Hayvanlar düşünüyor ve hissediyor mu?

Marc Bekoff

Yas tutan tek hayvanın insan olduğunu düşünmek, küstahlık.

Yas tutan tek hayvan biz değiliz.

Hayvanların zengin ve derin duygular deneyimlediğine şüphe yok. Hayvanlarda duyguların evrim geçirip geçirmediği gibi bir soru söz konusu değil, bu duyguların neden bu şekilde evrim geçirdiği, bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Duygularımızın atalarımızın, hayvan akrabalarımızın bize hediyesi olduğunu asla unutmamalıyız. Bizim duygularımız var. Diğer hayvanların da öyle.

Hayvanlarda görülen farklı duygular arasında yas tutma duygusu en net ve kuşkuya yer bırakmayanlardan biri. Bir çok hayvan sevdikleri bir hayvanın ya da yakın bir arkadaşlarının ölümü ya da yokluğu nedeniyle derin acı çekiyor. Nobel ödülü kazanmış olan etholog Konrad Lorenz şöyle yazıyor: “ Eşini kaybeden bir yabankazı gelişimci psikolog John Bowlby’nin “Instant Grief” kitabında insan çocuklarında tanımladığı bütün semptomların hepsini gösteriyor…gözler yuvalarına gömülüyor, baş aşağı asılıyor, bitkinlik gözlemleniyor…”  Anne deniz aslanları yavrularının katil balinalar tarafından yendiğini görünce acı içinde bağırıyor, kayıpları nedeniyle ızdırap çekiyorlar. Yunusların ölü yavrularını kurtarmak için çabaladıkları ve başaramayınca yas tuttukları da gözlemlenmiştir. Acı çeken evcil hayvanlarla ilgili öyküler ise oldukça çok.

Vahşi hayvanlar da acı çekerler. En iyi örnekler arasında Iain Douglas-Hamilton, Cynthia Moss ve Joyce Poole gibi ünlü araştırmacılar tarafından gözlemlenen fil cenazesi ritüelleri bulunuyor. Esir filler de yas tutuyor . Joyce Poole şöyle söylüyor, “Tonie’nin ölü doğan yavrusunun başında gece nöbeti tutuşunu izlediğimde fillerin de acı çektiğine dair  ilk güçlü kanaatimi edindim. Yüzündeki, gözlerindeki, ağzındaki o ifadeyi hiçbir zaman unutmayacağım; kulaklarını, başını ve vücudunu taşıma biçimini hiç unutmayacağım. Vücudunun her kısmı yas tuttuğunun kanıtıydı”. Annelerinin öldürüldüğünü gören genç filler uykularından çığlık atarak uyanıyor çoğu kez.

Cynthia Moss bir fil ailesinin aralarından biri vurulduktan sonra yaptıklarını anlatıyor: ”Teresia ve Trista çıldırmış gibiydi, eğiliyor ve onu-ölen fili- kaldırmaya çalışıyorlardı. Sırtına ve başının altına dişlerini bastırıyorlardı. Bir noktada onu oturur pozisyona getirdiler ama vücudu gene yere yıkıldı. Ailesi onu hayata döndürmek için herşeyi yaptı, tekmeledi, dişleriyle itti ve hatta Tullulah bir ağız dolusu çimen getirip ağzına tıkmaya çalıştı”.

Ian Douglas-Hamilton ve çalışma arkadaşları da fillerin diğer canlılara, genetik olarak akrabaları olmayan canlılara bile bu şefkatin temas ettiğini göstermişti, tek bir anektodda ise bu şefkatin insanlara da temas ettiğini ortaya koymuştu. Kuzey Kenya’da bir filin insan anne ve çocuğu ezdiği, ardından çalıların arasında kaybolmadan önce onları gömmeye çalıştığı biliniyor. Filler sadece kendi akrabalarına kendi türlerine ilgi göstermezler, başka canlıların içinde bulunduğu  sıkıntılara da genel bir ilgi gösterirler.

Primatlar da kaybettikleri yakınları sebebiyle acı çekerler. Esir bir goril olan Gana yavrusunun ölümü sebebiyle acı çekiyordu ve ölü yavrusunu yanında taşıdığını gösteren görüntüler dünyanın her yanında  ilgiyle karşılanmıştı. Jane Goodall ise genç bir şempanze olan Flint’in annesi Flo’nun ölümünden sonra yemek yemeyi bıraktığını ve grubundan koptuktan sonra yaşadığı acı sebebiyle öldüğünü şöyle anlatıyor.

