Anarşist harekette anti-türcülüğün yükselişi

İnsanmerkezcilik ve Türcülük

İnsanmerkezcilik insanların üstün olduğu ve bu yüzden dünyayı ve hayvanları tahakküm altına almaya hakkı olduğu inancıdır. Bu türden bir ayrımcılık ve imtiyaz, anarşist harekette de görülüyor, hayvan-dünya özgürlüğünün daha önemsiz hareketler olarak algılanmasında ciddi bir etkisi var. Üstünlük savına dayalı bütün ideolojiler gibi insanmerkezcilik de  genel anlamda herkese, özelde ise hayvanlara karşı ayrımcılık, köleleştirme ve cinayeti sürdürüyor. İnsanmerkezcilik, insanların birbiriyle, dünya ve hayvanlarla arasındaki toplumsal  ilişkileri yönetmesinde kendini belli eden bir dizi iç içe geçmiş baskı biçimi meydana getirir. Beyaz olmayan insanlara karşılık beyazların üstünlüğünü savunmak gibi insan üstünlüğü de hayvanların insan kontrolünden bağımsız özgür bir yaşam sürme fırsat ve olanağını reddeder.

Irkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı gibi, türcülük de türe dayalı olarak hayvanlara yönelik akıl dışı bir ayrımcılıktır. Anti-türcü anarşizm  insanmerkezciliğe karşı anti-otoriter bir karşı çıkıştır. Biyomerkezcilik ya da Derin Ekoloji,  insanın ahlâki elitizminin imha edilmesiyle güç ve özerkliğin yeniden dağıtılmasını hedefler. İnsanlar  hayvan sömürüsünü  onları “hayvan” ve bu sebeple insana haklı olarak boyu eğdirilen canlılar kateogirisine koyarak meşrulaştırdı. Bugün bir çok vegan anarşist “hayvan” sözcüğünü  “insan türünden olmayan hayvanlar” ya da sadece “ öteki hayvanlar” sözcükleriyle değiştirmiş bulunuyor. Bu ayrım, insan türünden olmayan hayvanları insan türünden olan hayvanlardan ayırmaya yarıyor, aynı zamanda her iki grubun ortak hayvansallığının da altını çiziyor.  Hayvanlarla  ilgili “hak“ sözcüğü artık daha az kullanılıyor; çünkü “hak” sözcüğü izinlerin ya da ayrıcalıkların devlet tarafından verildiği bir politik bağlama işaret ediyor, anti-türcüler  bu terimin özerk özgürlüklerle tutarsızlık içerisinde olduğunu hissediyor.  Özgürlük mücadelesinde önemli bir araç ve kavram olarak anti-türcülük,  bütün baskıların birbiriyle bağlantılı olduğu algısı önem kazandıkça büyümeye devam ediyor.

Bağlantılılık/Kavşak kavramı, sadece ırk/cinsiyet, cinsel yönelim, sınıf, tür ya da engellilikle sınırlı olamayacak şekilde hiçbir  baskı biçiminin birbirinden bağımsız hareket etmeyen, tersine “bir çok ayrımcılık biçiminin bir araya geldiği bir “kavşak” noktasını yansıtan, birbiriyle bağlantılanmış bir baskı sistemi olduğunu gösteren bir kavramdır. Örneğin; kapitalizm hayvanları metalaştırmak için türcülükten faydalanır, hayvanları üretim birimi ve kapitale indirger. Hayvanların yasal mal statüsü İç Savaş’tan önceki köle Afrikalıların durumuna benzetilebilir. Kadınların üremeleri kontrol edilmesi ise hayvanların üreme özelliklerinin sömürülmesini yansıtıyor. Hayvanlarla kapitalizm arasındaki ilişkiyi kavrayan anti-kapitalistler bu türden bir ilişkinin özgürlüğün antitezi olduğunu ve sona erdirilmesi gerektiğini söylüyor. Hayvan tüketmeye devam etmek, kapitalist ve hümanist üstünlük nosyonunu sürdürmeye yarıyor; hayvanların his ve duyguları olan , aynen insanlar gibi doğuştan özgür olma hakkına sahip canlılar gibi değil, gıda kaynakları olarak algılanmasına sebep oluyor.

İletişim, dil ve görsel araçlar bütün baskı biçimlerinin karşılıklı olarak kuvvetlendirilmesine sebep oluyor. Hayvanlar aşağı canlılar olarak görüldüğü için, hayvanların görüntüleri ve kimliği hoşlanılmayan, baskı altına alınan ya da uygar olmayan insanlar tanımlamak için kullanılıyor. Örneğin; kadınları aşağılayan sözcüklerin çoğu kadınların fiziksel görünümüne yöneliktir ve hayvanları da içerir. Kadınları aşağılamasının yanı sıra bu hakaretler hayvan türlerini de ötekileştirir. Domuzlara yönelik nefret ve türcülük, örneğin sömürge kanunlarını temsil eden görevliler için kullanılırken desteklenir. Bir çok bağlamda domuzlar, inekler ve köpeklerin pis olduğu, temiz olmadığı, çirkin ve sevilemeyecek canlılar olduğu düşünülür. Bunların her biri bu hayvanların sömürüsünü kolaylaştırır, bu sömürü için bir gerekçeye dönüşür. Bir türcünün gözünde hayvanlar ezilen insanların metaforudur. Bazı hayvanlar farklı ırktan insanları tanımlamak için kullanılır (maymun vb.), bazı hayvanlar kadınları tanımlamak için kullanılır.  Yasaları çiğneyen farklı ırktan insanlardan genellikle “hayvan” olarak  söz edilir. Hayvanların ötekileştirilmesi ve hayvanlara uygulanan baskı birbiriyle örtüşür.   İncelendiğinde tahakküm, baskı, kontrol ve şiddetin aynı şey olduğu görülür.

