Onların gözyaşları

Garda Ghista

İki yüzyıl önce Avrupalılar milyonlarca siyah Afrikalıyı esir ederek onları gemilerle Amerika kıtasına getirdi. Siyahların milyonlarcası hastalıktan, yetersiz beslenmeden, açlıktan dolayı ve gaddarlık sonucu o gemilerde  öldü. Bugün insanların çoğu bu olayın yanlış olduğunu anlıyor, siyah Afrikalıların aynen beyaz insanlar gibi eşit insani değerlere sahip olduğunu biliyor. Ancak bir adım daha atıp zihinlerimizi biraz daha genişletmemiz gerek. Hayvanların da hakları var. Hayvanlar da acı çekmek istemiyor. Onlar da kendilerine iyi davranılmasını istiyor. Onlar da sevilmek istiyor. Ve onlar da kesinlikle kendi hayatlarını yaşamak istiyorlar. Doğal sonları gelmeden ölmek ya da  öldürülmek istemiyorlar. Bu onların da hakkı. Büyük aktivist ve yazar Teslime Nesrin otobiyografisi Meyebele’de bir bayramı şu şekilde anlatıyor:

İnsanlar kurban için hazırlanmaya başladı. Üç gün önce siyah bir boğa getirmişlerdi, şimdi banyan ağacına bağlı duruyordu. Kara gözlerinden yaşlar akıyordu. Ansızın kalbimin ağrıdığını hissettim. Karşımda bir canlı vardı; geviş getiriyor, kuyruğunu sallıyordu; ama birkaç dakika sonra et parçalarına dönüşecekti. İmam, ağacın altına oturdu ve bıçağını biledi. H.Amcam içeri girip ağır bir bambu sopası getirdi. Babam erkeklerin bir süre sonra oturup eti parçalayacağı yere bir örtü serdi. Babam, amcam ve birkaç adam boğayı halatla bağladı, bacaklarının arasına bambu sopayı yerleştirdi, böylece tökezleyip düşmesini sağladılar. Boğa acıyla bağırdı. Annem ve teyzelerim pencereden bakıp kurbanı seyrediyordu. Bütün gözler neşeyle alev alevdi. Sadece amcam S, kenarda duruyordu,  bir müddet sonra şöyle dedi:  “Zavallı hayvan, gaddarca  öldürülecek. İnsanlar bunu göreceği için gerçekten mutluluk mu duyuyor? Allah da mı ? Hiç birinizde acıma duygusundan eser yok. Gerçek ne yazık ki böyle.”

Kendini kurbanın dehşetinden sıyırdım. Orada kalakaldım. Boğa bacaklarının üzerine kalkmaya çalıştı, yeniden böğürdü. Ancak çok güçlü yedi adam tam anlamıyla yere yıkabildiler onu. Hayvan çaresizce adamları üzerinden silkeliyor ve yeniden ayağa kalkıyordu. Bir kez daha bambu sopası kullanılıyor ve hayvan yeniden yere yıkılıyordu. Bu sefer imam çabuk hareket etti. Boğa düşer düşmez bıçağını kaldırıp “ Allahu ekber! Allahu ekber !” diye haykırdı ve boğanın boğazını kesti. Bir kan nehri aktı sanki. Boğa ölmemişti ama henüz; yarı yarıya kesilmiş boğazından böğürmeye devam ederken bacakları artık titriyordu.”

“Yüreğimde keskin ve inatçı bir acı belirdi. Artık orada durup da izlemeyecektim. Annem her sene olduğu gibi bu sene de kurbanı seyretmemin sevap olduğunu söylemişti. İmam ölü hayvanın derisini yüzmeye başladığında boğanın gözlerinde hâlâ gözyaşları vardı”.

“Et yedi parçaya bölündü. Üç parça babaannemin ailesine, üç parça bize, geri kalanı ise yoksullara ve komşulara ayrıldı. Pulao, korma, şemai ve jarda yedik sürekli. Eti kesme işi bütün gün sürdü. Büyük fırınlar hazırlandı, et çok büyük tencerelerde pişirildi. Akşamleyin artık yemek hazır olduğunda annem ve babaannem banyo ederek yeni sarilerini giydi. Eve misafirler akın etmeye başladı. Amcamsa günlük giysisiyle duruyordu, etrafta dolaşmış ve eve geri dönmüştü. “Her yerde kan var… her yer kana boğulmuş. Bugün kaç boğa öldürüldü bilen var mı acaba? Bu hayvanlar çiftçilere verilebilirdi. Nice  çiftçi sığırı olmadığı için toprağı süremiyor. İnsanlar neden böylesine canavar? Bunu kafam almıyor. Tek bir aile bir boğadan elde edebileceği bütün eti yemek istiyor. Oysa bir düşünmek lazım, bir avuç pirinç bile alamayan öyle  çok aile var ki!” dedi.