“Bunu hiç unutmayacağım: Flo’nun ölümünden 3 gün sonra Flint derenin yanındaki uzun bir ağaca tırmandı. Dallarından birisi üzerinde yürüdü, bir yandan da boş bir yuvaya bakıyordu. Üç dakika kadar sonra yaşlı bir adam gibi yavaşça döndü, aşağı doğru indi, birkaç adım attı ve gözleri dimdik ileri bakar bir şekilde yere uzandı. O yuva, Flo ölmeden önce Flint ve Flo’nun bir süreliğine beraber kaldıkları yuvaydı…  ağabeyi Figan’ın varlığı karşısında Flint sanki hissettiği depresyondan kurtulur gibi oldu. Ama birden bire grubu terketti, Flo’nun öldüğü yere koşarak gitti ve orada daha derin bir depresyona bıraktı kendini. Flint yavaş yavaş bütün enerjisini kaybetti, yiyecekleri reddediyordu, bağışıklık sistemi böylece zayıfladı ve ardından hasta oldu. Onu en son gördüğümde gözleri çukur dönmüştü, depresifti, Flo’nun öldüğü bitki örtüsünün içinde kıvrılmıştı. Yaptığı kısa yolculuk, her adımda durarak ilerlerken Flo’nun cesedinin yattığı yere doğru götürüyordu onu. Orada saatlerce kaldı, bazen suya bakıyordu. Biraz daha mücadele etti, sonra cenin pozisyonu aldı ve bir daha hareket etmedi”.

Yas tutan şempanzelerle  ilgili bir başka örnek ise Daily Mail gazetesinde yer aldı.

Gorillerin ölü arkadaşlarının başında beklediği, bilinen bir gerçek. Bazı hayvanat bahçeleri gorillerinden biri öldüğünde bunu bir tören gibi hayata geçiriyor hatta. Şu anda Buffalo Hayvanat Bahçesi’nin başkanı olan Donna Fernandes, Boston’daki Franklin Park Hayvanat Bahçesi’nde on yıl önce kanserden ölen dişi goril Babs’in başına gelenleri anlatıyor. Fernandes gorilin uzun zamandır eşi olan gorilin veda etmeye geldiğini hatırlıyor: “ Göğsüne vuruyor ve ağlıyordu… Babs’in en sevdiği yiyecek elindeydi- Babs’in eline koyarak onu uyandırmaya çalıştı. Ben de ağlıyordum, çok duygu dolu bir andı.” Daha sonra Babs’in Aralık ayındaki cenazesinde de aynı şeyler olmuştu. Yerel medyada  çıkan haberlere göre goril ailesi üyeleri” teker teker Babs’in cesedinin yattığı odaya girmiş ve sevdikleri liderlerinin yanına giderek cesedini nazikçe koklamışlardı”.

Bir babun olan Sylvia en yakın partneri ve bir aslanın kızı olan Sierra’yı kaybettiği zaman ancak insanlara benzetilebilecek bir şekilde tepki vermişti bu olaya: yakın arkadaşlarının desteğini aramıştı. Pennsylvania Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde bir araştırmacı olan Anne Engh “Sierra ölünce Sylvia ancak depresyon adını koyabileceğimiz bir şeyler yaşadı, glukokortizoid derecesinde ciddi bir artış görüldü”.

Jim ve Jamie Dutcher alt gruptan bir omega dişi kurt olan Motaki’nin dağ aslanı tarafından öldürülmesinden sonra ait olduğu kurt sürüsünde yaşanan keder ve yas duygusundan bahsediyor. Kurtlar yaşanan kayıptan sonra bir grup olarak değil, tam tersine            yavaş ve keder dolu bir ağlayışla tek başlarına uluyorlardı”. Depresyondaydılar-  Motaki’nin öldürüldüğü yere ulaştıkları zaman kuyruklar ve başlar eğikti, yavaş ve yumuşak yürünüyordu. Alanı kontrol ettiler, kulaklarını geri yatırdılar, kuyrukları düştü, bu jest genellikle boyun eğmek anlamına gelir. Kurt sürüsünün normal haline dönmesi altı hafta sürdü. Jim ve Jamie Dutcher ayrıca Kanada’da üyelerinden biri ölen ve diğerlerinin ölen kurdu arar gibi sekiz sayısına benzer bir figür oluşturarak hareket ettikleri bir kurt sürüsünün hikâyesini de anlatıyor. Bu kurtlar hem acıyla hem de uzun süreli uluyordu. Tilkilerin de cenaze ritüelleri düzenlediği gözlemlenmiştir.

