ALF’i savunuyorum; çünkü…

Rod Coronado

No Compromise dergisinden…

1985’ten beri ALF üyesiyim ve şu anda  1992 yılında Michigan Eyalet Üniversitesi’nin Kürklü Hayvanlar Araştırma Tesisi’ne yapılan ALF saldırısı sebebiyle federal hapishanede 57 aylık cezamı yatıyorum. Bu saldırıda kürk çiftçiliği endüstrisi için yapılan 32 senelik araştırma sonuçları tamamen yok edildi, ayrıca Deneysel Kürk Çiftliği’nden 2 mink kurtarıldı. ALF’in şiddete başvurmayan doğrudan eylem yöntemlerine inanan birisi olarak Freeman Wicklund’ın doğrudan eylemle  ilgili yazısına cevap vermek istiyorum.

Wicklund, on binlerce hayvanı acı çekmekten kurtaran ve hayvan  istismarcılarına  hayvanlara  işkence etmek için kullanılan cansız eşyaların şiddet içermeyen yıkımı yoluyla milyonlarca dolar zarar vermenin aslında hayvan sömürüsünün artmasına yol açtığını söylüyor. Ancak durumun böyle olduğunu kanıtlayan bir örnek veremiyor. ALF’in 1984 yılında Pennsylvania Üniversitesi’ne yapılan saldırı sonucu Kafa Yaralanmaları Laboratuarı’nın kapanması sağlanmıştı; 1991 ve 1994’te ALF yaptığı saldırılarla Oregon Devlet Üniversitesi’nin Deneysel Kürk Çiftliği ve Cavel West’in at mezbahasının tamamen kapanmasını sağlamıştı.

Son on beş yıldan fazla süredir ALF’in kürk satış mağazalarına yönelik akınları düzinelerce mağazanın kapanmasına yol açtı, son yıllarda kürk çiftliklerine yönelik saldırılar sadece on binlerce minki kurtarmakla kalmadı, ayrıca bu hayvan toplama kamplarının ekonomik anlamda  çökmesine de katkıda bulundu. Wicklund’ın iddiasının tersine  1989 akınında 1,200 laboratuar hayvanının kurtarıldığı Arziona Üniversitesi’ndekiler gibi dirikesimciler ALF saldırılarının deneylerde kullanılan hayvan sayısının azalmasına yol açtığını söylüyor. Bu somut zaferleri total hayvan özgürlüğü adına kazanmanın aslında verimsiz ve işe yaramaz sonuçlar olduğuna inanabilir miyiz?

Rod Coronado

Hayvan hakları hareketinin bazı kısımları şu andaki hayvan istismarının kurbanlarını işkence dolu koşullarda yaşamaya mahkûm bırakan bir tavizi belki kabul edebilir, daha pasif direnişin dünyanın en güçlü  endüstrilerini ve devletlerinin ahlâk eksikliğini ters yüz edebileceğini ümit edebilir,  ama biz ALF’tekiler böyle düşünmüyoruz. Son yüzyılda yaşanan kurumlaşmış hayvan istismarındaki artış, hayvan istismarcılarının ahlâk tarafından değil para tarafından yönetildiğini kanıtladı. Hayvanların ve doğanın sömürüsünden elde edilecek bir para olduğu sürece, bu endüstriler meşru protestolara rağmen yollarına devam edecekler.

Hayvan hakları hareketinin yeraltı kanadı olarak ALF yıllar boyunca laboratuarlar, fabrika çiftlikleri ve kürk çiftliklerindeki hayvan akrabalarımızın gözlerinin içine baktı. O gözlere baktıktan sonra  uzun vadede elde edilecek bir zafer için, daha az agresif bir stratejiyi meşrulaştırma adına denediğimiz bütün argümanlar bu hayvanlar için tek anlamı var: ihanet. Bugün acı çeken hayvanlar için hareketimizin onlara nasıl yardım edebileceğini tartışırken, elbette mümkün olduğu her zaman anında özgürleştirmelere destek vermeliyiz.

Wicklund’ın ALF tipi doğrudan eylemlerin, hafifletici taktik ve stratejilerle değiştirilmesi önerisi  her iki stratejinin beraber aynı amaca hizmet edebileceği gerçeğini görmezden geliyor, hayvanlara zafer getiren hiçbir araçtan vazgeçmememiz gerektiğini de ortaya koyuyor. Bir diğeri var diye hiçbir taktik kenara konmamalı, oysa insanlar senelerce bundan korktu. ALF stratejisinin etkisi ve uygunluğunu sorgulayarak doğadan ve hayvanlardan kopuşumuzu besliyoruz, oysa korumayı seçtiklerimizle aramızdaki yakınlığı hayata geçirmemiz gerek.

