Terörizmin evrimi ve etholojisi:Bir barış etholojisine doğru

Marc Bekoff

Dünyada yaşanan son olaylar  insan türünden hayvanların tür şiddeti konusunda dehşet verici şeyler yapabileceğini kanıtlıyor. Bir çok insan bana terörizmin evrimi ve etholojisi hakkında sorular sordu; ben bu sorunun aslında insan terörizmi ve şiddetinin kaynağını hayvan davranışlarında arayarak açıklayabilir miyiz sorusunun cevabını aradığını düşünüyorum. Eğer cevap hayır ise, insanların üstün olduğu iddiasının gerçekten rakipsiz olduğu tek alan bu mu yoksa?

“Aynen hayvan gibi davranıyorlar”

Bu konuda daha önce de yazdım ve her defasında insanların tür şiddeti -insanın insana yönelik şiddeti – alanında tamamen kendine özgü ve istisnai bir varlık olduğu sonucuna ulaşıyorum. İnsanların insanların diğer insanlara zarar verip ölümlerine sebep olduğu olaylar karşısında “aynen hayvan gibi davranıyorlar” gibi şeyler demelerinden artık bezdim, yoruldum. Bu insanlar “hayvan gibi davranıyorlar” diye bir şey yok, elimizdeki veriler olayın böyle olduğunu ortaya koyuyor. Evet, hayvanlar birbirine zarar verip öldürebiliyor ama “hayvan“ savaşı denebilecek tek bir gözlem var ve bu olay 1970’lerde yaşandı.

İnsan Tarzı Şiddet Öteki Hayvanlarda Görülmüyor” adlı yazımda insanlarda tanık olunan şiddet içerikli davranışları tartışırken haber bültenleri ve diğer insanların bu tür davranışları sergileyenlerden  sık sık” hayvan” diye bahsettiğine ve bu insanların “hayvan gibi davrandıklarını” söylediğine dikkat çekmiştim. Kendi şiddetimiz için öteki hayvanları suçlamak, bir çok türden canlıları  bugüne dek kabul edildiğinin aksine çok daha işbirliğine açık, barışçıl, nazik, şefkatli ve empatik canlılar olduğunu ortaya koyan son bilimsel araştırmalardan bihaber olduğumuzun bir kanıtı. Ancak, artık zirveye ulaşan bilimsel kanıtlara bakmadan hayvanların işbirliği yapan, barışçıl, adil ve arada bir sosyal adalete açık canlılar olduğunu göz ardı ederek medya öteki hayvanları gerçekte oldukların çok çok daha şiddete meyilli ve savaşçı canlılar olarak sunmaya devam ediyor. Bu yazıda ayrıca pozitif duyguların insan doğasında yer aldığını, aynı şeyin hayvanlar için de geçerli olduğunu belirtmişti. Yeni bilgiler de olayın gerçekten böyle olduğunu gösteriyor.

“Şempanzelerin aynen bizim gibi karanlık bir yanı var. Bizim daha az bahanemiz var ama, çünkü biz kasıtlı olarak yapabiliriz bunu, o yüzden gerçekten hesaplanarak kasıtlı şekilde kötülük yapmanın insana özgü olduğuna inanıyorum” Jane Goodall.

“İşbirliği, iğrenç bir biyoloji üzerine çekilmiş ince, ahlâki bir maske değildir” Frans de Waal

Yukarıda yazdığım şeyleri göz önüne alırken  dünyaca ünlü primatolog Jane Goodall’un klasik kitabı “Gombe Şempanzeleri”nde yabani şempanzelerde görülen şiddet hakkında yazdığı şeyleri de düşünün: “…şempanzelerin gerçekte olduğuna kıyasla daha agresif olduğu izlenimine hemen kapılmak mümkün. Aslında agresif etkinliklerdense barışçıl etkileşimler daha fazla; sert kaba mimik ve davranışlara kıyasla yumuşak tehdtikâr mimikler daha çok görülüyor; kavgalar daha az, tehditler daha çok, yaralanmalara yol açan kavgalar kısa, görece sakin kavgalara kıyasla çok nadir görülüyor.”