“Ona banyo edip yeni giysilerini giymesini söylemenin bir anlamı yoktu. Babaannem vazgeçmişti çoktan, sadece “tamam tamam, kutlamalara katılmak istemedin, anlıyorum. Ama yemek de istemiyor musun? Aç da mı değilsin? “ diye sordu.

“Evet. O et hariç ne varsa yerim” dedi amcam, derin bir iç çekerek.

“Babaannemin gözleri şaşkınlıkla açıldı. İlk oğlunun, en büyük oğlunun bu bayram gününde kurban eti yemek istememesine nasıl dayanabilirdi ? Gözlerini sildi, o da et yememeye yemin etti. Bir anne nasıl olur da yavrusunu doyurmadan kendi bir şeyler yiyebilirdi ki?”

Bir zamanlar orta-güney Hindistan’da bulunan küçük bir köye gitmiştim. Bir sabah bufaloların gürültüleri, neşeli sesleriyle uyandım. Sabahın serin havasını içime çekerek evden dışarı adımımı attım. Her bir yandan bufalolar bu tek odalı evin yakınına geliyordu. Ansızın bufalolardan biri bana yaklaştı, gözleri yaşlıydı. Yüzünden gözyaşları akıyordu. Kızkardeşime bufalonun neden ağladığını sordum. Kız kardeşim “ ah, çünkü onu yavrusundan ayırdılar, yavrusu için ağlıyor” dedi.

O an anladım ki, önceden anlamadıysam bile, artık biliyordum: inekler,domuzlar, bufalolar, köpekler, koyunlar, keçiler, tavuklar- hepsi sizin ve benim gibi. Neşeyle gıdaklıyor, havlıyorlar; ama acı çekerken ağlıyor ve gözyaşı döküyorlar. Ve hepsinden önce, hepsi de kendi hayatını huzurla yaşamak istiyor. O zaman onları neden öldürmemiz gerekiyor? Onları öldürmemizi zorunlu kılan hangi ahlâki yasa söz konusu? Büyük düşünür Prabhat Ranjan Sarkar zamanında şöyle söylemişti:

Bunun gibi, benim hayatım benim için nasıl önemliyse  bir keçinin hayatı da onun için o kadar  önemli. Dini bayramlar sırasında bir çok masum keçi öldürülüyor ve çeşitli ilahlara kurban olarak sunuluyor. Geri kalan keçiler korkuyla olup biteni izliyorlar, bir gün aynı kaderi kendilerinin de yaşayacağını biliyorlar. Şimdi kendinizi onların yerine koyun. Diyelim ki; hem siz hem de başkaları bir takım şeytanlar tarafından yakalandınız. Sürekli pirinçle beslenip dolaşırken bu şeytanlar sistemli olarak sizi tek tek öldürmeye başlıyor. Öldürülmeyi beklerken zihninizde oluşacak olan o dehşet verici tepki o keçilerin yaşadığı şeyin aynısıdır. Eğer insanlar bu pratiğin gaddarlığını anladıktan sonra gene masum keçileri dinleri için kurban etmek istiyorlarsa, trajik olan şu ki, onlara söylenecek hiçbir şey yok”.

Her şey güzel güzel paketlenip akan kanla bir bağı kalmadığında etin gerçekte ne olduğunu  unutmak bazen çok kolaydır. Et, bir hayvanın etidir. Hayvanlarsa bizim dostlarımız! Artık insanın varoluşunda 21. yüzyıla ulaşmış bulunuyoruz. Kendi ufuklarımızı, mental kapasitemizi genişletip sadece insanlara da değil hayvanlara ve hatta bitkilere de hürmet göstermenin zamanının geldiğini düşünemez miyiz ? Sadece insan hakları ve insan adaletini değil, hayvan haklarını da düşünmeliyiz, onun da zamanı geldi. Onların mutluluğu en az insanların mutluluğu kadar önemli. Yeniden Sarkar’ın sözleriyle söyleyecek olursak,

“ Kuşları ve hayvanları öldürmeden önce yüzlerce kez onları öldürmeden hayatta kalıp kalamayacağınızı kendinize sormalısınız”.

Çeviri.Cem

Reklamlar

Onların gözyaşları” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s