Hayvan hakları ve hayvan deneyleri

“İstanbul Üniversitesi’nde işkence nasıl yapılır eğitimi” haberi tepki topluyor. Hayvan deneyleri konusu üzerine sitede bir çok yazı var. Mutlaka okunması gereken 2 yazının linkini veriyorum.

1-Hayvan Deneyleri (Vikipedi çevirisi)

http://wp.me/pKCmy-tt

2- Hayvanları Özgürleştirmek: Canlı Aletler (mutlaka okunmalı)

http://wp.me/pKCmy-1RL

****

Gary Stenier

Batı felsefesi geleneğinde değişik canlılar arasındaki bilişsel farklılıkların onların moral statüleri açısından da fark yarattığı gibi geleneksel bir önyargı var. İnsanları ve hayvanları karşılaştırırken, bugüne dek kullanılan ve Yunanlılara dek giden kriter, akıl ya da dil anlamına gelen logos nosyonu oldu; yani insanları ve hayvanları ayıran temel farklılık geleneksel olarak ya akıl yeteneği ya da dil kullanma yeteneği olmuştur.

Canlıların logos sahibi olduğu varsayımına göre-yani öz farkındalık sahibi olan, düşünebilen, bir proje olarak kendi hayatlarına sahip olan, uzak geçmişi ve uzak geleceği üzerine fikir yürütebilen canlılar-  insanlar bu özelliğe sahip olmayan canlılardan moral anlamda üstündür.

Böyle bir varsayım oldu; çünkü sadece insanlarda logos kapasitesi var, insanlar dünyadaki diğer bütün canlılardan üstündür. Hayvanlar moral ve politik çemberden kategorik olarak dışlanır; çünkü logos sahibi değildirler. Temelde bunun anlamı şudur: hayvanlar insanların ihtiyaçlarını tatmin etme doğrultusunda kullanabileceğimiz araçlar ve aletlerdir.

Ben, bir canlının bilişsel kapasiteleri ve moral statüsü arasında mantıksal bir bağlantı olmadığını öne sürüyorum. İnsanlar arasında karşılaştırmalar yaptığımızda bebeklerin moral statü sahibi olmadığını öne sürecek az insan vardır herhalde; ama onlar, belli bir seviyeye kadar konuşma yeteneğine sahip değiller mesela. Önsezisel bir seviyeden bakınca, bir çok insan yetişkin bir insanın bir başka insandan çok daha fazla zekiyse, daha zeki olanın daha az zeki olanı kullanma yönünde moral bir hakka sahip olmadığını söyleyecektir.

Hayvanların insanlar gibi konuşamadığı ve bir çok hayvanın düşüncelerini linguistik anlamda düzenleyemediği gerçeği, dünyada zengin öznel hayatlar sahibi olup, kendileri için bu hayatların büyük önem taşıdığı çok sayıda hayvan bulunduğu gerçeğini değiştirmez.

Filler için bir arkadaşın ölümü anlamsız değildir. Karga, kuzgun gibi kuşlar birbirleriyle iletişim kurmak, birbirlerini yaklaşan tehditler konusunda uyarmak ve aletlere şekil vermek konusunda son derece ileri düzeyde sofistike yeteneklere sahiptir. YouTube’da büyük ilgi çeken karga Betty başka aletler yapmak için alet yapıyor meselâ.

Batı felsefesi tarihinde bizleri doğanın geri kalanından daha yukarılarda tutacak bazı nitelik ve özellikleri izole etmek adına bir çok girişimde bulunuldu: alet kullanımı, bilişsel kapasite, geleceği planlama ve ya da çevrede meydana gelen değişikliklere tepki verirken esneklik kazanma ya da adapte olma gibi nitelikler. Hayvanların davranışlarını daha çok öğrendikçe insanların bazı yönlerinin eşsiz olduğunun ilânı –buna insan üstünlükçülüğü adı veriliyor- elde bulunan kanıtlara göre desteklenemez artık.

Duygu sahibi-sentient- canlılar arasındaki  tür farklılıklarına rağmen bağlayıcı hiçbir moral fark yok, bu canlılar zevk ve acıyı deneyimleyebiliyor, bilinçli farkındalığa sahip olabiliyor, hayat  onlar için de önemli. Ayrım yapmamıza ve  insanlara ayrıcalık tanımamıza yol açan şey bazı insanların türcülük (tür ayrımcılığı) ya da insanmerkezcilik dediği şey temelinde hareket etmesi. Bu çeşit türcü önyargılar, ırkçılar ve cinsiyet ayrımcılarının keyfî hiyerarşilerine benzetilebilir.