Hayvan hakları hareketindeki bizler  bütün hayatların kutsal olduğu, bizim hayatımızla eşit olduğu ve aslında gerçekten de bizim akrabamız olduğu inancı ve felsefesini sımsıkı kucaklarsak, o zaman  ALF’in hemen burada ve şimdi hayvanlar için ortaya koyduğu taktiklere sırtımızı dönmenin ne kadar zor olduğunu daha iyi anlarız. Hayvan hakları hareketindeki bizlerin kendimize sorması gereken soru şu: o işkence odalarında yaşayanlar isimsiz ve tanımadığımız hayvanlar değil de annelerimiz, babalarımız, erkek ve kız kardeşlerimiz ya da en sevdiğimiz insanlar olsaydı ne türden bir eylemi tercih ederdik? O halde ALF taktik seçiminde haklı mıdır? Bu sorulara dürüstçe cevap verirsek , o zaman ALF’in ABD’deki 15 senelik operasyonları sırasında tek bir yaralanma, tek bir ölüm yaşanmadığını, eylemlerimizin insanların hayvan halklarına açtığı savaştan on binlerce sessiz kurbanı kurtardığını takdir edebiliriz belki.

ALF sadece hayvanların özgürlük savaşçısı değil, sizin özgürlüğünüzün de savaşçısı.  Özgürleştirilmiş hayvanlara sevgi dolu yuvalar bulunmasına yardım eden, kampanyalarımızı finanse etmek için elini taşın altına sokan sayısız hayvan hakları aktivistinin desteği olmasa var olamazdık. Hayvan hakları hareketindekilerin çoğunluğu eylemlerimizi gereksiz ya da hayvan özgürlüğünün amaçlarına ters kabul ederse, özgürleştirmeler ve eylemlerimiz solmaya başlayacak. Ancak kişisel deneyimlerden de biliyorum ki; çoğumuz bir ALF baskınını duyunca herkese belli etmesek de seviniyoruz, mesela geçtiğimiz Ağustos ayında Ortabatı’daki kürk  çiftliklerinde binlerce minke ve tilkiye tek özgürlük şansları verildiğinde böyle oldu. Hayvanların ve hareketimizin ALF olmadan daha iyi bir durumda olacağına inanmak zor. Şüphesiz  ALF sayesinde bir çok hayvan hayatta ve huzur içerisinde yaşıyor.

ALF’i şiddet içeren taktiklere başvurduğu iddiasıyla suçlayanlara karşılık kendimize neyin şiddet içerdiğini ve neyin şiddet içermediğini sormalıyız. Şiddet dolu bir saldırıya minimum şiddet içeren bir tepki göstermek meşru mudur? İlk soruya cevap verebiliriz, ama ikinci soruya cevap vermek şiddet kurbanlarına kalıyor, Gandi’nin bizzat “şiddet korkaklığa yeğdir” dediğini hatırlayarak. Hiçbir canlıya zarar vermeden, tek amacı masum hayatı yok etmek olan betondan ve çelikten işkence odaları ve cinayet makinelerini ortadan kaldırmak şiddete başvurmak mıdır? Nuremburg’da Nazi savaş suçlarının farkında olanlar muazzam bir vurdumduymazlık ve eylemsizlikle suçlanırken, doğaya ve hayvanlara karşı işlenen dehşet verici suçların farkında olan bizler, onların acılarını önlemek için hiçbir şey yapmayarak büyük bir ahlâki sorumluluk taşımıyor muyuz?  Tek bahanemiz ise böyle yapmanın toplumumuzun yasalarını çiğnemek ve kendi özgürlüğümüzü tehlikeye atmak olduğunu söylemek oluyor.

