Et yemek için evrim geçirmediğimizi gösteren 7 kanıt

Robert Grillo

Kim bilir kaç defa tarihin bir şekilde kendi düşüncelerini haklı çıkardığı ve onun gelecekte de var olmasının etik meşruluğunu sağladığı şeklindeki mantıksız bir varsayımla kendi davranışlarını haklı çıkaran insanlara rastlamışınızdır. Aslında tarih boyunca etkili liderler ve düşünürler; kölelik, soykırım, kadınların baskı altına alınması, ırkçılık, cinsel yönelim, din, renk ve şimdi de tür farklılığı gibi bir çok âlakasız kritere dayanarak aynı sorunlu mantığı kullandılar.

Hem online hem de şahsen tanışarak yürüttüğüm tartışmalarda tarihin ve evrimin bu şekilde yorumlanma biçiminin aslında et yemeye dair en yaygın “özür” dileme biçimlerinden birisi olduğunu düşünüyorum. Artık gerekli olmadığı bir zamanda hayvanları gıda için kullanma ve öldürmenin ahlâki durumuyla yüzleşmek yerine bundan uzak durmanın bir başka biçimi olarak görüyorum.

Bize öğretilenlere eleştirel bir bakışla bakmaya açık olduğumuz an, insanların et yiyecek şekilde evrim geçirdiğini söyleyen modern mite bir çok düzeyde meydana okunabilir. İşte bunlardan birkaç tanesi:

1.   Çünkü bizler son oldukça evrim geçirmiş ahlâki canlılarız, şiddet görmek ve acı çekmek istemiyoruz.

Eğer evrimin bize öğrettiği bir şey varsa o da ahlâki bilincimizin ve duygusal zekâmızın, bize bu becerileri veren beynimizin oldukça gelişmiş alanlarının bir sonucu olduğudur. Gazeteci ve tarih profesörü James McWilliams  “insanlar temel bir öz farkındalık içeren moral değerlerine göre hayat örüntülerini kasıtlı olarak oluşturabilen tek hayvan türüdür” diyor.” Bu yetenek genel olarak gereksiz acı ve ızdırap çekmeyi azaltma fikrine dayanır ve insan uygarlığının temeli de budur.”

2.   Çünkü Einstein öyle söyledi.

İronik olarak insanların et yiyecek şekilde evrim geçirdiği düşüncesi bugüne dek yaşamış olan en büyük bilim adamlarından olan Albert Einstein’ın evrim ve etik teorisine de tamamen zıttır. Einstein insan türünün hem kendini hem de gezegeni kurtarmak için vejetaryenliğe doğru bir dönüşüm geçireceğini öne sürmüştü. ”İnsan sağlığı ve dünyada hayatta kalma şansını artırma söz konusu olduğunda, hiçbir şey vejeteryan bir beslenme biçimine doğru evrim geçirmek kadar fayda sağlamayacaktır.”

Tarihten yana bir argüman bizim için fazla ağırsa Einstein’in tahmin ettiği gibi  anaakım bir vejetaryenizm yaşanacak mı? Ben de öyle düşünüyorum. En azından et yiyenlerin et yemeyi meşrulaştırmak adına tarihi yorumlama biçimi et yemeyi  destekleyen tarihsel kaynaklardan referans alıyor, ama öte yandan tarihimizin geri kalanını görmezden geliyor- temelde ve tamamen otobur olan ata akrabalarımızı görmezden geliyor.

3. İlericiler hayvanlar hakkında da ilerici olmalılar.

Daha ironik olansa; günümüzde diğer konularda son derece ilerici olan insanların et yeme alışkanlıkları söz konusu olunca toplumdaki baskıcı güçleri desteklemesi; bu güçler hayatlarındaki diğer alanlarda son derece net bir şekilde muhalif oldukları herşeyi simgeliyor- politik eğilimleri, dini ve ruhsal inançları, medya ve eğlence çeşitleri, okudukları dergiler ve kitaplar vb. Hayvanların gördüğü baskı bir çok ilerici insan tarafından farkedilmiyor bile, beslenme tarzları bu baskının reddini sürdürüyor. Ancak bu dik başlılık da sanki yumuşuyor gibi.

4. İnsan türünün basit içgüdülerinin tarihini yüceltmek ,evrimin akışını bozmaktır.

