Veganizm olarak komünizm

Percy Gauguin

Veganizm ve komünizmin her ikisi de, zulüm ve baskıdan kurtuluşu hedefleyen, tahakküm ilişkilerini yıkıp aşarak özgür bir dünya yaratma amacı güden hareketler. Öte yandan komünizmin gelişimi, her ne kadar çakıştıkları noktalar giderek daha belirgin bir hale gelse de, veganizmden çok daha farklı bir hat üzerinden ilerlemiştir. Veganizm — görünürde—  yönetici sınıfın bir aydınlanma sonucunda kölelerinin zincirlerini kırması gibi algılanıyor. Oysa bu hakikatten çok uzak.

Hayvan özgürlüğü olarak veganizm, hayvanların hayvan değil, ama kardeş canlılar ve daha kökten yaklaşımıyla da kardeş kişiler olduklarının tanınması anlamına gelir. Gezegendeki bu engin yaşam denizinde insanlık ile hayvanlar âleminin geri kalanı arasında beslenmeye dayalı olmayan bağ, sanılandan çok daha fazla. Bu da komünist düşüncede, farklı bir mesele üzerine odaklanılması dışında, kolaylıkla kabul edilebilecek bir hakikat bir yandan da. Karşılıklı yardımlaşma ve işbirliği ilişkileri aslında her daim sömürü ve tahakküm ilişkilerinden daha fazla olmuştur; ne var ki ikincisinin egemenliği giderek artmaktadır. İşte işbirliği vasıtasıyla ortaya konmaya çalışılan bu baskılanmış hakikati gölgeleyen de, zaman içinde daha da sürekli bir hale gelen bu tür yıkıcı ilişki biçimleridir. Sosyal canlılar olarak varlığımızın temelleri karşısında duran iktidarın şiddeti, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi de tahrif etmiştir. Daha da önemlisi bu şiddet, yarattığı dışlayıcı ötekilik üzerinden, kendimizi nasıl tanımladığımızı da belirlemiştir.

Veganizm, komünizmin zorunlu bir tamamlayıcısı olarak kabul edilmiyor; çünkü, pek çok komünist, hayvan madunluğunu hiyerarşik medeniyeti ayakta tutan şeylerden biri olarak görmüyor. İnsanın evrimi bağlamında Darwinciliğin hayvanlara biçtiği rol besin sağlamaktır; dolayısıyla hayvan tüketimini sorguladığınızda, bizzat doğayı sorgulamış olursunuz. Oysa köleliği ve dehşeti üreten devasa araziler ve fabrikalara “evrilmiş” bir dünyada bizden önce gelen hemen her şeyi sorgulamak gayet yerinde bir hareket. Şayet bu gezegen gelecekte özgür olacaksa, o gün geldiğinde eski haline pek benzememesi gerektiği bir gerçek. Çünkü taşları yerinden oynatmayan, her şeyi alt üst etmeyen bir devrim tahayyül etmek zor, hatta tutucu bir tavır olurdu.

Benzer bir tutumla komünizm, veganizmin mantıklı bir uzantısı olarak görülmüyor; ki tüm yaşam biçimlerinin eşit olduğuna dair kökten ve zoraki varsayımlardan hareket eden  veganizm de, piyasaların metalaştıran gücüne kolaylıkla teslim olup tüketimciliğe kapılabiliyor. Sıradan bir vegan hayvanlara acı çektirilmesine karşıdır; ancak, kullandığımız pek çok malın üretiminde mevcut olan insan acısını vegan pratik, kapitalist ideolojinin maskelemesinin de etkisiyle görmezden geliyor. Oysa besin sisteminin kendi içinde büyük oranda ucuz işgücü sömürüsüne dayandığı gayet açık. Bu bağlamda canlıların acı çekmesinden salt ziraat değil, tüm endüstriler fayda sağlıyor. Ve yaşamı biteviye parçalayan ve örseleyen de tüketimimizden ziyade bu sisteme katılıyor oluşumuz.

Bu iki özgürleşme hareketi aynı noktada birleşiyor birleşmesine ancak kapitalizmin manipülatif güçleri onların ayrılmaz bir bütün haline gelip kaynaşmalarına sürekli engel oluyor. Kapitalizmin daha samimi savunucuları bu ideolojiyi bireyler arasındaki büyük kapasite farklılıklarını öne sürerek meşrulaştırıyorlar –temizlikçi kadın temizlikçi kadın olmak zorunda çünkü elinden gelen tek şey bu. Ne yazık ki komünist ve anarşist etoburlar da hayvan tüketimini benzer bir biçimde meşrulaştırıyorlar –inekler besin olmalı çünkü başka bir şey olmaları mümkün değil. Oysa canlı yaşamı söz konusu olduğunda daha düşük bir potansiyele sahip olmak, daha yüksek bir potansiyele sahip bir başka sınıfa tabi olmayı meşrulaştıramaz –ilkinde servetin eşit paylaşımı söz konusuyken ikincisinde yaşamın özgürce deneyimlenmesi var. Bunu meşru kılabilmenin de tek yolu var, o da şiddet. Hakikat şu ki, tüm hayvanlar bilinç sahibidir ve buna bağlı olarak zevk ve acıyı deneyimleyebilirler. Öte yandan herhangi birine sırf daha az gelişmiş olduğu için boyun eğdirmek hiç kuşkusuz bir tahakküm pratiğidir.

Veganizmle çakıştığı noktada artık komünizm; proletaryacı demokrasi, üretimde kolektif mülkiyet, ücret sisteminin lağvedilmesi vb. gibi Marksist kavramlar çerçevesinde düşünülemez; çünkü bunlar yalnızca insanları ilgilendiren kavramlar. Burada aslolan birbirlerinden farklılarmış gibi gösterilen bu iki özgürleşme hareketini birleştiren eşitlikçi, sömürüye dayanmayan ve işbirlikçi bir üretim ilkesi. Komünizm de veganizm de temel olarak yaşamı savunur; ve her ikisini de yolundan saptıran tüm o ideolojik perdelemelere karşın, en nihayetinde aynı yönde buluşacaklardır. Yaşamdan ancak daha güçlü ve bütünü kucaklayan bir armoni içindeyken keyif almaya başlayabiliriz. Kişi, tüm yaşam biçimlerini karşılıklılığa dayalı bir komünün üyesi olarak onurlandırdığında ve tanıdığında, hem vegan hem de komünist olmuş olur.
*Yazının alındığı kaynak: http://www.veganisttoplum.org/2014/09/veganizm-olarak-komunizm-yazar-percy.html

**çeviri: veganist
**kaynak: http://speciesandclass.com/2014/08/23/communism-as-veganism/
***illüstrasyonlar: Sue Coe

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s