Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifinden açık mektup

AÇIK MEKTUP       8 Temmuz, 2014

Selçuk Özdağ

TBMM Çevre Alt Komisyonu Başkanı ve Rapor Özel Sözcüsü,

2 Temmuz’da, İstanbul’da, Boğaziçi Köprüsü’nde düzenlenen ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesine dair yasa tasarısını protesto etmek için “5199 SOKAK HAYVANINA DOKUNMA” pankartının köprüye neden asıldığı konusunda merakınızı içeren e-postanızı aldık.

Konu, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun, devletin sorumluluğunda olması gereken ve Kanunun adından da anlaşılabileceği gibi hayvanların korunması amacına uygun olmayışı ve tasarının kanunlaşıp uygulandığı takdirde sebep olacağı sayısız kıyım ve hak ihlâline karşı, yaşam alanlarını hayvanlarla paylaşan ya da hayvanların yaşam hakkı gibi en temel haklarını önemseyen tüm insanları doğrudan ilgilendirdiği için, bize gönderdiğiniz e-postayı kamuoyuna açık olarak cevaplandırmak istedik. Merakınızı, ancak, bu açık mektubu sonuna kadar okuyabilirseniz giderebileceğinizi düşünüyoruz. Aktivistlerin ve STK mensuplarının kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği görüşünüze ise katılmamakla birlikte aksine, sizlerin kamuoyunu yanlış bilgilendirdiğini düşünüyoruz.

Öncelikle, sözkonusu eylemin, çeşitli hayvan hakları/özgürlüğü oluşumlarına dahil olan aktivistler ve bağımsız aktivistler tarafından düzenlendiğini söylemek isteriz. Sadece eylemin duyurusu ve haberi, tarafımızca yapılmıştır. Neden böyle bir pankart hazırlanarak eylem hareketi içerisine girildiği konusuna gelince; TBMM Genel Kurulu’na inmek üzere olan yasa tasarısı, mevcut Kanunda olduğu gibi, hayvan menfaati ve hayvanların hakları değil; insan menfaati ve refahı odağa alınarak hazırlanmış ve üyesi bulunduğunuz komisyon tarafından kabul edilmiştir. Hayvanlar ve hakları aleyhindeki bu karar, tavır ve tutum nedeni ile sözkonusu eylem yapılmış ve duyurulmuştur. Hatta, gündemdeki tasarı yasalaştığı takdirde, yürürlükte olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun amir hükümleri ile hayvanlara yapılan müdahalelerden çok daha beter uygulamaları da beraberinde getirecektir. Yasa tasarısı sürecini en başından beri takip eden hayvan hakları savunucuları olarak, üyesi bulunduğunuz Çevre Komisyonu’nun kabul ettiği metin üzerinden sözkonusu tasarının hayvanlar aleyhine olan maddelerini ve eleştirilerimizi, pankartın amacını merak eden şahsınıza iletmek istiyoruz.

Adı “Hayvanları Koruma Kanunu” olan bir yasa ve bu yasanın değiştirilmesine dair revizyon çalışmaları, en başta hayvanları ve haklarını gözetmelidir. Aşağıda belirttiğimiz hususlar incelendiğinde, Çevre Komisyonu’nun hayvanları ve haklarını değil, insanların menfaatini gözeterek bir kanun tasarısı hazırladığı görülmektedir. Tasarı maddeleri değiştirilmediği takdirde, tasarının kanunlaşması ile birlikte uzun yıllar devam edecek ve hayvanların yasal olarak deneylerde kullanılmasının, öldürülmesinin ve “barınak” adı verilen temerküz kamplarında tecrit edilmesinin önünün açılacağı bir dönem başlayacak. İyi niyetli olduğunuzu umarak, bir kez daha, endişelerimizi, tasarı maddeleri üzerinden iki bölüm halinde dile getireceğiz. Birinci bölümde, endişelerimizin odak noktası olan sokak hayvanları var:

