Fresno’da panik : ALF ve ELF işgali

Dr. Steve Best

2003 yılı Şubat ayında Fresno üzerinde uçağın penceresinden dışarı baktım ve fabrika çiftliği tesislerinin  binlerce acı çeken hayvana ev sahipliği yaptığı, öldürülecekleri ana dek kafeslere tıkıştırıldığı bir manzara  ile karşılaştım. İnmek üzere olduğum toprağa dair bir önsezi doğdu içime.

California Üniversitesi, Fresno’da düzenlenen “Devrimci Çevrecilik” adında daha önce benzeri görülmemiş bir konferansa gidiyordum. Konferans hayvan özgürlüğü uğruna eşya/malk/mülk yıkımı doğrudan eylemleri sebebiyle tutuklanmış kötü şöhretli hayvan hakları ve çevre eylemcilerini , ayrıca hayvan hakları hareketinin tartışılan bu tür yönleri hakkında yazan ve bu hareketi destekleyen önemli akademisyenleri bir araya getiriyordu.

“Devrimci” denince şu anlaşılıyor genelde: 1- Kapitalist sisteme ve bu sistemin menfaati bütün değerlerden üstte tutmasına yönelik bir eleştiri, 2- insanları doğadan koparan ve doğayı insan tüketimi için var olan kaynaklar  bütün olarak gören insanmerkezci ve Batı’ya ait dünya görüşüne yönelik bir itiraz, 3- politik süreçleri yetersiz bir değişim aracı olarak gören, sivil itaatsizlik ve yasalara karşı suç işlemeyi ve bazen hayvanlara ve doğaya zarar veren birey ya da endüstrilere ait eşya/mal ve mülklerin imha edilmesine hizmet eden doğrudan eylem taktilerinin hayata geçirilmesi.

California Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi Profesörü Mark Somma’nın düzenlediği konferans provokatif ve dikkat çekici bir olaya imza atıyordu. Üniversiteler nadiren bu kadar tartışmaya açık konulara destek olur, ama California Üniversitesinin verdiği onay daha da dikkate değerdi, zira üniversitenin en öne gelen finansal destekçileri arasında hayvan hakları ve çevre eylemcilerinin savaş ilân ettiği endüstriyel tarım kuruluşları vardı.

Katılımcılar arasında şu isimler bulunuyordu: ALF eylemcileri Rod Coronado  ve Gary Yourofsky, Sea Shepherd kaptanı Paul Watson; eski ELF sözcüleri Craig Rosebraugh ve James Leslie Pickering; Florida Üniversitesi’nden İlahiyat Departmanı Dekanı Dr. Bron Taylor ; Michigan Devlet Üniversitesi Bilim ve Teknoloji  Çalışmaları’ndan Dr. Rick Scarce; California Üniversitesi’nin farklı bölümlerinden bir çok fakülte üyesi ve ben.

Bush yönetiminin  halkın üzerine terörist saldırılar sebebiyle  çarpı işareti koyduğu bir dönemde konferans FBI’ın en çok aranan “yurt içi terörist” gruplarını- ALF ve ELF’i- ve daha bir çok diğer grubu radikal çevrecilik ve doğrudan eylemi tartışmak üzere bir araya getiriyordu.

Kızgın Bir Endüstri

Olaylar 2001’da Aralık ayında Tüketici Özgürlüğü Merkezi adında, restaurant ve bar sahiplerini temsil eden  muhafazakâr bir grubun konferanstan haberdar olup websitelerine “ Delileri Meşrulaştırmak” adında bir yazı koymasıyla başladı. Muhafazakâr tepkinin önünü açacak şekilde bu insanlar California Üniversitesi’nin kampüse “ suçlu”  ve “ekoteröristleri” kabul etmesini ve böyle yaparak bu teröristlerin davalarını haklı göstermeye çalıştığıni öne sürerek kınadı.  Endüstrilerin propaganda ve dezenformasyon makinelerinin nasıl çalıştığını gösteren bir  vakada bu muhafazakâr grup  ülkede aynı menfaate sahip diğer grupların dikkatini çekerek bir korku ve histeri ortamı yarattı. Tüketici Özgürlüğü Merkezi üniversitenin bu konferansı düzenleme sebeplerini başka türlü göstererek şiddet tehlikesini abarttı, katılımcıları kaba bir şekilde karikatürleştirdi, ama endüstrinin hayvanlar ve dünyaya vurduğu darbeyi bir an bile sorgulamadı.

