Bütün hayvanlar için tek bir hak

image

Prof. Gary Francione

Hayvanların ahlâki hakları var mı? Onlara ne tür yasal statüler vermeliyiz? Bu tartışma son derece kafa karıştırıcı bir hâl aldı. Bazı hayvan hakları savunucuları hayvanlara insanlarla aynı hakları vermemiz gerektiğini söylüyor. Bu elbette saçma. İnsan türünden olmayan canlılara verilemeyecek bir çok insan hakkı var.

Ben farklı bir şey önermek istiyorum: mantıklı ve tutarlı bir hayvan hakları teorisinin hayvanların sadece tek bir hakkına odaklanması gerekiyor; o da hayvanlara  insanların mülkü gibi davranmama hakkı.

Neden böyle olduğunu açıklayayım. Şu anda hayvanlar aynen mobilyalarımızı ya da arabalarımızı sahiplendiğimiz şekilde bize ait olan metalardır. Aynen bu cansız mülkiyet biçimleri gibi hayvanlar da bizim onlara vermeyi seçtiğimiz tek bir değere sahipler. Bir hayvanın ahlâki ya da başka türden bir menfaati ise bizim görmezden gelmeyi seçebileceğimiz ekonomik bir bedeli ifade ediyor.

Hayvan mülklerimize yönelik davranışlarımızı güya düzenleyen ve “gereksiz” bir ızdırabı onlara uygulamayı yasaklayan yasalarımız var. Bu yasalar hayvanlara “insanca” davranmamızı garantilemek için insanların ve hayvanların menfaatlerini dengelememizi gerektiriyor. Ancak bu durum, genel anlamda hak talepleri, özelde ise mülkiyet sahibi olma hakkıyla koruma altına alınan insan menfaatleri ile bir mülk olarak sadece insanların amaçlarına hizmet etmek için var olan hayvanların menfaatlerini bir şekilde dengelemeye çalışan bir aldatmacadır. Söz konusu olan hayvan her defasında ya  bir “pet”, ya bir “oyun hayvanı (-şirketler  tarafından para sahibi şerefsizler av mizanseni içerisinde  öldürsün diye doğadan alınan ya da “üretilen” hayvanlar- yani konserve avcılık), ya bir “laboratuar hayvanı”, ya bir “gıda hayvanı” ya da  bir “sirk hayvanı, veya sadece biz onları kullanalım diye var olan bir başka hayvan mülkü çeşitidir. Hayvanlara ızdırap vermeyi ancak onlardan ekonomik çıkarımız yoksa yasaklıyoruz. Söz konusu dengeleme girişimi daha işin başından mağlup.

Burada insan köleliğiyle bir takım paralellikler söz konusu. İnsan sömürüsüne değişen derecelerde hoş görüyle bakarken artık nitelikleri ne  olursa olsun, bir insana başka bir insanın malı olarak bakmayı yasal ve meşru bir şey olarak görmüyoruz. Bir çok ahlâki konuda çeşitli görüş ayrılıkları barındıran bir dünyada uluslararası toplum tarafından ortaklaşa kabul edilen birkaç normdan biri, insan köleliğinin yasaklanmasıdır. Bazı  kölelik biçimleri diğerlerinden daha kötüdür, ama biz hepsini yasaklarız- ne kadar “insanca” olursa olsun; çünkü bu kölelik biçimleri eğer köle sahipleri için kâr söz konusuysa kölelerin yaşamsal menfaatlerini görmezden gelinmesine izin vermektedir. Bütün insanların başka insanların mülkü olarak davranılmama hakkı gibi yaşamsal bir hakka sahip olduğunu hepimiz kabul ediyoruz.

Bu hakkı, yani bir mülk gibi sahiplenilmeme hakkını hayvanları da kapsayacak şekilde genişletmemek için ahlâken sağlam bir sebebimiz var mı? Ya da bu soruyu şu şekilde de sorabiliriz, neden hayvanları yemeyi, onları avlamayı, sirklerde ve hayvanat bahçelerinde sergilemeyi, rodeolarda ve deneylerde onları kullanmayı  ve başka şekillerde onlar davranmayı kabul ederken ne kadar “insanca” olursa olsun insanlara bu şekillerde davranmayı asla mümkün görmüyoruz?

Hayvanların sadece insanlarda bulunan bazı özel niteliklere sahip olmadığı şeklindeki yanıt sadece evrim kuramı tarafından mağlup edilmekle kalmıyor, aynı zamanda hayvanlara bir meta gibi davranmanın ahlâken uygunluğu konusunda hiçbir bağlayıcılığı da yok- aynen insanlara köle olarak davranmayı meşrulaştırmak için insanlar arasındaki farkları öne sürmenin bağlayıcı olmaması gibi. Ayrıca hayvanları sömürmek “doğal” ya da “geleneklere uygun” diyerek sömürüyü meşrulaştırmanın da bir faydası yok. Çünkü bun meşrulaştırmalar bir argüman oluşturmuyorlar, sadece bir sonuç bildiriyorlar.

İnsanların hayvanları tahakküm altına almasını insanların o sözde ruhsal üstünlüğünden kaynaklı dini batıl inançlarına dayanarak da meşrulaştıramayız. Hayvanlarla aramızdaki “sorunlar” çoğunlukla kendi yaptıklarımızın sonucudur. Çoğu kez hiçbir anlamı olmayan sebepler adına  öldürmek için dünyaya milyarlarca hayvan getiriyoruz. Ardından bu hayvanlara yönelik ahlâki yükümlülüklerimizin doğasını anlamak istiyoruz. Ama insanlar için asla uygun düşmeyeceğini düşündüğümüz nedenlerle bu hayvanları dünyaya getirerek aslında bizler çoktan hayvanların bizim ahlâk toplumumuzun kapsamı dışında olduğuna karar vermiş oluyoruz.

Hayvanların işte bu tek hakkı olduğunu kabul etmek; ineklerin, tavukların, domuzların ve  köpeklerin sokaklara doluşması demek değildir. Bu hayvanları dünyaya getiren biziz, bu hayvanlar hayatta kalmak için bize bağımlılar. Şu anda hayatta olanlarla ilgilenmeli, ancak bir yandan kendi kaynaklarımız olarak kullanmak için daha fazla hayvanın dünyaya gelmesine son vermeliyiz. Böylece hayvanlarla aramızdaki sorunlarımızı da azaltmış oluruz. Yaban hayvanlarla aramızda gene de sorunlar olacaktır, bu tür durumlar söz konusu olduğu sürece  insanlara ve hayvanlara ne şekillerde eşit yaklaşımlar geliştirmemiz gerektiği konusunda zor sorular sormak zorunda kalacağız.

Hayvan haklarını kabul etmek, his ve duyguları olan hayvanlara eşya veya mülk muamelesi yapmama gibi bir sorumluluğumuz olduğunu kabul etmek demektir. Buradaki ilginç soru ise ineğin kendisine gaddarca davrandığı için çiftçiye dava açıp açmayacağı değil, öncelikle ineğin  neden çiflikte olduğunu sormak olacak.

Çev. Cem

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s