 “Veganarşizm”in ötesi; anarşizm bütün canlılar için topyekûn özgürlük demektir

“Veganarşizm”, giderek güç kazanan anti-türcü anarşiyi  geleneksel anarşizmden ayırmada önemli bir rol oynadı. Ama hayvan ve dünya özgürlüğü anarşist mücadele yerini sağlamlaştırırken “veganarşizm” teriminin sık sık kullanılması da sorun yaratıyor. “Veganarşizm” terimi aslında önemi kaybetmeye başlayan o aynı yanlış ayrıma tutunuyor , bir eylem olarak veganizme daha fazla önem atfediyor, bu da  veganizmin sadece bir beslenme  biçimi olarak algılanmasına, bu yönde diyaloglar kurulmasına ve dikkat çekilmesine sebep oluyor, böyle olunca diğer his ve duyguları olan canlıların tüketilmesinde türcülük, insanmerkezcilik ve otoriteryenlik veganizmden daha az eleştiriliyor. Bu dengesizlik veganizmin sınıfçı ya da ırkçı olduğu şeklinde tartışmalar çıkarıyor ortaya.  Türcü anarşistlerin veganizmi  beyaz emperyalizmine dayandırması ortak bir yanılgı; böylece farklı ırklardan veganlar da ötekileştirilmiş oluyor, sanki derin ekolojiyle, sağlık, hayvan özgürlüğü ile ilgilenenler sadece beyazlarmış gibi bir hava yaratılıyor, veganizmin kapsamı küresel bir sömürgecilik karşıtlığı yerine Batı kültürüne indirgenince böyle oluyor. Anti-türcülük artık baskı karşıtlığı ile, biyomerkezcilik de anti-otoriteryenizmle birbirine paralel görülüyor. Dünya, hayvan ve insan özgürlüğü, topyekûn bir özgürlük için anarşist bir mücadele imkânı sunuyor.

Bugün bir çok anarşist toplulukta türcülüğe hoşgörüyle bakıldığını görüyoruz. Anarşist vegan sayısı artsa bile türcülük ve insanmerkezcilik ikincil öneme sahip sorunlar gibi görülüyor. Bazılar bu konunun daha önemli olmamasının  sebebi olarak insanlarla hayvanlar arasındaki dil engelini gösteriyor. Zekâ, fiziksel sınırlar ve bazen de his ve duygu sahibi olma (sentientizm) meselesi bu çeşitten türcü yaklaşımlarda önemli bir rol oynuyor. Ancak  kavşak kavramı yaklaşımının ve bütün baskı türlerinin iç içe geçmişliğinin farkına aran anarşist sayısı arttıkça veganizm de türcü karşıtlığında mantıklı olan süreç olarak görülmeye başlanıyor. Anti-türcülüğün olmadığı bir anarşizm mantıksız bir ayrımcılığa, tahakküme ve baskıya yer açıyor. Dahası, veganizm olmaksızın anarşizm tecavüz kültürü ve ataerkilliği olumlamış oluyor. İneklerden gelen sütün ya da tavuklardan gelen yumurtaların tüketilmesi vajina sahibi canlıların zorla ve cinsel olarak sömürülmesine yol açıyor. Herkes için topyekûn özgürlük olmadıkça  iktidar ve baskı araçları, muktedirlerin menfaatlerine yaramaya devam eder ancak.

Veganizmi savunan, anti-türcü boşluklar açan ve hayvanların uğradığı zulümlere karşı sesini yükselten daha fazla anarşist  kolektif var artık.  Çevre yıkımı ve endüstrileşmeye aracılığıyla diğer toprakları sömürgeleştiren GDO’lu gıdalara ve monokültüre karşı mücadele eden gerilla bahçıvanlığı, topluluk bahçıvanlığı ve polikültür örneklerinin sayısı her gün artıyor. Devlet baskısı artsa da hayvan özgürlüğüne adanan mal/mülk/eşya yıkımı eylemleri devam ediyor. Online forumlarda ve sokaklarda anarşist topluluklarda türcülük artık daha fazla yapıcı eleştiriye maruz kalıyor. Anti-türcülük, insan türünden olan ve olmayan bütün hayvanlar arasındaki toplumsal etkileşimlerin ve iletişiminin eleştirel anlamda incelenmesi anlamına gelir. Baskıcı dili ve pratikleri ortadan kaldırma sürecinde  dayanışma ezilenlere güç, hürmet ve eşitlik vererek çoğaltılır. Dünyanın farklı yerlerindeki bir çok anarşist veganizmi sadece sağlıklı bir biçimde hayatta kalma pratiği olarak değil, insan mücadelesinin türcü sınırlarının ötelerine uzanan bir dayanışma çemberi olarak kucaklamış bulunuyor. Bugün anarşist anti-kapitalist/anti-faşist mücadelenin eko-savunma ve hayvan-dünya özgürlüğü hareketleriyle birbirine eklemlendiğini görebiliyoruz.  Birbirine kenetlenen bu mücadeleler kapitalizme, devlete, uygarlığa ve sömürge tarzı baskı biçimlerine karşı sürdürülen tavizsiz bir savaş anlamına geliyor artık.

Çev. Cem

http://speciesandclass.com/2015/01/12/unconditional-anti-oppression-the-rise-of-anti-speciesism-in-the-anarchist-movement-excerpt/ adresinden alıntı. Orijinal yazının kısaltılmışıdır.

Orijinal yazı:

http://news.infoshop.org/article.php?story=20150108132818486

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s