposentrik bir perspektife başvursalar da 3 yaşındakilerde antroposentrizmin esamesi okunmuyor. Bu sonucu Amerikalı Yerlileri içerisinde kültürler arası kanıtlarla beraber düşündüğünüzde yeni bir gelişim örüntüsü sunuyor bize: insan merkezli akıl yürütme, gelişim için zorunlu bir başlangıç noktası değildir, bu da araştırmacıların ve eğitimcilerin önceden öne sürdükleri tezin aynısı.” Bu sonucun bilim eğitimi açsından son derece önemli yan anlamları bulunuyor, bir araştırmacı bu konuda şunları söylüyor: “eğer daha etkili bir bilim müfredatı oluşturmak istiyorsak en küçük çocukların bile sınıfa girerken beraberinde getirdikleri o çeşitli perspektifi anlamak bize düşüyor”.

Şimdi, insan-hayvan etkileşimi üzerine yürütülen diğer bir çalışmanın sonuçlarını düşünelim. Bu çalışma sonucunda mezbahalarla suç arasında bir bağlantı bulundu. Windsor Üniversitesi kriminoloji profesörü Dr.Amy Fitzgerald bir toplumda mezbahada çalışan insan sayısı arttıkça o bölgeye ait suç oranlarında da artış olduğunu ortaya koydu. Fitzgerald ayrıca suçta meydana gelen artışın fabrika işinin doğası suçlanarak aklanamayacağının da altını çiziyor.

Daha fazla araştırma yapılması gerekiyor ama mezbahada çalışan insanlar canlı hayvanlarla uğraştıkları için empati kaybına uğradıkları görülüyor. Eğer daha bağlayıcı bir hukuksal düzenleme yapılarak gıda hayvanları korunsa ve mezbahalara daha insancıl standartlar uygulanması konusunda kendini geliştirebilse acaba daha az mı sorun yaşanırdı? Mezbahadaki bir hayvanın hayatının “insancıl” diye niteleyebileceğimiz bir hale getirmek imkansızken mezbahadaki hayvanların hayatlarını daha iyi bir hale getirmek için ter dökenTemple Grandin 1988’de yayınladığı ilk dönem yazılarında “hayvanları umursamak için onları öldürmemekten başka seçenek yok” diye yazmıştı. Bu yüzden bu ortamda hayvanlarla çalışıp büyük resme empatiyi de dahil etmek mümkün değildir.

Ama bu problemi çözmek çok da kolay değil, Dr. Fitzgerald şöyle söylüyor, “sorunun etiyolojisi biraz “yumurta mı tavuk mu?” sorusuna benziyor. Mezbahalar çalışanların hayvanları öldürebilmesi onların hissizleştiriyor mu? Ya da, belki de şunu sormak lazım: bu işe başlayanlar halihazırda daha hissiz insanlar mı?”

Görünen o ki, diğer hayvanlarla sürdürdüğümüz ilişkiler zor ve bu ilişkiler bizleri bizim kim olduğumuz ve “onlar”ın kim olduğu sorusuyla yüzleşmeye zorluyor.

Çeviri:Cem

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s