‘Barınaklar toplama kampı’

Başak Çubukçu

Yasaya göre adı, “hayvan bakımevi”. Tarif açık: Yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşlarla işbirliği içerisinde, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması, bakılması ve gözetimi için tahsis edilen yerler… Amaç, hayvanların sağlık bakımlarının yapılması, kısırlaştırılması ve aşılanması.

Ancak pratikte işler tarifteki gibi yürümüyor. Belediyelerin sorumluluğu altındaki hayvanların aç bırakılmaları, açlıktan birbirini parçalamaları, yara bere içinde bırakılmaları sıklıkla medyaya yansıyan haberler oldu. Yerel yönetimlerin büyük kısmı en yakın dostuna ihanet etti.

Hâlbuki 5199 sayılı hayvanların korunmasına dair uygulama yönetmeliğinde, bakımevlerinin nasıl olması gerektiği gayet açık ve net. Madde 24 pîrüpâk bir tablo ortaya koyuyor. Temizlik, beslenme ve fiziki koşullar ideallerin de ötesinde. Hatta beslenme düzeni açısından bakıldığında yetişkin – yavru ayrımı dahi var.

Ancak uygulamada hiçbirinden eser yok. Hayvan hakları savunucuları da bu noktada itiraz ediyor. Belediyeler yönetmelikte yer alan koşulları yerine getirmiyor.

Çankırı Belediyesi hayvan barınağından bir kare. Sayı çok yer dar.
[Fotoğraf: AA]

Kısırkaya endişesi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Sarıyer Kısırkaya’da yaptığı tesis, bu aralar hayvan hakları savunucularının en önemli gündemi.

Onlara göre, sokak hayvanları doğal yaşam ortamlarından alınacak ve şehirden uzak Kısırkaya’da tecrit edilecek. Tesise ulaşımın olmaması, en büyük handikap. Denetim mekanizmasının devre dışı kalmasından korkuyorlar.

Aktivistler, barınağın iptali için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne dava açtı. Davacı vekil avukatlar, barınağın mevzuatta yer alan barınak şartlarına aykırı bir şekilde inşa edildiğini iddia ediyor.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden Burak Özgüner’le duruşmanın yapıldığı İstanbul Yenibosna’daki İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin önünde konuştuk:

“İBB’nin yaptırdığı dev tesis, uzaktan bakıldığında toplama kampını andırıyor. Geçmişte bizim tanık olduklarımız, hayvanlara yaşatılanlar bugün bize bir öngörü veriyor geleceğe dair. 2009 yılında Hasdal’da yaşadık bunu. 70’e yakın yavru köpek, kuduz vak’ası yüzünden öldü. O süreçte şeffaf davranmadılar. Sicili kabarık. Kısırkaya’daki barınağın yapıldığı arazi çok büyük, arazi seçim kriterlerine uymuyor. Koşul itibariyle hiçbirini karşılamıyor.

Yönetmeliğe uymayan bir yerin neden seçildiğini, bu kadar toplumsal muhalefete karşın neden burası üzerinde ısrar edildiğini sorgulamak lazım. İBB’nin 500 köpekli barınaklarında bile ölümler ve hak ihlalleri yaşanıyor. İşkence, gıdasızlık, tıbbi yardım yoksunluğu yaşanıyor. Orada doğru düzgün bir kontrol ve denetim sağlanamazken binlerle ifade edilen bir barınakta kesinlikle kontrolün sağlanabileceğini düşünmüyoruz.”

Özgüner, “Türkiye’nin sicili kötü. Kendi mevzuatını uygulamayan bir ülke.” diyor.
[Fotoğraf: Kemal Soğukdere/Al Jazeera Türk]

Özgüner, hiçbir şekilde İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile masaya oturmayacaklarını, hayvanların haklarını pazarlık konusu yapmayacaklarını sözlerine ekliyor:

“İBB’de ciddi hak ihlalleri yaşanıyor, bir mahalleden 10 köpek toplanıyorsa bunun 4’ü ölüyor. Biz şu aşamada İBB ile masaya oturmayacağız. Şu anda ciddi bir soykırım yaşanıyor. Gelsinler, masaya otursunlar konuşalım gibi bir talepleri var. Ama önce kendi yönetmeliği kendi mevzuatını uygulayacak. Bunu uygulamazken bizimle dalga geçer gibi görmezden gelip ‘Taleplerini getirsinler’ diyorlar. Bugüne kadar hayvan hakları savunucularından giden hiçbir dosya dikkate alınmadı. Devletin figüranı değiliz, bir aktivistiz. Hayvanların haklarını savunuyoruz. Devlet dalga geçiyor, onların haklarını yok sayıyor, canlı olarak görmüyor. Biz onlarla hayvanların ne şekilde öldürüleceğini, ne şekilde kafeslere kapatılacağını tartışmayız. Makro ölçekli dev tesisinin açılmaması gerektiğini düşünüyoruz.”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise, Al Jazeera’nin Kısırkaya ile ilgili sorularına yanıt vermedi.

Barınakta 2 bin köpek

Türkiye’deki barınakların sicili kötü. Hayvan hakları savunucuları barınak kelimesinin geçtiği herşeye refleks geliştirmiş durumda. Geçmiş tecrübeleri olumlu çağrışım yaptırmıyor.

İstanbul Büyükçekmece’deki barınak da eleştirilenlerden biri. 2 bine yakın köpek var. Fiziki olarak çok parlak bir tablo çizmiyor. Yakın geçmişte barınağın arka tarafında yaşanan toprak kayması yüzünden köpekleri öndeki alana taşıdılar. Sıkışmış durumdalar, neredeyse hareket edecek alan yok. Hayvanların kulübeleri dip dibe ve eskimiş halde. Bazılarının iptidai biçimde tutturulduğu dikkatlerden kaçmıyor. Karton, mukavva gibi malzemeyle yamalar yapılmış.

Yaklaşık 2000 köpeğin bulunduğu Büyükçekmece barınağında kulübeler dökülüyor.
[Fotoğraf: Güray Ervin/Al Jazeera Türk]

Barınağın sorumlusu Jale Bektaş da farkında sıkıntının. Barınakta düzen kurmanın zorluklarını anlatıyor. İdeal noktayı yakalayamamaktan dert yanıyor:

“Burası ideal noktada değil, olacak inşallah. Sıkıntılarımız fiziki şartlarla ilgili. Barınağımız yaşlandı. Kulübelerimiz eskidi. Onun için uğraşıyoruz. Kötü durumda, değişmesi lazım. Bahçelerde beton dökülmeli, kanal sistemi olmalı. Zaman zaman hayvanlar pislikleri içinde duruyor. Mıcırı her zaman alamıyoruz. Mıcırı hayvanların olduğu yeri temiz tutmak için kullanıyoruz. Bağlılar, hep aynı yerde ihtiyacını gideriyor. Yoksa balçık oluyor. Çok kötü oluyor.”

Büyükçekmece’deki barınak, 2001 yılından bu yana faaliyette. Beslenmeyle ilgili sıkıntıları yok. Hayvanlara günde iki kez yemek veriliyor. Belediye bu konuda iyi çalışıyor. Fabrikalardan, restoranlardan ve okullardan yemekler toplanıyor. Fabrikaların, barınağa yolladığı yemek artıkları da cabası. Kuru mamaya çok fazla ihtiyaç duymuyorlar.

Bektaş’ın barınaktaki 12. yılı. Belediye sınırlarının genişlemesiyle birlikte artık daha fazla yere yetişmeye çalışıyorlar ama zorlanıyorlar:

“Barınakların imajı kötü. Bir kere burası toplu bakım alanı, hastalık kontrolü olmuyor mümkün değil. Hayvanlar bir arada. Sayı gittikçe artıyor. Hastalık kapma riski çok fazla, engelleyemiyorsun. Trafik kazalı geliyor. Bizler ameliyat yapıyoruz. Kötü imajının olmasında ne yazık ki, belediyelerin, çalışanların tutumları da etkili. Bıçak sırtı bir iş bu. Eleştiriye çok açık. Üstelik sert eleştiriler var. Ben her zaman tavrımı hayvandan yana kullanıyorum. Hayvan için hangisi uygunsa onu tatbik ediyorum.”

Bektaş, barınaktaki köpek sayılarının çok fazla olduğunu ve onlara sevgi veremediklerini itiraf ediyor.
[Fotoğraf: Güray Ervin/Al Jazeera Türk]

Bektaş, gönüllülerin desteğinin ne denli önemli olduğunu anlatıyor ve ellerinden geleni yaptıklarını ifade ediyor. Ona göre, eğer bir belediye başkanı hayvansever değilse barınak da iyi olmaz.

