Hayattaki en büyük armağan: hayat vermek

Marc Ching

Öldüğümde  olabileceğim en iyi insan olduğumu bilerek ölmek istiyorum. Birilerine ulaşabildiğimi bilerek. Yapabileceklerimi yaptığımı. Sahip olduğum eller ve zamanımla nefes alamayanlara nefes verdiğimi.

Dünyada  çok fazla ızdırap var. Bunu her gün görüyorum. İşkence vakalarındakileri kurtardığımda bu ızdırabı elimde tutuyorum. Artık ruhen yıkılmış, istismar edilmiş köpekleri kurtardığımda bu ızdırabı göğsüme yaslıyorum.

Ve anlamıyorum. Dünyada neden bu kadar nefret olduğunu. Neden bütün bu inançlar ve din için bunca savaşın yapıldığını.İ nsanların neden kitlesel katliamlar yapıp bombalar attığını.

Bir halk ve bir ırk olarak evrimin nasıl olup da insanlığın bazı kesimlerine ulaşamadığını merak ediyorum. İnsanların nasıl olup da bir kitabın bir rafta bırakabileceği bir iz gibi sadece toz biriktiren bir kültüre böyle bağlı olabildiğini anlamıyorum.

Biz öğrenip daha hassas canlılara dönüşürken zulmün dünyanın her yerinde hâlâ nasıl var olabildiğini anlamıyorum.

Dün Çin’in Tongzhou eyaletinde küçük bir grup tarafından işletilen bir mezbahaya girdim. Etrafta köpekler, kediler ve tavşanlar vardı ve korku duvarlardan öyle bir yoğunlukla yansıyordu ki korkunun kendisi bile orada ölümle yüzleşmekten ve tek başına ölmekten korkuyordu.

Ruhum bu karanlık deliğe girdiğinde kalbim kanadı, gözlerim altımdaki toprağa döküldü. Gördüklerimi ifade edemiyorum. Kalemimdeki mürekkebi toprağa gördüklerimi çizmek için kullanamıyorum bile. Hayvanların  organları açık bir şekilde masalara zincirlenmiş olduklarını. Çığlık çığlığa. Bazılarının ayakları yok. Bazılarının gözleri.

Hâlâ canlı… çığlıklar atarak.

Sordum, neden hemen öldürmediniz, diye. Adam,” kültür böyle” dedi, senelerdir bu şekilde yapıyorlarmış.

Kölelik de kültürdü eskiden. Linçler, adam asmalar-kültür. Ama öğrendikçe, insan yüreği daha genişleyip daha büyüdükçe tarih de geçmişte kaldı. Tarih bize ne yapmamızı öğreten değil, daha iyisini nasıl yapmamız gerektiğini öğreten bir köprüye dönüştü.

Bu adama, dünyadaki en önemli şeyin ölümde bulunmadığını söyledim. Başkalarına hayat vermekte var. Ölümde sadece kan car. Sadece yıkım. Sevgi yok. Umut yok. Sadece hiçlik.

Yüzünde bomboş bir ifade. Benim hediyem bir şiirdi: anlayamayan gözlere, ya da belki de hiç umursamayan.

Elimden gelen bütün köpekleri kurtardım. Üç kediyi kurtardım, bir çift tavşanı nehrin aşağısına bıraktım. Acı çekenler orada öldüler. Dudaklarımı onların tenlerine bastırdım, ve karanlıkta yalnız olmadıklarını bildikleri umuduyla gözyaşları döktüm.

Hayattaki en büyük armağan, ölüm değil- kendisi nefes alamayanlara hayat vermektir. Bütün güçsüzlüğümle. Bir insan olarak bütün başarısızlıklarımla. Olduğum insanın daha güçlü olmasını bütün kalbimle dileyerek. En azından şunu biliyor ve anlıyorum…

Hayattaki en büyük armağan, vermektir.

Benim yüreğim etrafımdakilere adanmış. Eğer o karanlık geceye yaptığım o yolculuktan birşey öğrendimse – o da olabileceğim en iyi insanı olmaya çalışmak. Hepimiz etrafımızdakilere nefes vermeliyiz; çünkü bir şeyleri değiştirmek için gereken tek şey bu:

Bir nefes.

Ve vermek.

***

Resimler ve yazı: Marc Ching’in Facebook sayfasından alıntıdır.

 

Reklamlar

Hayattaki en büyük armağan: hayat vermek” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s