Hayvan hakları hareketi uzun zamandır  hayvan ırklarının acılarını önleme yönünde bizim moral sorumluluklarımızı kelimelerle açıkladı, ama bazen bu bağlılığı sözlerle değil de eylemlerle, adaletsiz toplumumuzda illegal olabilecek eylemlerle, ama doğa ve insanlık yasalarına göre ne ahlâksız ne de haksız eylemlerle gösteren ALF’i yargılamakta çok çabuk davranıyoruz. ALF tarafından ortaya konduğu şekliyle şiddete başvurmama prensibine böylesi bir bağlılık pasiften çok agresif olabilir, ama gene de Gandi’nin şiddetsizlik prensibiyle uyum halinde. Gandi mülke yönelik yıkım eylemlerine asla şiddet olarak bakmadı.

Hindistan’da özgürlük ve ABD’de insan hakları mücadelesi çoğu zaman şiddete başvurmama prensibinin güçlü bir örneği olarak kabul ediliyor, ama bu hareketlerle ilgili fazla bilgisi olmayan insanlar Gandi ve M.L.King tarafından hayata geçirilen pasif direniş örneklerinin sadece bu iki cephedeki zaferlere etkisi olduğunu sanır. Wicklund agresif şiddetsizlik ve hatta silahlı mücadeleye başvuran her iki direnişin meşru kısımlarının, Gandi ve M.Luther King tarafından kınanmadığını görmezden geliyor, meselâ Bengalili devrimcilerin gerilla savaşı Hindistan’da Gandi’nin sivil itaatsizlik eylemlerini gölgede bırakmıştır. Wicklund ayrıca Malcolm X, İslam Ulusu, Kara Panter Partisi ve Angela Davis gibi bu ülkede günümüzde dek kurumsallaşmış ırkçılığa karşı mücadelesini sürdüren ırkçılık karşıtı hareketin temellerini atan isim ve grupları da anmıyor, bu isim ve gruplar meşru müdafaaya ve agresif taktiklere inanıyordu.

Wicklund’ın şiddet kullanmamaya verdiği desteğin altında hayvan hakları  hareketinin mücadelemizi medya aracılığıyla halka duyurması gerektiği inancı yatıyor, kendimizi moral anlamda daha üstün göstereceğimiz bir şekilde sunmalıyız bunu. ALF sözel ya da fiziksel anlamda birisine saldırmanın yanlış olduğuna inansa da davamızın pasif gösterilerle ilerleyeceğine, bize karşı hayata geçirilen şiddet eylemlerine katlanmaya istekli olduğumuzu düşündüren pasif eylemlerle geliştirileceğine inanmıyoruz. Ne de ALF eylemlerinde tanık olunandan çok daha fazla fiziksel şiddet bulunan bir atmosfer yaratarak ahlâki bir üstünlük ortaya koymaya çalışıyoruz.

Şiddete başvurmayan, sivil itaatsizlik gösteren insanlara yönelik fiziksel şiddetin artışıyla medyanın hayvan istismarının rezilliğine değil kendi aktivistlerimizin eylemlerine odaklanmasına sebep olmuş oluyoruz. Ayrıca tarihsel olarak toplumsal değişimler hedefleyen hareketlerin medyada ekstrem önyargılarla beraber halka sunulduğunu unutmamamız gerekiyor. Medya kuruluşları hayvan istismarı endüstrileriyle iş ortağı olduğu için ortada şaşılacak bir şey yok.

Günümüzün medya şirketleri, işleri neredeyse tamamen hayvan sömürüsüne bağımlı endüstrilerin sağladığı reklam harcamalarına dayanan şirket yöneticileri tarafından yönetiliyor. Ayrıca günümüzün yoğun rekabet içinde işleyen medyasında dünyanın moral meselelerinden önyargısız bir tutumla söz edilmesini bekleyemeyiz, tam tersine reklâm satışından, rating patlamasından çıkar sağlayacak şekilde bir haber sunumu yapmalarından doğal bir şey yok. Eğer anaakım gazeteciliğin arkasındaki güç, gerçek ve ahlâk olsaydı, o zaman hayvanları ve dünyayı yok eden endüstrilerin iş pratiği ve eylemleri, dünyanın militer güçleri ve polisinin çoğu kez gerçeğin ta kendisi olan, gerçek terörizm eylemleri olarak ihbar edilmesi gerekirdi. Hayvan hakları hareketinin ister legal ister illegal eylemleri de gerçekte ne iseler o şekilde sunulurdu: yani bütün hayatların kutsallığına sadece hürmet duymakla kalmayıp halkı ve tüketicileri, devlet ve şirket sahtekarlıkları, insan ve çevre sağlığının tehlike altına girmesi konularında uyaran;  halka ait topraklar, yaban hayatı ve vergi ödeyenlere bedeli ödetilerek büyük ticaret ataklarına destek veren ekonomik politikalara dikkat çeken eylemler olarak kabul edilirdi.

