ALF manifestosu : Adalet yoksa, barış da yok

Dr. Steve Best

Siyah Amerikalılar ve ırkçılık karşıtları adalet ve eşitlik  için mücadele etmeye devam ederken, ahlâki ve politik odak noktası çok daha kadim, yaygın ve yoğun, şiddet içeren; küresel bir soykırımda milyarlarca hayvanı esir edip işkence eden ve öldüren bir kölelik biçimine doğru kayıyor.

Hayvan özgürlüğünden insan özgürlüğünden bahsettiğimiz şekilde söz ediyoruz. İnsanlar fiziki nesneleri esir edemez, tahakküm altına alamaz veya sömüremez; ayrıca fiziki nesneler özgürleştirilemez, serbest bırakılamaz, azat edilemezler.

Bu terimler ancak duyguları olan organik yaşam formları için geçerli; yani acı ve zevk, mutluluk ve ızdırap gibi  hisleri tecrübe edebilen canlılar için geçerli.

Tür farklılıklarından ve insanın dil ve akıl güçlerinin hayvan yaşamının benzersiz niteliklerinden üstün görmeye yönelik keyfî çabalardan farklı olarak insanlar ve hayvanlar; neşe, acı  gibi aynı evrimsel kapasiteleri paylaşıyorlar ve bu anlamda da hepsi hem eşitler hem de aynılar.

Temelde, etik; insanların başkalarının acı çekmesine sebep olunmamasını ya da başkasının yaşamına ya da özgürlüğüne kastetmemesini talep eder, bunun olması için geçerli, zorunlu bir gerekçe var olmak zorundadır (meşru müdafaa gibi).

Hayvan duygularının, zekâsı ve sosyal yaşamının kompleks oluşu ile ilgili çok sayıda bilimsel eser bulunmasına rağmen bir canlının his ve duygu kapasitesi bulunması, onun temel haklara sahip olması  için hem yeterli hem de gerekli koşulları oluşturmaktadır.

Bu yüzden, hayvanların esir edilebilmesi gibi, özgürleştirilmesi de mümkündür; gerçekten de hayvanların esir edildiği bir yerde insanların onları özgürleştirmek gibi bir görevleri bulunuyor.

Bu vicdan ve görev çağrısına cevap veren hayvan özgürlüğü grupları, dünyanın her yerinde hayvanları sömürü sistemlerinde kurtarmak gibi bir amaçla hareket geçti, zulmün maddi ve ekonomik temellerine saldırıp onu kullanılmaz hale getirerek hayvanların insanlar için bir kaynak, mülk ve/veya köle olduğu şeklindeki o kadim mentaliteye meydan okumaya başladılar.

Siyahları doğal çevrelerinden ve yuvalarından kopardılar, vücutlarının etrafına zincirler sardılar, aylarca haftalarca acı çekmelerine bakmaksızın onları sıkış tıkış hücrelere doldurup denizlerde taşıdılar, derilerine kimin mülkü olduğunu gösteren demirden sıcak damgalar bastılar.

Onları köle olarak açık artırmalara çıkardılar, çığlık çığlığa ağlayan aile üyelerini ayırdılar, emekleri ve hizmetlerini sömürmek adına üremeye zorladılar, çıkar  uğruna sömürdüler, nefret ve  öfkeyle onları dövdüler, çok sayıda siyahı bir arada öldürdüler…işte bütün bu dehşetlerin ve vahşetin hepsi hayvanların sömürülmeye başlaması ile mümkün oldu.

Teknoloji ile gelişip kapitalist  çıkar elde etme amacıyla daha da ileri giden, hayvanların duyguları, zihinleri ve vücutlarının şiddet dolu bir biçimde sömürülmesine bugün de devam ediliyor, milyarlarca hayvan kürk çiftliklerinde, fabrika çiftliklerinde, mezbahalarda, araştırma laboratuarlarında ve diğer cehennemsi mekânlarda işkenceye uğratılması ve  öldürülmesiyle devam ediyor.

Artık bir siyahın, Yahudi’nin veya başka bir insanın “hayvan gibi” dövülmesinin suç olup olmadığını sormak hiç adil değil; tam tersine hayvanları sömürmenin ve terörize etmenin hiç sorgulanmadan kabul edilmesini de inceden inceye sorgulamak zorundayız.

Irkçı kafa yapısı ten rengine dayalı olarak bir aşağı/üstün hiyerarşisi yaratır; tür ayrımcısı kafa yapısı da evrimci süreci/süremi insan ve insan olmayan yaşamlar şeklinde bir zıtlaşma içine sokarak hayvanları hem aşağılamış hem de nesneleştirmiş olur.