Home, Alaska’da yaşayan en iyi arkadaşım Betsy Webb lamalarda keder ve acı ile ilgili etkileyici bir öykü anlattı bana ve  şunları yazdı:

” Lamalar doğaları gereği sokulgandır, en uç noktada algıları açıktır, birbiriyle derin bağlar kurarlar. Kırlarda lamalarımız genelde aynı alanda beslenir, birbirinin yanında uyur ve tanımadıkları bir hayvan ya da bir yırtıcı ile karşılaştıkları zaman da birbirlerinden ayrılmazlar. Biri dinlenmek için durduğu ya da arkada kaldığında birbirlerini göremezlerse son derece ajite olurlar. Son derece yüksek ses çıkarırlar. En sevdiğimse onların o nazik selamlaşma sesleri, bu ses minyatür bir gaydanın sesine benziyor. Ailem Colorado’dan Alaska’ya taşındığında yanımızda iki lamamızı da getirdik. Kadere bakın ki Alaska’daki evimizi aldığımızda iki lamamız daha oldu. Bu iki lama grubu bütün hayatlarını beraber geçirdi. Önce iki grup da biraz birbirine mesafeli davranıyordu, ama zaman geçtikçe hemen arkadaş oldular ve dörtlü bir grup haline geldiler. Seneler sonra en yaşlı lamamız Boone 27 yaşında, aniden öldü. Bir gün  yan tarafına doğru uzandı ve bir daha ayağa kalkamadı. Ertesi gün partneri Bridger da onun yanında, aynı şekilde öldü. Bahar yeni geliyordu, toprak hâlâ buzluydu, bu yüzden kepçesi olan bir arkadaş tuttuk, çitin hemen ötesinde lamalarımızın mezarını kazacaktık. Dikkatle Boone ve Bridger’ı çitten geçirdik, gömdük, üzerlerini örttük. Diğer ikili Taffy ve Pumpernickel bütün bunlar olurken yanı başımızda durup herşeyi izledi. Sonraki iki gün Taffy mezarın karşısındaki çitin oradan yerdeki deliğe bakıp durdu. Oradan hiç ayrılmadı. Taffy’ye kıyasla daha heyecanlı bir karakter olan Pumpernickel ağılında durdu ve iki gün boyunca ağladı. Üçüncü gün, ikisi de yas tutmaya son verip  normal etkinliklerine döndüler. Bridger (ölen ikinci lama) uzun zamandır arkadaşı olan Boone’u kaybetmesi nedeniyle kendini ölüme teslim mi etti? Her ikisi de birbirinden farklı karakterler olan Taffy ve Pumpernickel kendi tarzlarında yas tuttular. Benim açımdan, birbirine böylesine yakın olan iki lamayı kaybetmenin en etkileyici tarafı şefkatli ve  uyumlu lama ölümü ve ardından gelen yas tutma süreciydi.”

Saksağanlar da diğer saksağanların kaybı nedeniyle yas tutarlar. Saksağanlarda yas tutma konusu ile ilgili yazdığım bir yazıdan sonra bir e-posta aldım. “İngiltere’de, Bolton’da bir çiftliğim var. Ortalık saksağan dolu. Saksağanların ölü saksağanlara verdiği tepki Kuşlar filmine benziyordu, bütün saksağanlar ölmüş kuşun etrafına toplanmıştı, gagalarıyla kuşu hayata döndürmeye çalışıyorlardı. Hayvanın ölü olduğunu anladıkları an sesleri inanılmaz bir yüksekliğe ulaştı (20 kadar kuş vardı); bu ses yakınlardaki bir ormandan benzeri bir koro ile karşılandı ve bir dakika içerisinde  ölüm haberini alan yüzlerce saksağanın acı habere verdiği tepki duyuluyordu. Oldukça sinir bozucuydu, bütün bu gürültü bitene dek ağılın içinde kaldım”.

Hayvanlar neden yas tutuyorlar? Neden farklı hayvan türlerinde yas tutulduğunu görüyoruz? Yas tutma tepkilerinin statü ilişkilerinin yeniden belirlenmesine ya da ölen canlıların bıraktığı üremeci boşluğun doldurulmasına izin verebileceği öne sürülüyor, belki de grup devamlılığının sürdürülmesi ile  de ilgili olabilir. Bazıları ise bu tür yas tutma eylemlerinin hürmetlerini sunmak üzere yanyana gelen ve hayatta kalmayı başaran türdeşler arasındaki sosyal bağların güç kazanmasını sağladığını öne sürüyor. Zayıflamanın söz konusu olduğu bir noktada grubun gücünü artırabilir.

Yas tutma eyleminin kendisi bir gizem; çünkü evrimsel anlamda uyum sağlayıcı bir değeri yok. Bir canlının üreme başarısını artırdığı da görülmüyor. Değeri her ne olursa olsun, yas tutma eylemi, hem mutluluğun hem de kederin kaynağı olan birbirine bağlı olmanın bir bedeli.

Reklamlar

Hayvanlar düşünüyor ve hissediyor mu?” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s