“Bazen barınaklar belediyeler nezdinde sürgün yeri olarak görülebiliyor. İzin yaparak, rapor alarak kendini buradan gönderiyor. Toplu bakılan bir yer burası, koku, tüy, parazit var. Barınakların sürgün yeri olarak görülmesi aslında personelin öyle görmesinden kaynaklanıyor. Belediyeler, personeline ceza vermek istiyorlarsa, evet barınağa yolluyorlar. Ağırıma gidiyor, umurumda değil. Benim için bir sürgün değil. Ben yaptığım işi seviyorum.”

Barınaktaki cins köpekler

Barınakta çok fazla cins köpek var. Pittbull ilk sırada. Golden Retriever, Terrier, Alman Çoban köpeği, Dogo Argentino, Rottweiler, İngiliz Setter bunlardan bazıları…

Bektaş, cins köpek trafiğinin hiç hız kesmediğini söylüyor. Neredeyse her gün kapılarına bağlanan ya da kutu içinde bırakılan cins köpekler olduğunu söylüyor. Hatta bazısı mamalarıyla bırakılıyor:

“Golden hiç eksilmiyor. Sahiplendirsek de geliyor. Çok fazla Pittbull var, yasadan dolayı insanlar korktuğu için sokağa bıraktı. Ayrıca dövüştürülüp sokağa bırakılan çok köpek de var. Biz bu köpekleri sokakta buluyoruz. İnsanlar satın alıyor, bir yerden sonra bakımı zorlaşıyor. Ufakken sevimli, oynuyor ediyorlar hediye olarak alıyorlar. Ama bir yerden sonra apartmana taşınıyor, bakamayacak oluyor. Ya da bakımı zorlaşıyor. Tuvalete çıkartmak zor geliyor ya da çocuğunun alerjisi çıkıyor. Sokağa bırakılan hayvanlar bunlar. Bunlar bir zaman sahipli köpeklerdi. Bu bizim iş yükümüzü arttırıyor. Sahipli kayıtlı olabilse yaptırım olabilse bunları yaşamayız. Çok kolay sahip olabiliyor insanlar. Düşünün, pet shop’a gidip çok rahat alabiliyorsunuz. Bir yıl bakıyor ya sokağa ya barınağa bırakıyor. Ya gelin alın ya da bırakacağım, diyor. En fazla iki gün bekliyor, gelemezsek sokağa bırakıyor. Pet shop yerine buraya gelin.”

Büyükçekmece barınağında en fazla bulunan cins köpek Pitbull.
[Fotoğraf: Güray Ervin/Al Jazeera Türk]

“Pet shop sorun yuvası” 

Üretim çiftlikleri bir yana, cins köpeklerin büyük bölümü Türkiye’ye kaçak yollardan giriyor. Kritik noktalar, gümrükler ve havalimanları.

Çok düşük maliyetlerle Türkiye’ye gelen yavru köpekler, çoğu zaman hastalıklarıyla birlikte ülkeye giriş yapıyor. Oradan da pet shop vitrinlerine konuluyor.

Evcil hayvan satışı yapan dükkânların sayıları konusunda net bir bilgi yok. Lüks AVM’lerde de var; ‘merdiven altı’ denilen tamamen izbe yerlerde de.

Ya bir karne hediyesi, ya bir heves ya da bir sevgililer günü hediyesi olarak büyük paralara satın alınıyor ve yeni sahiplerine teslim ediliyor.

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu’ndan Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu’na göre, özellikle köpek popülasyonunun artışında bileşik kaplar kuralı işliyor. Sorunun kaynağında yatan en önemli nedenlerden biri de pet shop’lar.