Elbette Fresno endüstriyel tarım şirketleri fon aktardıkları bir üniversitenin kendi işlerine ve değerlerine militan bir şekilde karşı çıkan bir grup insana ev sahipliği yapması karşısında son derece öfkelendi. Konferanstan haftalar önce Fresno medyası ve radyo istasyonları sürekli olarak konferansı gündemde tutuyordu. Üniversitedeki insanlar büyük bir dikkatle konuyu tartışıyordu, ama genel anlamda doğrudan eylem hareketleri hakkında  çok bilgi sahibiydi. Fresno ‘yu kaplayan paranoya sebebiyle araba galerileri kara giysili eşkıyaların şafak vakti arazi araçlarına saldıracağı korkusuyla ekstra önlemler aldılar; haklıydılar, ELF diğer eyaletlerde aynen böyle yapmıştı.

Aleyhimizde konuşanlar arasında en önde gelenlerden biri San Joaquin Vadisindeki en büyük sığır eti çiftliklerinden birinin sahibi olan John Harris’ti. Harris , Fresno Bee adlı websitesinde bir yazı yayınladı, yazıda konferansa katılanlara “terörist” diyordu. Californi Üniversitesi’ne finansal destek verenlerin bir çoğı üniversitenin eko-terörizmi “desteklediği” ya da eko terörizme “ sponsor” olduğu inancıyla desteğini çekme tehdidinde bulundu. Cumhuriyetçi California Senatörü Deniis Hollingsworth de vergilerin “israf” edildiğini haykıran o koroya katıldı, üniversiteye bağışlanan eyalet fonunun azaltılmasını talep etti.

Üniversite  websitesinde  bu suçlamaları reddeden bildiriler ve basın açıklamaları yayınladı,  getirilen eleştirilerle yakından ilgili meseleler hakkında tam da zamanında yapılan bir tartışmaya ev sahipliği yaptığı konusunda ısrar etti. Üniversite, hayvan ve dünya özgürlük hareketlerinin yeni politik bir kültürün parçası olduğunu ve onları görmezden gelmek yerine anlamaya çalışmanın daha iyi olduğunu söylüyordu. İtirazlar dinmedi, üniversitenin iğrenç radikal görüşleri meşrulaştırdığı iddia edildi. Aynı insanlar özgür konuşma ve düşünme hakkına karşı olmadıkları konusunda ısrar ediyordu. Önyargının ne seviyelerde olduğunu gösterir bir şekilde Los Angeles Times gazetesinin görüşlerini sorduğu California Üniversitesi öğrencisi konferans üyelerini Ku Kulux Klan’e benzetiyor, üniversitenin insan bilimler ve edebiyat profesörü Bruce Thornton’ın öne sürdüğü  gibi üniversitenin çocukları istismar edenlere destek vermemesi gibi bu türden radikal gruplara da sponsor olmaması gerektiğini söylüyordu.

Diğer eleştiriler konferansın itirazların dahil edilmediği tek yönlü bir amaca hizmet ettiğini öne sürüyordu. Aslına endüstriyel tarım menfaatlerini temsil edenler de konferansa davet edilmişti ama her biri bu teklifi reddetmişti. Dahası, önyargı suçlaması tamamen absürddü, çünkü konferans Fresno’yu hakimiyet altına alan progaganda yerine  alternatif görüşleri üniversite çalışanları/öğrencileri ve halkın duyabileceği tek seçenek olarak ortadaydı. Diğer bir deyişle konferans eleştirilerin konferansta var olmadığını iddia ederek karşı çıktığı şeyi sağlıyordu: dengeyi.

