Anlatabilsem…

Marc Ching

Anlatabilsem. Göklerin yarıldığını anlatmak için ellerimi kullanabilsem. Karanlığın kendini en sonuna dek bastırdığını.

Anlatabilsem, kelimelerim size öylesine korkunç bir ânın derinliklerini gösterirdi  ki: ışığın yokluğu derinizi sıyırırdı.

Çünkü şu anda bile, ağzım kelimesiz kupkuru. Hiç bir şey kalpsiz doğmuş bir insanı anlatmaya yetemez.

Korkunun bulaşıcı olabileceğini bilmezdim. Korkunun bedenin her parçasını hasta eden bir hastalık olabileceğini bilmezdim. Çünkü onların titreyişlerinde duyuyorum bunu. Kardeşlerinin boğazlanışını izlerken attıkları çığlıklarda görüyorum.

Ne düşünüyor her biri diye düşüyor aklıma. Bir yerde böyle hapsedilmek. Böylesine kalın bir karanlığa tıkılmak. Yapayalnız olmak ve ne yaparsanız yapın ölümlerin en korkuncuyla öleceğinizi bilmek.

Hanoi Vietnam’da üç farklı işletmeye gittim. İlki ve en büyüğünde yüzlerce köpeği öldürüyorlar. İşletmenin sahibi bazen aşırıya kaçarak 500’den fazla köpek öldürdüklerini söylüyor.

Bir oda var, burada “özel et” adını verdikleri şeyi yapıyorlar. Saatlerce işkence gören köpekler. Bu odaya giren köpeklerin elle seçildiğini çünkü bu köpeklerde diğer köpeklerde bulunmayan bir güç olduğunu söylediler. Bu odaya girmeme izin verilmedi, ama köpeklerin çığlıkları orada hiçbir zaman görmediğim bir karanlığın yaşadığını kanıtlamaya yetiyordu.

İkinci mezbaha, akla hayâle gelmeyen bir zulüm yeri. Burada hayvanları yakıyorlar. Korku salmak için köpeklerin cesetlerini diğerlerinin önüne asıyorlar. Adam bana köpekleri dövdüklerini söyledi. Öldürmeden önce kemiklerini kırdıklarını, bacaklarını kestiklerini. Etin tadı daha iyi olsun diye böyle yaptıklarını söyledi.

Son mezbaha küçüktü ve bir aile tarafından işletiliyordu. Gelecekte bu işi yapmaya istekli birisi görünümünde giderek (et almaya gitmiş gibi yapıyordum), geriye bıraktıkları bütün köpekleri kurtarabildim. Vietnam’da kurtardığım hayvanların sayısı Çin ve Kore’ye kıyasla çok az da olsa bu 11 hayat çok daha önemli göründü gözüme.

Kapıyı açtığım o ilk an. Korkuyla sinmiş, bütün hayatlarını duvarlardan kanı akan ölümü seyrederek geçirmiş bütün o köpekler. Sanki kim olduğumu biliyorlardı. Sanki bir rüyayla kâbusun arasına sıkışıp kalmış gibiydiler.

Benekli küçük bir köpek vardı ve yemin ederim, kollarımda ağladı. Kendi gözyaşlarım gibi olan gerçek gözyaşları gördüm gözlerinde. Kendi göğsümde gizlediğim kalbin içine doğru patlayan gerçek bir yürek patlaması hissettim. Sürüp giden o karanlıkta, bütün o vahşet ve dehşet içerisinde, işte tam da o an karanlığın kaybolup gittiğini hissettim. Yüreğimdeki sevginin şeytanı yendiğini.

Uzun zamandır ilk kez dünya üzerinde bıraktığım ayak izlerimden gurur duyuyorum. Sadece 11 köpek ve 5 kedi kurtarmış olsam da- o ıssızlıkta olan bendim. Terkedilmiş, beklemekte olan bendim. Kendini kurtarmak zorunda olan bendim.

Bu sefer, birisi çıkıp geldi…

***

Yazı ve fotoğraf: Marc Ching’in Facebook sayfasından.

Yazıda anlatılan olay Ocak ayındaki kurtarma eylemlerinden birine ait. Tarih: 14 Ocak.

Marc Ching, ” The Animal Hope & Wellness Foundation”da çalışıyor. İki yazısı daha siteye eklenmişti.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s