Irkçılık nefret dolu bir beyaz üstünlükçülüğünden meydana geldiği gibi tür ayrımcılığı da şiddet barındıran bir insan üstünlükçülüğünden doğuyor, bu da insanların hayvanları kendilerine  uygun şekilde kullanmasının doğal ya da Allah vergisi bir hak olduğuna olan derin inançtan kaynaklanıyor.

Hem ırkçılık hem de tür ayrımcılığı kölelik ekonomilerine meşrulaştırmaya yarıyor. İç Savaş sonrası Pamuk Ekonomisi, Büyük Baş Hayvancılığı Ekonomisine dönüştü, bu arada ülke batıya yürümeye devam ediyordu, hem 60 milyon bufaloyu hem de milyonlarca Kızılderiliyi öldürdüler, ardından da büyük baş hayvanların gıda olmasına adına yetiştirilmesi ve katledilmesine başlandı.

Yirminci yüzyıl boyunca, ABD, bitkiye dayalı bir beslenme tarzından ete dayalı bir beslenme tarzına kaymaya başladı; et ve süt endüstrileri devasa ekonomik güçler haline dönüştü. Son  on yıllar  içerisinde ilaç ve biyoteknoloji şirketleri küresel kapitalist şebekelerin büyük parçalarına dönüştü, ayrıca onların araştırma ve test operasyonları da her yıl milyonlarca laboratuar hayvanının yetiştirilmesi, sömürülmesi ve  öldürülmesine dayanır oldu.

Elbette Homo erectus üç milyon yıl önce alet yapmaya başlar başlamaz hominidler  hayvanları hem emek gücü , hem gıda, giysi ve daha nice kaynak olmaları adına öldürmeye başladılar, o zamandan beri hayvan sömürüsü insan ekonomileri için yaşamsal bir önem taşıyor.

Ancak insanların geçmişin avcı ve toplayıcı toplumlarında, teknolojisi gelişmemiş toplumlarda hayatta kalmak adına insanları kullanmalarını meşrulaştıracak ne türden haklı gerekçeleri vardıysa, bu bahaneler günümüzde hayvanların gıda, giysi ve tıbbi araştırmalarda kullanılmasını gerektirmeyen alternatifler yüzünden geçerliliğini yitirmiştir.

Dahası, hayvan sömürüsü modern ekonomiler için ne kadar önemli olursa olsun  hayvanları esir etmek adına öne sürülen faydalanmacı özürlerin hepsi insan köleliği ya da Auschwitz ya da Tuskegee’de insan deneyleri adına öne sürülen özürler ve bahaneler kadar geçersizdir.

Haklar faydalanmacı tavırları ezer geçer; hakların en önemli işlevi insanları başka birisinin iyiliği ya da halkın  faydalanması adına kullanılmaktan korumaktır.

Doğrudan Eylemin Savunulması Adına 

Kölelik karşıtlığı, refahçılığa değil de hak mantığına dayansa da aşılması gereken bazı hayvan hakları pozisyonları bulunuyor.

Öncelikle Gary Francione’ın belirttiği gibi, bir çok birey ve organizasyon hayvan haklarını baş tacı etse, normalde ve gerçekte haklar adına konuşsa da pratikte refah reformları talep eden ve zulmü ortadan kaldırmak değil sadece aksayan yönlerini iyileştirmek isteyen “yeni refahçılar”dır.

Francione refah ve haklar, reform ve  kölelik karşıtlığı arasındaki kompleks ilişkileri önemsiz gibi gösterse bile  refah ve hak yaklaşımları arasındaki en temel farklılıkları aydınlatmaktadır, ve haklı olarak da hiç taviz vermeyen bir kölelik karşıtı kampanya ve tavrın ne kadar gerekli olduğu konusunda ısrar etmektedir.

Ancak Francione, hayvan hakları “legalistlerinin” ortaya koyduğu ikinci bir sorun’un semptomudur, bu insanlar ahlâki ve  politik sebebi kabul edilebilir hale getirecek tek geçerli ve etik olarak doğru yolun devlet tarafından önceden onaylanmış ve kabul görmüş yaklaşımlar olduğunu düşünen ve statükoya aldanan insanlardır.

Militan doğrudan eylem taktikleri hem insan hem de hayvan  köleliğine son vermekte hayati bir  role sahip, bunu reddederek Francione ve diğerleri hayvan refahçılarının militan doğrudan eylemlere yönelik aynı bahaneyi kullanıyor.