BİRİNCİ BÖLÜM:

SOKAK HAYVANLARI ile ilgili maddeler

  • Tasarının 1. MADDESİ ile mevcut kanuna eklenmek istenen, içeriği uzmanlıktan uzak “hayvan refahı” tanımı hayvanların uyutulmasına, yani öldürülmesine yönelik uygulamaları da içermesi sebebi ile kesinlikle hayvan lehine DEĞİLDİR. Tanım, hayvan refahından ve haklarından çok, hayvanların nasıl daha “insanî” metotlar ile öldürüleceği, kullanılacağı ve sömürüleceğini tanımladığı için, ifade edilen ve hedeflenenin aksine hayvan aleyhine bir bildirimdir.
  •  Tasarının 3. MADDESİnin ilk fıkrası, kanunda “sahipsiz” veya “güçten düşmüş” hayvanların öldürülemeyeceğini öngörse de, çağdaşlığı ve güncelliği sorgulanması gereken 1593 sayılı Umumî Hıfzısıhha Kanunu ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu hükümlerini saklı tutması (mevcut Kanunun değiştirilmek istenen 31. maddesi) nedeniyle kendi içinde çelişkiler yaratmaktadır.
  •  Tam 84 sene önce yürürlüğe giren ve hayvanların imhasını meşrû bir zemine oturtan1593 sayılı Umumî Hıfzısıhha Kanunu hükümlerinin koruma kanununun dahlinde saklı tutmak, kabul edilebilecek ve iyi niyetli olarak tanımlanabilecek bir girişim değildir.
  • Tasarıda hükümleri saklı tutulan bir diğer yasa olan 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 9. maddesinin3. fıkrasının (c) bendi ise “davranışları insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen durumlarda” hayvanların öldürülebileceğini söylemektedir.
  • Yine aynı Kanunun, aynı maddesinin (a) bendi, devlet bakımevlerinde çoğunlukla yeterli meslekî donanımı bulunmayan, hayvanlara ve hayvan haklarına duyarsız, ellerinde doğru düzgün bir klinik imkân bulunmayan birçok veteriner hekimin hayvanları imha etmelerine yasal bir zemin oluşturmak için başvuracağı bir kanun maddesi olacaktır. Dolayısı ile imha ve itlafa yasal kılıf hazırlayan, hayvanların medikal ve zorunlu bir gerekçe olmaksızın öldürülebileceğini hükme bağlayan bu kanunun hükümlerinin koruma kanununun dahlinde saklı tutulmasını biz hak savunucularının kabul etmesini beklemek samimi bir davranış ve istem değildir.
  •  Tasarının 3. MADDESİninikinci fıkrasında, kapsamlarının muğlaklığı ile uygulamada ciddi sıkıntı doğuracak, ölümlerle sonuçlanacak ve hayvan hakları ihlâllerine neden olacak uygulamalardan bahsedilmektedir.
  •  3. maddenin ikinci fıkrasında, sokaklardan toplatılan hayvanların “okul, hastane, ibadethane, çocuk oyun alanı gibi toplumun yoğun olarak kullandığı yerler hariç” olmak üzere alındıkları yere bırakılacağı öngörülmektedir. Ancak, özellikle kent merkezleri düşünüldüğünde, sözkonusu fıkrada zikredilen yerlerin kent dokusunda sayıca çok bulunan mahaller olması sebebiyle, tasarı ile sahipsiz hayvanların toplatılması neredeyse tüm kent ölçeğinde gerçekleşecek ve hayvanlar, insan müdahalesi olmadan yaşayamayacakları ıssız yerlerde izole edilecektir. Sokaklardan toplatılacak bu hayvanların nereye bırakılacağı konusu biz hayvan hakları savunucuları için endişe vericidir.
  • Sokaklardan toplatılan hayvanların NE ŞEKİLDE alındıkları yere bırakılacağının da tasarıda muğlak bir şekilde yer bulması, açık ve net bir şekilde belirtilmemesi, biz hayvan hakları savunucuları için yine endişe verici bir durumdur.
  • Dahası, fıkrada kurulması teşvik edilen besleme noktaları bu endişemizi daha da kuvvetlendirmektedir.