Tam tersine,  medya kendi dünya görüşünü paylaşıp bundan çıkar elde eden eylemleri desteklerken önyargılı haber verme teknikleri kullanarak, ALF ile normalde eylemlerimizi destekleyebilecek insanlar arasında uçurum yaratmaya çalışıyor. Hareketimizin stratejisinin  hayvan sömürüsünde  çıkarı olan medya tarafından etkilenmesine izin vermek,  masum hayatı koruyan ALF’in şiddet içermeyen eylemlerine halkın  terörizm eylemleri olarak bakmasını ümit eden devlet ve şirketlerin kanlı ellerine teslim olmak demektir.

Wicklund hayvan hakları hareketinden, taktiklerini hayvan istismarına karşı zafer kazanma becerisine göre değil, hayvan sömürüsü aracılığıyla zenginlik ve güç elde eden insanların ya da hayvan sömürüsünü onaylayan hayat tarzlarını güçlendiren medya kuruluşlarının hassasiyetlerini izole edip gücendirmeme potansiyeline göre belirlemesini istiyor.

Medyanın hayvan hakları hareketini iyi bir şekilde gösterip göstermemesi bugüne dek hareketimizin büyümesi ve halkın doğru ve yanlışı ayırt edebilme yeteneğini aslında pek etkilemedi. Bu nedenle, seneler boyunca ALF eylemleri gelecekte hayvanların acısını neyin önleyeceğine karar vermek ilkesiyle yönlendirilmiştir, bir yandan da şu anda istismar edilen hayatları kurtarma amacı güdülmüştür. Bu eylemlerin medya tarafından iyi bir şekilde temsil edilip edilmeyeceği meselesi ikincil bir konudur, medyanın ALF eylemlerini olumlu bir şekilde vermesi, ülkenin adaletsiz ekonomik çıkarlarına illegal eylemlerle meydan okumanın terörizm kabul edildiği her yerde son derece az görülen bir şeydir.

ALF hiçbir zaman fiziksel şiddete başvurmadı veya bunu desteklemedi. ALF  fiziksel yaralanmalar ya da hayat kaybına dair en küçük bir risk bile bulunan eylemleri desteklemez; seneler boyu yaşanan operasyonlarda bu tür bir şiddetten uzak durma becerimiz asla raslantı değildir. Biz şiddet dolu bir savaşta mücadele ediyoruz, ama agresif şiddetsizliğe başvurarak hayvan hayatı ve doğaya karşı yürütülen bir savaşı sona erdirmek için savaşıyoruz.

Geçmiş ALF hücrelerimdeki her bir insan laboratuarlara, kürk ve fabrika çiftliklerine ve diğer hayvan sömürüsü kuruluşlarına 13 sene içerisinde çeşitli baskınlar düzenledi . Bu insanlar nefret ya da şiddete başvurma ya da şiddeti rasyonalize etme arzusuyla değil,  bu dünyayı beraber paylaştığımız diğer hayat sahibi ırklara karşı muazzam bir şefkat duygusu ve sevgiyle hareket ettiler. ALF gönüllüleri hayata hürmet, saygı ve özgürlük duygusuyla öylesine dolular ki katıldığımız her bir ALF eyleminde, mazlum hayvan yakınlarımızın özgürlüğünü elde edebilmek için kendi özgürlüğümüzü beraberce riske atabiliyorduk.

Şiddete başvurmama prensiplerinden taviz vermeyen ALF eylemleri,her zaman şefkatli insanlardan oluşmuş yüksek ahlâki disiplin sahibi bir grubun eylemleri oldu ve hep öyle olacak, bu insanların çabaları eğer fiziksel şiddetei onaylasalar ikiyüzlüce  olurdu. ALF kısmen hayvan hakları hareketinin şu anda legal olarak kurtaramadığı masum canlılar için bir özgürlük kulvarı sağlamak için var. ALF diğerleri kendini ümitsiz hissederken onlara ümit veriyor. ALF’in barışçıl savaşçıları için hayat kurtarmak amacıyla şiddet  içermeyen doğrudan eyleme başvurmak bizim bir seçimimiz değildir, aydın olan her insanın sorumluluğudur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s