Şefkatle davranan, şiddeten uzak duran ve ayrımcılığa karşı bir tavır geliştiren eylemcilere benzetilseler de Ku Klux Klan’in düşüncelerini ifade etme hakkı yok mu sizce? Üniversiteler tartışmalı sivri konuların tartışılması için en uygun forum değil midir? Hakikat farklı duruşların  birbiriyle çatışması sonucunda ortaya çıkmaz mı? Doğrudan eylem taktikleri ve yeni özgürlük hareketleri kamuoyunun dikkatini çekmesi gereken en acil ve önemli konular arasında değil mi?  Kitlesel makineleşme döneminde hayvanların ve çevrenin başına ne geldiği önemli değil mi? Öğrenciler  tarıtşmalı görüşlerden “korunmalı” mı? Yoksa onları duymalılar mı tam aksine? Öğrencilerin kendi düşüncelerini oluşturması gerekmez mi? Yoksa onların da devlet ataerklerinin  babacanlığına mı ihtiyacı var?

Buradaki esas zarar ve kötülük tartışmanın yapılmaması değil, susturulması. Endüstriyel tarım temsilcileri ve onların işbirlikçileri bir korkak olduklarını, ahlâken iflas ettiklerini, hakikat ve demokrasiden mahrum bulunduklarını ve utanmaz propagandacılar olduğunu ortaya koydu. Üniversite önce destekçilerinden, diğer fakülte üyelerinden, cemaatten ve eyalet idaresinden gelen desteklerle saldırılara cesurca göğüs gerdi, en azından yerel ticari işletmelere düşmanlarıyla tanışma ve onları daha iyi tanıma fırsatı sağlamış oldu.

Konferansın büyük bölümü üniversiteden olmayan dinleyicilere kapalıydı, çünkü gereksiz müdahaleler engellenmek isteniyordu ayrıca konferansı düzenleyenler ve katılımcılar arasında sağlam bir diyalog olması isteniyordu. Bu yüzden konferans katılımcıları sınıflarda, seminerler ve panel tartışmalarında öğrencilerle ve fakültede çalışanlarla konuştu. Esas olaya, yani üniversite dışından insanların katılabildiği akşam paneline 800 izleyici katıldı. Sınıf ziyaretleri ve gündüz panelleri gibi katılımcıların tepkisi büyük oranda olumluydu.

Konferanstan haftalar önce yaşandığı gibi tek yönlü görüşler, yaftalamalar, hakaretler ve çarpıtmalarla bombardımana tutulmak yerine üniversitenin binlerce üyesi ve halk ilk kez radikal eylemcilerin ve akademisyenlerin kendi kelimeleriyle ve bütün bağlamı içerisinde ne demek istediklerini dinleme fırsatı elde etmiş oldu. Konferans katılımcıları üniversite sınıflarında konuşur ve çeşitli panel ve halka açık büyük bir forumda görüşlerini dile getirirken, bir yandan da doğrudan eylem taktiklerine duyulan ihtiyacı ve bu ihtiyacın meşruluğunu, yeni özgürlük hareketlerinin kökenleri, motivasyonları ve amaçlarını açıklama fırsatına da sahip oldu.

Dinleyenler hangi sonuca ulaşırsa ulaşsın  bu “delilerin” zeki, farkındalık sahibi ve şefkatli, hükümete doğru sebeplerle güvenini yitirmiş insanlar olduğu ortadaydı. Bu eylemciler endüstrilerin ormanlara, nehirlere, yaban hayata ve hayvanlara açtığı ve şiddeti yükselen saldırılarına karşı doğayı ve toplumsal dünyayı savunmaya kendini adamış durumdalar ve onların radikalizmi aslında politik deneyimlerinden kaynaklanıyor. Aslında radikaller onları kınayan devletin ürünü, çünkü hükümet yasaları yürürlüğe soksa ve yurttaşlarını korusa, endüstlerin hayvanlara ve çevreye “sahip” olma izni verilmese o zaman ALF, ELF  ve onların akademik destekçilerine gerek kalmazdı.