  • Gerek başkanlığını yaptığınız Çevre Alt Komisyonu, gerekse esas komisyon olan Çevre Komisyonu’nda, yine ikinci fıkrada belirtilen işlem ve uygulamaların ne şekilde olması gerektiği defaatle bildirilmişti. Bir kez daha hatırlatacak olursak, tasarıda “sahiplendirilmeleri esas” olan hayvanların bakımevlerinde ne kadar süre tutulacağının tasarıda belirtilmemesi, bakımevi sorumluları tarafından çok basit gerekçeler ile, hayvanların bakımevlerinde ömür boyu tutulmasına yol açacaktır. Özellikle pilot iller olarak belirlenen İstanbul, Kocaeli ve Trabzon şehirlerinde inşaatı sürmekte olan ve dev hapishaneleri andıran yapıların varlığı, bu endişemize mesnet oluşturmaktadır. Bir milletvekili olarak, bu tür belirleyici sürelerin kanun metninde yer alamayacağı yönünde herhangi bir yasama kuralının ya da engelin olmadığını siz de bilmektesiniz.
  • Aynı maddenin dördüncü fıkrası, bakımevleri izinlerinin mahallî idarelerce verilmesini öngörmektedir. Ancak, bizlerin tanık olduğu ve Kanunda “sahipsiz hayvan” olarak tanımlanan hayvanların geçmişte yaşadığı birçok hak ihlâlinin müsebbibi de ne yazık ki mahallî idarelerdir. Hayvanların gerek toplatılması sırasında, gerekse bakımevlerinde tutuldukları süre içerisinde maruz kaldıkları hak ihlâlleri hiç de azımsanmayacak nitelikte ve sıklıktadır.
  • Bakımevlerinin kurulacağı arazi seçimi de dahil olmak üzere, birçok konuda, bakımevleri izni konusundaki yetkinin, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan alınarak mahallî idarelere devredilmesi, hak ihlâllerinin müsebbibi olan kurumlar olarak karşımıza çıkanları daha da dokunulmaz hale getirecektir. Kaldı ki bakımevlerindeki hak ihlâlleri ve ihmal, görevi kötüye kullanma vb suçlar nedeni ile başvuru ve suç duyurularının ne şekilde sonuçlandığı ortadadır; her türlü somut delile rağmen, kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerinin yargılanması bile sağlanamamaktadır. Tasarı, bakımevlerinde ya da devlet sorumluluğu altında yaşanan hak ihlâllerine sebep olan kamu kurumlarının yetkililerinin yargılanmasının önünü açıyormuş gibi kamuoyuna yansıtılsa da tasarı metninde buna dair en ufak bir düzenleme ya da atıf dahi bulunmamaktadır.
  • Tasarının 4. MADDESİnde, hayvanlar üzerinde yapılacak deneylerin nasıl yapılacağına ilişkin hükümler mevcut Kanuna eklenmek istenmektedir.
  •  Daha önce de defalarca ifade edildiği gibi, ismi koruma kanunu olan bu kanunun içinde, hayvanların anestezi altında veya anestezisiz, deneylerde nasıl kesilip biçileceği ve deney sonunda nasıl öldürüleceğinin hükme bağlanması asla kabul edilemez.
  • Aynı maddenin birinci fıkrasında, söz edilen “Etik Kurul”, ilgili yönetmeliğe göre, deneyi yapacak olan firmanın kendi bünyesinde kurduğu, yerel ve taraflı bir kuruldur ve bu kurullardan adil ve hayvanı gözeten bir karar çıkmasını beklemek saflık olur.
  • Hayvan deneylerinin gereksizliğinin de ötesinde, çok düşük oranlardaki güvenilirliği nedeni ile insan menfaatine olmadığı da alenen ortadadır. Bu konudaki bilimsel araştırmalara birçok kaynaktan ulaşılabileceği gibi Çevre Alt Komisyonu’na sunulan dosyalarda benzer bilimsel verilere yer verilmişti.
  • Aynı maddenin ikinci fıkrası, mevcut Kanunda da yer bulduğu gibi “deney hayvanları”nın ithalat ve ihracatını meşrûlaştırmaktadır.