Tavşancıl Kalafatoğlu, pet shop’ların kapatılmasıyla sokak hayvanları sorunun kalmayacağını düşünüyor.
[Fotoğraf: Kemal Soğukdere/Al Jazeera Türk]

“Pet shoplarda kontrolsüz bir hayvan satışı var. 2006 yılında Tarım Bakanlığı’na sorduk, ‘Ülkeye hayvan girişi sıfır’ dedi. Her yerde hayvan satışı var. Çok büyük paralar var. 20-30 dolara valizlerin içinde geliyor bu hayvanlar, en az 2000 Euro’ya satılıyor. Çok büyük piyasa. Dışarıda binlerce hayvan var. Kontrolsüz bir hayvan satışı, kontrolsüz bir hayvan sahiplenme ve kontrolsüz bir terk etme var. Satın alınanların yüzde 60- 65’i terkediliyor. Özellikle karne dönemlerinde. Karne dönemi alınıyor. Bakın şimdi, Haziran’da alınır, Eylül’de her yer hayvan dolu. Türkiye’de düzgün kısırlaştırma da yapılmıyor. Ortada ciddi bir popülasyon var ama bu popülasyona nasıl geldik asıl sorulması gereken soru bu? İdareciler, hiçbir evreye müdahale etmezse bu popülasyona ulaşılır. Sonra ya alalım bunları kapatalım öldürelim deniyor. Çözüm bu değil. Şu anda ülkedeki hayvan satışını yasaklasalar, insanlar sahiplenmek için pet shop yerine barınaklara gitse sorun çözülecek. Sokaktakilerin ömrü zaten 15 değil, 4-5 yıl maksimum. Yani 6-7 yıl sonra köpek popülasyonu kendiliğinden azalacak. Anlatamıyoruz, bunu.”

Pet’siz shop

Dışarıdan bakıldığında diğer pet shop’lardan farklı değil. Farkı içeri girdiğinizde anlıyorsunuz. Bu pet shop’ta kedi miyavlaması, köpek havlaması yok. Hakkı Araçman’ın sahibi olduğu bu dükkânda evcil hayvan satışı yapılmıyor.

Petsev, İstanbul Kadıköy’de. Kadıköy Belediyesi’nin 2012 yılında aldığı bir karar var. Nisan 2013’ten bu yana ilçe sınırlarındaki pet-shoplarda hayvan satışı yasak. Ancak bu karar, Hakkı Araçman için pek bir şey değiştirmedi. Araçman, dükkânın kapısını açtığı ilk günden bu yana evcil hayvan satışı yapmıyor. Araçman’ın meslekteki 17. yılı.

Yavru köpekler, çoğunlukla ‘anne altındayken’ alınıyor. Yarıya yakını ilk yılda terk ediliyor.
[Fotoğraf: AA]

Ona göre bu bir vicdan meselesi. Prensip olarak da hayvan satışına karşı:

“Bu tamamen kendimizden ileri geliyor. Canlı satamıyorum ben. Tamamen vicdan muhasebesinden. Hayvan talep eden insanlar, bilinçli değil. Bir hevese kapılıp alıyorlar.  Bu öyle bir durum ki, o hayvanı para kazanmak için satacaksın. Sonra ne olacak o hayvanın vebali. Ben bunu kaldıramıyorum. Bu sorun beni eziyor. Satışın ana amacı kar elde etmek, yani bir meta. Bu, satan kişinin gözünde o sattığı şeyin bir canlı olduğu düşüncesini ortadan kaldırıyor.”

Hakkı Araçman, evcil hayvanların  bir hevesle alındığını ve sonra da sokağa bırakıldıklarından şikayet ediyor. Bunun sorumluluğunu almak yerine, toptan reddediyor.

17 yıldır evcil hayvan satmadan pet shop işleten Hakkı Araçman, “Hayvan meta değildir” diyor.
[Fotoğraf: Kemal Soğukdere/Al Jazeera Türk]

“Adam, arabasını kapının önüne çekiyor, içeri dalıyor. ‘Kedi var mı kedi?’ diye soruyor. Neymiş o gün sevgililer günüymüş. Hayvan sahibi olmak, sorumluluk gerektiren bir şey. Hayvanın ihtiyaçlarını iyi görmek, bilmek gerek. Hiçbir pet shop, hayvan almak isteyene bunu anlatmıyor. Dışarı çıkartması gerektiğini, eve pisleyeceğini, mobilyalarını kemireceğini bilmeden alıyor, insanlar. Çok iyi düşünülmeli. Çocuğum ya da sevgilim mutlu olsun diye, hayvan alınmaz. Bakamıyorlar, sonra ya sahiplendirmek için uğraşıyor ya da çözüm bulamazsa sokağa ya da ormana salıveriyor.”

YARIN: Ormana terkedilen köpekler

Haberin linki: http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/barinaklar-toplama-kampi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s