İnsanların moral evrende  hayvanlardan daha önemli sayılması gerektiğini söyleyen mutlak bir kozmik bakış açısı olduğunu sanmıyorum. Biz insanız ve bizim daha önemli olduğumuzu düşünüyoruz; çünkü böyle düşünmenin bize hayvanları yemek, onları giymek, onlar üzerinde deneyler yürütmek ve eğlenebilelim diye olarak zor kullanarak esir tutmak gibi çıkarımıza hizmet eden bir eğilime sahibiz.

Hayvanlar ve Postmodernizmin Sınırları”  isimli son kitabımda veganizm nosyonunun liberal hümanist prensiplerden kaynaklanan ve hayvanların moral statüsünü tanımamızı talep eden bir moral ilke adayı olduğunu tartışıyorum. Veganizm gibi bir prensibin sadece bir hayat tarzı olarak değil, ahlâken  bağlayıcı bir ilke olarak savunulup savunulamayacağını tartışıyorum.

İnsanların köle sahibi olmanın bir hayat tarzı olduğunu savunduğunu göremezsiniz. Hayvan hakları tartışmalarında bir çok insan kölelik ve hayvanlara yaptığımız şeyler arasındaki benzerliği ya reddedecektir ya da görmezden gelecektir; kitabımda bunun tamamıyla uygun bir analoji olduğunu savunuyorum. Veganizmin sadece bir hayat tarzı olmadığını, sadece kişisel bir seçim olmadığını savunuyorum. Eğer moral bir statüsü olan bir canlı olmanın ne demek olduğunu gerçekten anlıyorsak, bunun hayvanların da hakkı olduğunu anlıyoruzdur; hayvanların gıda olmak için öldürülmeme ve yenmeme hakları var, insanların arzuları uğruna değişik şekillerde kullanılmama hakları var.

Ben bu konuda son derece sivriyim. Hayvanların gıda olmak adına öldürülmeme ve yenmeme hakları var, sizin ve benim gibi köle edilmeme hakları var. Elbette bu söylediğim şey, insanlar ve hayvanlar moral anlamda birbirinin eşidir sözünü söylediğim zaman geçerli. Veganizm moral bir zorunluluktur, ben buna vegan zorunluluğu diyorum.

BM Gıda ve Tarım Kuruluşu,  dünya çapında her yıl 53 milyar hayvanın öldürüldüğünü söylüyor- dünya nüfusunun neredeyse 9 katından söz ediyoruz- ve bu sayıya balıklar ya da deniz canlıları dahil değil.

Bu devasa ekonomik girişim- her yıl trilyonlarca dolar kazanç demek- devasa miktarlarda su, tahıl, kimyasal gübre, yoğun seragazı emisyonları, hayvanlar otlasın diye sürdürülen yoğun ormansızlaştırma, sıradışı oranlarda erozyon, ve büyük baş hayvan otlatıcılığı nedeniyle tür çeşitliliğinde büyük bir azalmaya sebep oluyor.

Bazı insanlar dünya genelinde veganizme yönelmenin ekonomik ve çevresel anlamda imkânsız olduğunu söylüyor. Ama daha az tahıl üretileceğini düşünürsek, otlatıcılık daha az toprağın için ayrılacağını düşünürsek, daha az erozyon olacağını düşünürsek, daha az su tüketileceğini düşünürsek- sıradışı bir durum olduğunu anlamak zor değil.

Bazı insanlar bir çok insanın ekmek parasının insanlar tüketsin diye sürdürülen hayvancılık ekonomisine bağlı olduğunu söylüyor. Benim cevabım; evet, bu doğru. Aynı argüman insanlar ABD’de tütün üretimine son vermeyi tartışırken de öne sürülmüştü. Aynı şey günümüzde devam eden yoğun kölelik, fuhuş, diğer organize suç biçimleri, Afrika’da elmas madenciliği ve dünyanın her yerinde sürüp giden çocuk işçiliği için de söylenebilir.

Eğer et endüstrisinin sona ermesinin ekonomik darbesinin insanlara olan etkisi konusunda hassas olan varsa, hayvanları içermeyen diğer pratiklerin de göz önüne alınmasını öneririm onlara. İnsanlar  ekonomik olarak neyin avantajlı olduğunu değil, ahlâken neyin doğru olduğunu düşünmeli. Ekonominin neyin doğru olduğu sorusunu bir kenara itmesine izin mi vereceğiz?

Çev.:Cem

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s