  • Mevcut Kanunda yapılan “deney hayvanı” tanımlaması, “deneyde kullanılan ya da kullanılacak olan hayvan” şeklinde yapılmıştır. Bu tanımlamaya göre, her türden hayvan deneylerde kullanılabilecek durumdadır. Böylesine geniş bir tanımlama ile sağlanan serbestlik koşullarında, her türlü hayvanın deneylerde kullanılabileceği bir yana, hayvanları bir de ithalat ve ihracat gibi, yüzlerce kilometrelik zorunlu seyahatlere tâbi tutmak, ne hayvan haklarına ne de tasarıya eklemiş olduğunuz “hayvan refahı” tanımına uygun bir davranış olacaktır.
  • Kanunda daha önce yer almayan bakımevlerindeki hayvanların satışının yapılması ise yeni ve korkutucu bir uygulamadır. Zira “petshop”larda, tüccarların gözünde “kazanç kapısı” olan “safkan” ırk hayvanlara dahi bir kap temiz su çok görülürken, yıllardır devletin gözünde “çöp” olarak görülen sokak hayvanlarının, satışı ne amaçla yapılacaktır? “Değersiz” görülen bu hayvanların bakımevlerinden satışı iyi niyetli bir uygulama olarak gözükmezken, sayısız hak ihlâline de zemin hazırlamaktadır.
  •  Tasarının 6. MADDESİnde “YASAKLAR”a değinilmiştir. Bu konuya, tasarının 10. maddesinde geçen “CEZALAR” hakkındaki görüşlerimizi şahsınız ile paylaşırken değineceğiz. Ancak, 6. madde ile değiştirilmek istenen mevcut 14. maddeye eklenmek istenen (p) fıkrasında geçen “Kas ve çene yapısı güçlü, tehlike arz edebilecek hayvanlar”ın ne şekilde belirleneceğinin ayrı bir merak konusu olduğunu belirtmek isteriz. Şu anda yürürlükte olan genelde “tehlikeli” ve “yasaklı” ırklar olarak tanımlanan köpeklerin, kinolojik olarak sınıflandırılması ve kimliklendirilmesi için, ilgili Bakanlığın ve mahallî idarelerin yetkin herhangi bir personeli ve ekibi bulunmamakta iken kim, neyi, nasıl belirleyecek ve bu fıkra nasıl uygulanacaktır?
  • Tasarının aynı maddesi ile, Kanunun 14. maddesine (r) fıkrası “Sokaklardaki ve bakımevlerindeki sahipsiz kedi ve köpekler üzerinde deney yapmak” ibaresi ile yasaklama getirilmesi öngörülmektedir. Gündemde olan tasarı yasalaşırsa, sadece sokaklarda ve bakımevlerindeki kedi ve köpekler üzerinde deney yapılmasının yasaklanması sağlanacaktır. Ancak sizin de bildiğiniz gibi, bakımevlerinde, kedi ve köpekler dışında da güçten düşmüş hayvanlar bulunmakta, barındırılmaktadır. Ayrıca sahipsiz kedi ve köpekler dışında, vatandaşların ve tüzel kişilerin sorumluluğunda olan, Kanunda ve tasarıda “ev hayvanı” ve “kontrollü hayvan” olarak tanımlanan hayvanların da deneylerde kullanılması yasaklanmalıdır. Bu yasaklama yapılmadığı takdirde, vatandaşların bakımevlerinden kolaylıkla “sahiplenebileceği” ya da sokaklardan sorumlulukları altına aldıkları hayvanları, kendi tasarruflarında kullanarak deneylere denek olarak tedariki de mümkün kılınmış olacak, tasarıya eklenen maddeler uygulamada işlevsiz olacaktır.
  • Tasarının 10. MADDEsinde “CEZALAR”a yer verilmiş. Tasarıda öngörülen cezalar incelendiğinde, “sizlerin” ile “bizlerin” adalet kavramı ve anlamları arasında ciddi farklılıklar olduğunu görmekteyiz. Parlamentonun çalışma esas ve usulleri düşünüldüğünde, kanun çalışması esnasında ulusal ceza hukuku açısından bir karşılaştırma yapma gerekliliği doğal olmakla birlikte, tasarının 8. maddesinde yer bulan “YASAKLAR” ve 10. maddesindeki “CEZALAR”ın hakkaniyetli bir şekilde karşılık bulmadığı kanısındayız. “Hayvanları Koruma Kanunu”nu değiştirirken “kaçak et” ile ilgili cezanın üst limiti, TCK hükümleri gereği 4 YIL üst limit ile karşılık bulurken hayvanlara İŞKENCE ve TECAVÜZ etme fiillerine karşılık cezanın üst limiti 2 YIL olarak karşılık bulmuştur. Ayrıca, “kaçak et”in cezalandırılmasına dair bir düzenlemenin, Hayvanları Koruma Kanunu dahlinde yer bulmasının mantığı da bulunmamaktadır.