Hak konusunda ortaya konan refahçı eleştirilerin aynısını sürdürerek, devlet ve hayvan sömürüsü endüstrilerinin bir anlamda kuklası olma görevini üstlenerek Francione doğrudan eylemciler, radikal, ekstrem insanlar  olarak gösterip mücadelenin gelişmesi ve ahlâki inandırıcılığına zarar verdiğini söylemektedir.

Kendisinden önceki hareketler gibi, yeni kölelik karşıtı hareket de felsefesi ve taktikleri konusunda farklılıklar barındırıyor, bunlar yasaldan illegal yaklaşımlara , pasifist yönelimlerden şiddet barındıran yönelimlere dek uzanıyor. Yeni kölelik karşıtlığını paradigmatik bir örneği ise ALF’tir.

ALF eylemcileri hayvanları sömürenlere  iki farklı şekilde taktik kullanıyor. Öncelikle bu insanların ekonomik anlamda kalbine kazığı çakacak şekilde sabotaj ve  mülkü yok etme taktiği kullanıyorlar, böylece hayvan sömürüsünün daha az çıkar sağlaması için çabalamış oluyorlar.

ALF kullandığı metodların  şiddet içermediği konusunda ısrar ediyor; çünkü sadece hayvanları sömürenlerine mülklerine saldırıyorlar, asla insanlara saldırmıyorlar. Bu yüzden şiddetten uzak duruyorlar.

ALF gerçek şiddetin araştırma ya da  para kazanmak adına hayvanlara yapılan şey  olduğunu öne sürüyor. İkinci olarak; doğrudan ve birdenbire yaşanan özgürlük  eylemlerinde ALF, hayvanları kurtarmak ve serbest bırakmak için esir tutulan hayvanların bulunduğu bölmelere ve mekânlara izinsizce giriyor.

Hayvanları “çalmıyorlar”; çünkü hayvanlar kimsenin malı veya mülkü değil, hiç kimseye ait değiller; onlar tam tersine hayvanları özgürlüklerine kavuşturuyorlar.

ALF özgürlüklerine kavuşturdukları hayvanların çoğu için veteriner bakımı ve yuva sağlıyor, bu anlamda büyük bir yeraltı şefkat ve yuvalandırma şebekesi gibi çalışıyorlar.

Yeni kölelik karşıtlığı Compassion Over Killing  gibi “açık kurtarma” gruplarında da net bir şekilde görülebilir, bu insanlar mal ve  mülke zarar vermeden ve maske arkasına gizlenmeden hayvanları fabrika çiftliklerinden kurtarıyorlar (bir diğer örneği de Michal Kolesar).

Dahası, yemek yemek adına hayvanları kullanmanın ve  öldürmenin istediği kadar insancıl şekillerde ve free-range tarzda elde edilsin, yanlış olduğu prensibine inandıkları için, bütün hayvan ürünlerini boykot eden etik veganlar kendi yaşamlarında zulmü çıkararak hayvan sömürüsünün tamamen ortadan kaldırılması yolunda var olan mücadeleye kendi katkılarını sunmuş oluyor.

Ancak şu anda hayvan özgürlüğü hareketinde Nat Turnerlar ve John Brownlar yok, belki ortaya çıkmaları an meselesi, ve  çıktıklarında yapacakları eylemler için adil ve haklı sebepleri de olacak. Daha öncekiler gibi olacaklar. Mücadele gospelinde söylendiği gibi: adalet yoksa, barış da yok.

Ahlâki İlerlemenin Anlamı 

On dokuzuncu yüzyılda kölelik karşıtları insanların o günün en büyük ahlâki meselesi konusunda insanları uyandırmaya çalışıyordu, 21. yüzyılın yeni kölelik karşıtları da insanları hayvan sömürüsü ve zulmünün önemi ve  korkunçluğu hakkında aydınlatma yönünde mücadele ediyor.

Siyah köleliğinin Amerikan “demokrasi”si ve modern değerlerin anlamı hakkında en temel soruları ortaya sürmesi gibi, hayvan köleliği ile ilgili şu andaki tartışmalar da insan psikolojisinin şiddet, yabancılaşma, kibir yüzünden hasar görmesi ve bütün hayata hürmet duymaya dayalı bir yeni etik ve duyarlılık gereksinimin incelikle incelenmesi gerektiği argümanını öne sürüyor.

Hayvan özgürlüğü, modern kültür için yabancı bir kavram değil; aslında Batılıların son iki yüz yıl içinde eşitik, demokrasi ve haklar gibi ortaya koyduğu en ilerici etik ve politik değerler üzerinde gelişiyor, onları mantıklı sonuçlarına taşıyor.