Ancak bütün bu yeni gelişmelere rağmen Weston A. Price gibi gruplar tarihi bir vakum gibi kavramaya devam ediyor, et yemeyi meşrulaştırıyor ve böylece kendi girişimleri ile pazarladıkları hayvan ürünlerinin satışını sağlamak gibi daha gizli bir amaca hizmet etmiş oluyorlar. “Biz her zaman et yedik” teması üzerine diğer varyasyonlara ünlü Paleo diyeti de dahil, bu diyetin hayranı olan siteler hayvan yemeye dayalı  ata ritüelleri çıkarıyor ortaya; sözde antropolojik, kültürel çalışmalarla, bilimsel çalışmalarla da bu iddialarını destekliyorlar. Ancak biraz yakından inceleyince bu kaynakların atalarımızla ilgili iddiaları destekleyen ampirik kanıtlar değil popüler görüşler olduğu ortaya çıkıyor. Bu konuda tartışacak daha  çok şey var, elimizdeki net bilgi ise az.

5. Şu anda iyi olanı yapma potansiyelimize odaklanarak aslında geçmişimizdeki baskıcı eğilimlerimizi aşmış oluyoruz.

Geçmiş örneklere dayalı olarak ne yememizin doğru olduğuyla ilgili bütün bu konuşmalar aslında şu anda olup biten şeylere odaklanmamızı engelliyor, oysa biz şu an üzerinde  kontrol sahibiyiz. Hiç kimse eskiden hayvanları avlayıp yediğimizi reddetmiyor. Daha önemli bir soru var, insan nüfusunun çoğu için artık et yemenin gereksiz olduğu bir çağda neden atalarımızın 10 bin sene önce ne yediğine odaklanmak istiyoruz? Yazar Colleen Patrick Goudreau yemek yemekle  ilgili etik tavırlarımızı neden tamamen farklı koşullarda yaşayan ve halen onlarla ilgili bir çok cevapsız sorunun bulunduğu paleoantolojik atalarımıza dayandırmak zorunda olduğumuzu soruyor. Elbette bir çok anlamda tarihten öğrenecek çok şey var; ama tarihsel gerçeklerin şu andaki koşullarla bağlantısı açısından bağlam ve görecelik herşey demek.

6. Çünkü tarihten öğrenilen dersler bize tam tersini söylüyor.

Kendi argümanını tarihe dayandırarak ileri süren birisiyle yüzleşirken öncelikle o kişiye bütün kalbinizle katıldığınızı söylemelisiniz. Ardından diğer toplumsal adalet hareketlerinin tarihi ve evriminin vegan/hayvan hakları hareketinin geleceği konusunda bizi nasıl bilgilendirip destek sağlayacağı konusunu açıklamalısınız. Bütün bu hareketlerde ortak olan bir yön de bu hareketlerin her birisinin nihayetinde ana akım kültür ve topluma yayılmış olmasıydı.

Bu hareketler, takipçi ve destekçilerinin küçük ve  ekstrem tipler olarak görüldüğü ama liderlerinin tarih  kitaplarında kutsanıp toplumsal hareketlerini popülerleştiren öncüler olarak kabul edildiği küçük girişimler olarak başlamış olabilir. Bu liderlerin çoğu hem insan hem hayvan haklarına duyulan gereksinimi açık açık dile getirmişlerdir; bunlar arasında Cesar Chavez, M.Luther King, Jr., ve Alice Walker’ı sayabiliriz. Film yapımcısı ve aktivist James LaVeck kendi yaptığı “Daha Başlamadan Teslim Olmayalım”  adlı sunumunda İngiliz kölelik karşıtı hareketinin çağdaş hayvan hakları hareketi için nasıl bir örnek ve ilham kaynağı olduğunu anlatırken oldukça ikna edici bir çizgi tutturuyor.

7. Çünkü adalete olan susamışlığımız çok daha güçlü.

Victor Hugo’nun sözleriyle söylememiz gerekirse, “ vakti gelmiş bir düşünceden daha güçlü hiçbir şey yoktur”. Görünüşe göre tarihin tiranlığının ciddi bir darbe daha yemek üzere  olduğu bir çağın eşiğinde duruyoruz. Vegan/hayvan hakları hareketi ivme kazandıkça; hayvanlara bir mülk, mal, nesne, basit ve ucuz et parçaları gibi davranma mirasımız bugüne dek hiçbir meydan okumayla karşılaşmamış olsa da artık insan tarihinde daha önce görülmemiş bir şekilde ve giderek artan bir yoğunlukla incelenmeye ve eleştirilmeye başlıyor. Bu durum, “İnsan et yiyecek şekilde evrim geçirdi” savını hem gerici hem de daha ümitsiz bir vaka haline getirirken çaresizce geçmişe tutunan ve değişimden korkan bir tavrı da açığa çıkarmış oluyor, bu değişim bizleri bütün canlılara hürmet gösterip adaletle davranma gibi hem temel hem de evrensel bir prensiple yeniden birleştirmeyi vaat etse bile.

Sonunda adaletin yerini bulacağına inanıyorum.

***

Çev.Cem

Yazı:

Seven Reasons Why We Have NOT ‘Evolved’ to Eat Meat

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s