Ayrıca New York Times gazetesinde yayınlanan “ Hominid Dövüş Kulübünü Bırakmak” adlı yazısında James Horgan  şu sonuca varıyordu: “ Jane Goodall 1960 yılında Tanzanya’nın Gombe Milli Parkı’nda şempanzeleri gözlemlemeye başladıktan sonra araştırmacılar doğrudan 31 gruplar arası öldürme olayına tanıklık etti, bunların 17 tanesinde bebekler öldürüldü… tipik bir araştırma bölgesindeki araştırmacılar her yedi senede bir tane öldürme olayı gözlemliyor…”

Ünlü primatolog Frans de Waal’in bize hatırlattığı gibi, doğa daha ince bir toplum olmak için bize nice dersler öğretir. Bildiklerimize dikkat etmeli ve hem bizi hem de öteki hayvanları yanlış biçimlerde gösteren/sunan sansasyonel yaklaşımları bir kenara itmeliyiz. Hayvanlar birbiriyle kavga eder mi? Evet. Rutin olarak şiddet dolu, gaddarca, savaş benzeri davranışlar gösterirler mi? Hayır. Diğer canlılara faydası olan pozitif sosyal davranışlarla kıyaslandığında son derece istisnai örnekler söz konusu. Böylece öteki hayvanların toplumsal davranışları hakkında neler öğrendiğimize dikkat ederek kim olduğumuz konusunda bir çok şey öğrenebilir ve doğuştan gelen iyiliğimizi bazılarının iddia ettiği gibi dünyayı bütün canlılar için daha iyi bir yer hâline getirmek için göreve koşabiliriz.

2014 yılının Eylül ayında Harvard Üniversitesi Biyolojik Antropoloji Profesörü ünlü primatolog Richard Wrangham şöyle söylüyordu:” Şempanzelerin şu anda Suriye’de yaşananlarla uzaktan yakında bir ilgisi olduğunu söyleyemem”. Aynı yazıda Washington Üniversitesi primat uzmanı Dr. Robert Sussman da “ savaşın şempanzelerle hiçbir alâkası yok” diyordu.

İnsanlar sıradışı bir memeli, inanılmaz  bir çeşitlilik gösteriyoruz ve bu muhteşem gezegende sayımız çok çok fazla, inanılmaz derecede yıkıcı bir anomi ile nitelenen bir dönemde yaşanan çatışmaları çözmek için hangi sosyal mekanizmalar gerektiğini bilmiyoruz, bu mekanizmaları henüz geliştiremedik. Dehşet verici şeyler yaparken bir yandan başkalarına şefkat ve empatiyle yaklaşan geniş kapsamlı davranışlar sergiliyoruz. Antroposen çağında yaşıyoruz- yani insanlık çağında- ,artık bu çağı şefkat çağı yapmanın, kendi şiddet dolu davranışlarımız için öteki hayvanları suçlamaya son vermenin zamanıdır.

Barışa hakikaten hak ettiği ilgiyi ve şansı verelim. Hiç bir şey kaybetmeyiz, çok şey kazanırız aksine. İşbirliği, empati ve barış eğer biz izin verirsek kazanır. Savaşa gitmeyi seçmek zorunda değiliz. Umalım ki gelecek kuşaklar bir gün cidden “ savaş ne demek?” diye sorsun ve biz de  “biz buyuz” diye inandığımız savaşların kaçınılmaz olduğunu söyleyerek savaşları meşrulaştırmaya son vermiş olalım.

Geleceğe yürümek: evrimsel ve etholojik araştırmanın değeri

Evrimsel ve etholojik araştırmada, kendi şiddet içeren davranışlarımızın sebeplerini aramak yerine öteki hayvanlardan çatışmalarında nasıl barışçıl yollardan çözülebileceğini öğrenmemiz gerek, çünkü hayvanlar bunu başarmakta çok maharetliler. Şiddet uygulamak “doğal” değil, biz de “hayvan doğamızı” filan hayata geçiriyor değiliz. Bizler şiddet arenasında tamamen rakipsiziz, öteki hayvanlara bakarak barış etholojisi konusunda bir çok şey öğrenebiliriz. Yeniden yaban köklerimize dönerek öteki hayvanların kim olduğunu öğrenmeye başlayacak ve bu bilgiden şu zamanlardan  çok daha zorluklarla dolu bir geleceğe doğru yürürken faydalanabileceğiz.