Konferans boyunca eylemciler ve akademisyenler mülke ve eşyaya zarar vermenin şiddet olduğu iddiasına meydan okudu, şiddetin ancak his ve duygu sahibi canlılara karşı işlenebileceğini, nesnelere karşı şiddet uygulanamayacağını öne sürdüler. ALF ve ELF şiddetsizlik ilkelerine sıkı sıkıya bağlı, ve bu gruplar kendilerini Gandi ve King’in barışçıl doğrudan eylem geleneğine bağlı görüyor. ALF ve ELF eylemleri tarihinde hiçbir insan yaralanmadı ya da öldürülmedi, ama endüstri fedaileri ve devlet, eylemcilere saldırıyor ve  onları öldürmeye devam ediyor. Bunun sonucu olarak paneldekiler  “terörist” oldukları iddiasını reddetti. ALF ve ELF eylemcileri hiç kimseye zarar vermiyor, çevreyi ve hayvanları ciddi zarar görmekten koruyor; oysa bunun tam tersi, endüstriler milyarlarca hayvana işkence ederek onları öldürüyor, bir yandan da gezegenin her yanında ekosistemleri imha ediyor. O halde, gerçek terörist kim?

Konferansta önemli sorular soruldu: ALF ve ELF kimdir, neden varlar? Doğayı korumak için yapılan mücadelelerde olumlu mu olumsuz mu bir rol oynuyorlar? Neden yasaları çiğnemenin gerekli olduğunu düşünüyorlar? Yasal düzenlemelerle uzun vadeli ilerlemeler kaydedilemez mi? Mal/mülk/eşyanın imha edilmesini ve kundaklama taktiklerini kabul etmek mümkün mü? Radikal akademisyenler yeni özgürlük hareketinde ne tür bir rol oynuyor ve eylemcilerle devlet arasında ne tür bir ilişki olmalı?

Yeni özgürlük hareketleri görece yeni hareketler, 1970’in sonunda (ALF), 80’lerin başında (EarthFirst!) ve 90’larda (ELF) ortaya çıktılar. Eylemciler  yasal düzenin dışında çalışmak zorunda olduklarını çünkü ABD devletinin insanlar yerine güçlü şirketlerin menfaatlerini temsil etmek anlamında tamamen çürümüş olduğunu ifade etti. Eylemcilerin devlete hiçbir güveni yok, Hayvan Refahı Yasası gibi yasal düzenlemelerin de sadece sömürü ve şiddeti düzenlemeye aldığını ya da devletin endüstrilerin çıkarlarını korumak için var olduğu gerçeğini gizlemeye çalıştığını söylediler. Balina avcılarının gemilerini batırmasıyla tanınan Paul Watson yasaları çiğnemediğini söyledi; uluslararası anlaşmaların balinaları ve diğer hayvanları koruması gerekirken hiçbir şekilde yaptırım uygulanmadığını açıkladı.

Eylemciler devlet içerisinde faydalı reformlar yapılması olasılığını da görmezden gelmiyor. Örneğin HSUS bazı seçimlerde endüstrilerin hükümet üzerindeki etkisini kırmasını ya da yurttaşların çeşitli hayvan sömürüsü biçimlerine karşı yasaların kabul edilmesini sağlayan özel seçimler yapılmasını sağlayan bir güç oldu. Ama doğrudan eylem aktivistleri ilerici yasalar çıkarılmasının çok zor olduğunu, bu yasaların çok nadiren yürülüğe konduğunu, defalarca yeniden düzenlendiğini ve endüstrilerin devlete yaptıkları baskılar sebebiyle zaman içerisinde etkisiz bir hâl aldığını anlattı.  Uzun yıllardır hayvan hakları eylemcileri ve çevre gruplarının çalışmalarına rağmen artık daha fazla hayvan öldürülüyor, istismar ediliyor; dünya artık daha hızlı yıkıma uğruyor, eylemciler artık dünyayı ve onun hayvan türlerini bu savaştan korumak için “aşırı” önlemlere ihtiyaç olduğunu hissediyor.