Arthur Kaplan gibi ahlâkbilimciler, hak kavramı hayvanları da kapsayacak şekilde kullanıldığında herşeyin basitleştiğini söyleseler de hayvan hakları hareketini hak kavramını keyfi ve önyargılı bir şekilde kullanılmaktan kurtaran ve hak kavramının gerçek anlamlarına yakınlaştıran bir tavır olarak görmek daha doğru bir yorum olur.

Ahlâki evrimimizdeki yeni büyük adım, gezegen üzerindeki türlerin çoğunu tek bir türün şiddet dolu kırbacına mahkûm eden son kölelik biçimini ortadan kaldırmaktır.

Günümüzde ahlâki gelişim, toplumun erkek üstünlüğü ve beyaz üstünlüğünü yolladığı aynı çöp tenekesine bu sefer insan üstünlüğünü yollamak olmalı.

Hayvan özgürlüğü, insanların etik ilerleme adına önemli bir adım atabilmesi için insancılığın sınırlarını aşmayı gerektirir, böylece ahlâki çıtamız dil -akıl sahibi olmaktan his ve duyguları olmaya, ve öznelliğe indirilmiş olur.

Hayvan özgürlüğü çok geniş bir tarihsel öğrenme sürecinin sonucudur, bu süreçte insanlar yavaş yavaş hiyerarşi ve her türden ayrımcılığın keyfi, temelsiz ve yanlış olduğunu idrak etmişlerdir.

Ahlâki ilerleme, kadim ataerkillikten Sosyal Darwinizm’in krallara bahşettiği ilâhi haklara ve tür ayrımcılığına dek bir grubun bir başka grubu tahakküm altına almasını  meşrulaştırmaya çalışan bütün mitlerin yapıbozumu ve bütün masalsılığının ortadan kaldırılması sürecinde meydana geliyor.

Ahlâki ilerleme, hiyerarşik vizyonların eşitlikçi vizyonlarla yer değiştirmesi dinamiği ve daha geniş ve kapsayıcı bir etik toplum geliştirme çabalarıyla oluşuyor.

Kadınları, siyahları ve diğer dezavantajlı grupları ezmek için kullanılan mantık dışı ve haklı görülemeyecek bahanelerin farkına varan toplum, tür ayrımcılığının da bir başka ayrımcılık ve zulüm, bir baskı biçimi olduğunu anlamaya başlıyor.

Geçmişteki kölelik karşıtlarının ve sufrajelerin (yani kadınların oy kullanması için bombalı eylemlere dek varan bir çok eylem yapan kadın hareketi) başarıları, bilinci ve şu ânın gücü üzerine yapılandırılan bu yeni kölelik karşıtlarının mücadelesi yeni bir Hayvan Hakları Bildirgesi’nin kabul edilmesini de sağlayabilir.

Böylesi bir bildirgede hayvanların sömürülmesi yasaklanırken tür ayrımcılığına dayalı ayrımcılığa da hayır denir ve bir yandan hayvanlara ciddi anlamda bir kişilik sahibi olma statüsü tanırken hayatta olma, özgür olma ve mutlu olma yönünde gösterecekleri çabaları onların hakkı olarak kabul etmeyi de bu bildirgede bağlayıcı ve gerekli bir unsur olarak kabul eder.

2002 yılında Almanya anayasasına “devletin, insanların onurunu koruması” maddesine “hayvanları da” kelimelerini ekleyerek  yaşamsal önemdeki ilk adımı atmış oldu.

Eğer kapitalizm büyümek ya da ölmek üzerine bir sistem olup köleliğe ve sömürüye dayanıyorsa, ister emperyalizm ister sömürgecilik olsun, çalışanların sömürülmesi, cinsiyet ayrımı ve gelirin adil olarak dağıtılmaması ya da hayvanların baskı altına alınması konusu olsun hiç fark etmez;  bu sistem, radikal demokrasi hareketinin iyileştirmesi değil, tamamen dönüştürmesi gereken bir sistemdir.

Ama siyah  kölelerin İngiliz hükümdarlığına veryansın eden sömürgecilerin ikiyüzlülüğünü kınaması ve sufrajelerin ABD’nin demokrasi için  1. Dünya Savaşı sırasında mücadele ederken kendi ülkesindeki nüfusun yarısına haklarını vermemesindeki çelişkileri ifşa etmesi gibi; barışı, adaleti, demokrasiyi ve hakları hedef edinmiş bütün hareketler hayvan özgürlüğü için de mücadele etmediği sürece hem eksik hem de tutarsız hareketler olarak kalacaklar.

animalliberationfront.com

Çev. Cem

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s