Gelecek kuşaklar için şiddet sarmalından çıkmak: doğamız gereği şiddete dönük bir tür değiliz, şiddet de çıkmaz sokaktan başka bir şey değil.

Elbette, çocuklarımızın ve torunlarımızın şiddetin doğal olduğunu ve gerçeğin bu olduğunu kabul etmelerini istemiyoruz. Bugün yaşanan herşeye rağmen  yine de umudum var.

Sayıları aşırı olmakla tükenmek arasında gezinen hayvanların bir niteliği de  yavruların ”türlerinin örneği”ne dönüşmesi için ebeveynlerin ve yetişkinlerin bakımına muhtaç olduğu uzun bir dönemi atlatmak zorunda olmaları. Kaos ve şiddetle sarmalanmış bir geleceğe mahkûmlarsa çocuk sahibi olmanın anlamı ne? Elbette, eğer onları iyi eğitirsek hem kendi hayatlarına hem de gelecek kuşakların hayatlarına faydası olacaktır, çünkü artık geri dönüşün mümkün olmadığı, şiddetin hüküm sürdüğü ve geniş kapsamlı çatışmaları çözmeye yönelik girişimlerin işe yaramayacağı bir zamanın gelmek üzere olduğu ortada. Henüz oraya varmadık, ama varmayacağımız anlamına gelmiyor bu. Küresel ve derinden teknolojik olarak birbirine böylesine bağlanmış bir dünyada bitmek bilmeyen iç grup / dış grup şiddetinin çıkmaz sokak olduğunu bilmek gerek, tarih artık mümkün olmayan bir âna – sonsuz şiddet çemberleri, sessiz zamanlar, daha fazla şiddet ve daha fazla sessiz zamanlar- kadar kendini tekrar etmeye devam edecek, çünkü  radikal anlamda farklı dünya görüşlere sahip gruplar arasında barışı hayata geçirmek için gerekli toplumsal becerileri geliştiremeyeceğiz.

Öteki hayvanları suçlamak ya da bizim doğamız gereği şiddet barındıran bir tür olduğumuzu, her zaman şiddete meyilli bir memeli olmaya devam edeceğimizi ve bu gerçeğin evrimsel olarak kaçınılmaz bir çıkmaz sokak olduğu ve  hiçbir alternatifi olmadığını söylemek çok  kolay; ama hem yıkıcı hem de üzücü bir yaklaşım bu. Gezegen üzerinde var olmuş en güçlü tür olarak; eğer bu muhteşem gezegende yaşamak istiyorsak barışın gücünü kucaklamayı ve şiddeti reddetmeyi hem kendimize hem de öteki hayvanlara borçluyuz. Ben hâlâ bu şiddet girdabından çıkmanın bir yolu olduğuna inanıyorum, ama zaman bizden yana olmayabilir. Bu yüzden tam da şu anda bunu kabul edip şiddete ve savaşa “hayır, teşekkürler” diyelim.

https://www.psychologytoday.com/blog/animal-emotions/201511/the-evolution-and-ethology-terrorism-we-are-unique

Şu yazılara da bakılabilir:

İnsanların yarattığı şiddet için hayvanları suçlamayın/Marc Bekoff

https://hayvanozgurlugucevirileri.com/2012/01/23/insanlarin-yarattigi-siddet-icin-hayvanlari-suclamayin/

İçimizdeki maymun: Biz neden biziz? /Frans de Waal

http://www.academia.edu/19117356/Frans_de_Waal_%C4%B0%C3%A7imizdeki_Maymun_Biz_Neden_Biziz_

Hominid Dövüş Kulübüne Elveda/ John Horgan

https://hayvanozgurlugucevirileri.com/2016/01/06/hominid-dovus-kulubune-elveda-2/

İnsan tarzı şiddet öteki hayvanlarda yok /Marc Bekoff

https://hayvanozgurlugucevirileri.com/2013/01/19/insan-tarzi-siddet-oteki-hayvanlarda-yok/

 

Reklamlar

Terörizmin evrimi ve etholojisi:Bir barış etholojisine doğru” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s