Ülke El-Kaide’den gelebilecek bir başka saldırıdan korkarken eylemciler ve akademisyenler doğadaki kriz hakkında barışçıl bir şekilde konuştu. Bir çok insanı öfkelendirdiler evet, ama konferans üyeleri hayatlarında ilk kez endüstri propagandası yerine radikal bakış açılarını duyan öğrencilerde derin ve etkisi uzun sürecek bir iz bıraktı. Öfkeyle vardı, ama doğayı insanların dilediği gibi kullanması için bir çeşit kaynak olarak gören devlete, kapitalizme, Batı’nın insanmerkezci dünya görüşüne meydan okuyan ve itiraz eden alternatif perspektiflerin var olmasından duyulan memnuniyet de söz konusuydu.

Görünen o ki bu “eko-terörist” grubun ulusal güvenliğe bir tehditi filan söz konusu değil, ama temsil ettikleri ya da savundukları hareketler hayvanları ve dünyayı sömüren endüstriler için gerçek anlamda bir tehdit sergiliyor. Yeni özgürlük hareketleri 1960’ların Kara Panterlerine benzetilebilir, ana akım düşünce biçimleri Kara Panterleri de  radikal, aşırı ya da şiddete meyilli olarak görüyordu. Ya da 19.yy’ın kölelik karşıtı hareketine benzetilebilirler, çünkü onlar da bir canlı grubunu onların üzerinde hak sahibi olduğunu iddia edenlerden korumaya çalışıyor, aynen kölelerin yaşam hakkını savunan o hareket gibi. Küreselleşme ve genetik mühendislikle beraber hayvan hakları ve radikal çevrecilik, günümüzün en acil ve en önemli meselelerinden biri.

Ne yazık ki konferansın en temel konularından biri, yani radikal akademisyen  ve eylemciler arasındaki ilişki gerçek anlamda oluşturulamadı. Akademsiyenler kesinlikle eylemcileri takdir ediyor ama  bazı eylemcilerin anti-teori/akademik ayrımcılık vakalarını dile getirdiğini de duydum. Herkes tarafından takdir edilse de edilmese de akademisyenlerin tarih, sosyoloji ve felsefe çalışmalarının ortaya koyduğundan farklı bir söylem oluşturmak için orada hazır bulunması önemliydi. Yeni özgürlük hareketlerinin üniversite derslerinde okutulması gerekiyor; sosyologlar, düşünürler, siyasi bilimciler ve diğerleri tarafından akademik düzeyde incelenmesi; kamuoyu tarafından tartışılması gerekiyor. Bir çok radikal akademisyen eylemlere dahil olsa bile yazmak ve öğretmek de önemli eylem biçimleri olabilir. Öğrencilerin ve halkın militan doğrudan eylem hareketlerinin politikası, tarihi ve etiği hakkında bilgilendirilmesi ve eğitilmesi akademisyenlerin yapabileceği çok önemli bir hizmet aslında, çünkü böyle yaparak aslında onlar hayvan ve dünya özgürlüğünün ciddi ve önemli tartışma konuları olarak meşrulaştırılmasına katkıda bulunuyorlar.

Eylemlere ve anayasal haklara “Vatansever Yasası” ile  yeni bir saldırı düzenlense de, hayvan ve dünya özgürlüğü hareketleri gezegenin her yanında yıkımını sürdüren kapitalizm makinesine karşı savaşı yükseltecek. Kapitalist endüstriler  daha fazla insan ve hayvan yaşamını  yok edip dünyayı yuttukça bu soykırım ve ekokırıma karı çıkan muhalif hareketler de mücadeleyi yükseltmek zorunda ve öyle de yapacaklar. Bunu yaptıkça ve endüstriler için daha ciddi tehditler ortaya koydukça devlet de daha şiddetle saldıracak.

Önümüzdeki mücadelelerin şiddet  barındırmayacağını ümit ediyoruz, ama tarih böyle olmadığını ve olmayacağını gösteriyor bize.

Çev. Cem

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s