Türk ceza hukuku sistemi, ulusal mevzuat ve hukukî uygulamalar düşünülecek olduğunda ve hakkını zor da olsa arayabilecek durumda olan kadınlara yönelik tecavüzde dahi failin bulunması ihtimali oldukça zor iken, hayvanlara yönelik işkence, tecavüz gibi haksız fiillerin, üst limiti 2 YIL olarak cezalandırılması ne yazık ki uygulamada mümkün değildir; HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI (5271 SY CMUK – MADDE 231) kurumunun işletilmesi sözkonusu olacak ve failin adlî siciline, hüküm giyilen suçların cezaları işlenmeyecektir. Bu nedenlerle, hayvanlara yönelik işlenen suçların, idarî ve adlî para cezaları ile geçiştirilmesi ve gerektiği gibi yaptırımla sonuçlanmaması, hayvan haklarını yok sayanları, revizyon çalışmasını yaptığınız mevzuata muhalefet edenleri engellemeyecek, aksine suça eğilimli bu insanları yüreklendirecektir. Nasıl olsa hayvanlar Türk ulusal mevzuatında sadece bir “mal”…

İKİNCİ BÖLÜM:

PET-SHOPLAR, ÜRETİM ÇİFTLİKLERİ, YASAKLAR ve CEZALAR, “MESKEN” MADDESİ, KARA ve SU SİRKLERİ/YUNUS PARKLARI, HAYVANAT BAHÇELERİ

  •  Tasarının 2. MADDESİ, “Ev hayvanı ve kontrollü hayvanları bulundurma, bakma, sahiplenme ve satışı konularındaki eğitim ile bu hayvanların çevreye verebilecekleri zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirlere ilişkin usul ve esaslar” başlığının Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın çıkartacağı bir yönetmelik ile belirlenmesini hükme bağlayacak bir maddedir.
  •  Maddenin 1. fıkrasında, yine “hayvan refahı” tanımlamasına atıf yapılmakta ve evlerini hayvanlarla paylaşan kişilere, birlikte yaşadıkları hayvanlara yönelik olarak “hayvan refahına uygun olarak barındırmak, etolojik ihtiyaçlarını temin etmek, sağlığına dikkat etmek” yükümlülüğü getirilmektedir.
  • Aynı maddenin 4. fıkrasında ise yukarıda belirtilen hayvanlardan kaynaklanacak zarar ve rahatsızlıklardan bahsedilmektedir. Halbuki 1. fıkrada belirtilen yükümlülük yerine getirildiği takdirde, hayvanların çevreye ya da insanlara verebileceği zarar zaten ortadan kaldırılmış olacaktır ya da en aza indirgenecektir. Dahası hayvanların ve haklarının korunması için revize edilen bir kanunda, hayvanların “rahatsızlık ve zarar veren” özneler olarak tanımlanması tasarının çelişkilerine işaret etmektedir.
  • Hukuk dili ile konuşacak olursak, yine benzer çelişkiler görülmektedir. Hayvanlar ulusal mevzuatta hâlâ “mal” olarak tanımlanmaktadır ve özel hayatın gizliliğinin, konut dokunulmazlığının anayasal hak olarak güvence altına alınmış olduğu göz önünde bulundurularak, ilgili bakanlığın hazırlayacağı yönetmeliğin mülkiyet hakkının ve bu hak kapsamındaki hayvan sahipliği hakkının ihlâl edilmeden hazırlanması elzem ve zarurîdir.

Anayasaya ya da yönetmeliğin üstünde bulunacak ve ilgili mevzuata aykırı olacak bir yönetmeliğin varlığını sorgulayacak olanlar her zaman olduğu gibi STK ve barolar mı olacaktır, yoksa kanun çalışmasını yapan komisyonunuz da yukarıda bahsettiğimiz anayasal hakların ihlâl edilmemesi konusunda sözkonusu yönetmeliğin takipçisi olacak mıdır? Türkiye’nin hukuk sistemi düşünüldüğünde, bu yönetmeliğin iptali konusunda açılacak bir davanın sonuçlanması uzun bir zaman dilimine yayılabilecek ve bu süre zarfında binlerce hayvan ve insan, sizlerin belirleyicisi olduğu bu kanun ile mağdur edilebilecektir.

  •  Tasarının 5. MADDESİnde, “pet-shop” olarak bilinen ve hayvan ticareti yapılan yerlerde, akvaryum balığı ve kuş türleri dışında hayvan bulundurulamayacağı, ancak üretim çiftlikleri ve bakımevlerindeki (kedi, köpek, tavşan, fare vb hayvanların satışının yapılabileceği hükme bağlanmak istenmektedir.
  •  Tasarıda, pet-shoplar yerine üretim çiftliklerinin teşviki sağlanmakta; aynı maddenin ikinci fıkrası üretim amacı ile kullanılan anne hayvanların ve yavruların sağlığına dikkat edilmesi gerekliliğinden bahsetmektedir. Ancak, hayvanlara “fabrika” mantığı ile yaklaşan bir endüstride maalesef hayvanların haklarından bahsetmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, devlet tarafından denetimi dahi gerektiği gibi gerçekleştirilmeyen bu işletmelere ilişkin ucu açık maddeler, durumu samimiyetsiz bir duruma sürüklemektedir.

Kamuoyu, hayvan satışının yasak olacağı şeklinde yanlış bilgilendirilmiş; tasarı metninde hayvan satışına engel teşkil edecek bir ibareye yer verilmemiştir.

  • Kaldı ki Türkiye’deki pet-shop ve üretim çiftlikleriyle ilgili mevzuatın hayvan haklarına uygunluğu bir yana, bu işletmeleri bağlayan ilgili mevzuata uygun işletme de oldukça az sayıdadır. Üretim çiftliklerinde hayvanların sırtından para kazanan tüccarların ne gibi hak ihlâllerine sebep oldukları aşikârdır.

Hayvanların satıldığı ve üretildiği ticarethanelerin denetimi, zaten yıllardan beri devlet tarafından gerçekleştirilmekte ancak bu yerlerde yaşanan mezalimin son bulması ya da gözle görülür şekilde azaltılması her türlü mevzuata rağmen sağlanamamıştır. Bu tasarı ile de denetim anlamında yeni bir öngörü olmayışı, bu sömürü merkezlerinin kanlı kazanç sağlamaya devam edeceklerini göstermektedir. Dolayısıyla, bu anlamda da bir kazanımdan bahsetmek mümkün değildir.

  • Tasarının 4. MADDESİnde, akvaryum balıkları ve kuş türlerinin pervasızca satışı ve mal olarak görülmesi sözkonusudur. Doğal koşullarda sınırsız ortamlarda özgür bir şekilde yaşayan ancak pet-shoplarda tamamen sınırlı ortamlarda, esaret altında yaşamaya mahkûm edilen akvaryum balıklarının ve kuş türlerinin ise komisyon nezdinde, doğuştan gelen hakları gasp edilmektedir. Yasa çalışmaları ile istenildiği kadar meşrûlaştırılmak istensin, bu haklar ne esnetilebilir ne de gasp edilebilir.

Tasarıda yer verilen, “Hayvanların ticarî amaçla film çekimi ve reklam için kullanılması ile ilgili hususların izne tâbi” olması, yürürlükteki Kanun’da da mevcuttur, ancak on senedir yürürlükte olan Kanun, izne bağladığı fiilin dahi denetimini yapmamıştır ve  tasarıda bu fıkraya denetim anlamında bir iyileştirme veya caydırıcı bir yaptırım öngörülmemiştir. Uygulamada herhangi bir iyileşme önerisi yoktur.

  •  Tasarının 7. MADDESİnde İl Hayvanları Koruma Kurulları’na hukukçu katılımının sağlanması, olumlu bir gelişmedir. On senedir sadece bir isimden ibaret olan ve hiçbir işlerliği olmayan bu kurulların, hukukçuların da katılımı ile hayvan haklarının biraz daha tartışılabileceği ve mevzuatın biraz daha hayvanlar lehine uygulunabilirliğinin arttırılması açısından daha işler duruma gelmesini bizler de umuyoruz. Yıllardır hiçbir sorunun çözümünü sağlayamamış bu kurum, en azından bakımevleri konusunda yetkilendirilmelidir. Bu kurulda görev yapan üyelerin, hayvan hakları ve hayvanları ilgilendiren güncel konular hakkında da hiçbir bilgisi bulunmamaktadır, adı “İl Hayvanları Koruma Kurulu” olan bu kuruldan, genelde hayvanlar aleyhine kararlar çıkmaktadır.
  •  Tasarının 8. MADDESİnde, teknik bir konu olarak “görev ve malî destek” konusunda iyileştirme yapılması amaçlanmış olsa da, on yıldır hayvanların korunması amacı ile yerel yönetimlere Bakanlık tarafından aktarılan milyonlarca TL’lik ödenekler, hayvanların korunması için değil, hayvanların uygun bir şekilde bertaraf edilmesi için kullanılmıştır. Tanık olduğumuz uygulamalar ve devletçe hayata geçirilen imha politikaları, istenildiği kadar ödenek aktarımı yapılsın, sorunsalın bir zihniyet sorunu olduğunu, hayvanların sadece malî destek ile korunamayacağı, devletin ve toplumun hayvanlara bakış açısı değişmediği sürece hayvanlara yaşatılan zulmün ve müsebbibi olunan hak ihlâllerinin artarak devam edeceğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
  • Tasarının 9. MADDESİnde hayvanat bahçelerinin kurulması teşvik edilmektedir; devletin hayvanat hapishaneleri bir yana, tüzel kişilere de hayvanat bahçesi kurulumu amacı ile arazi tahsis edilebilecektir. Türkiye’deki hayvanat bahçelerinin ne durumda olduğu ortadadır. Bu hapishanelerde tutsak edilen hayvanlara, yazın serinlemeleri için bir su birikintisi bile lüks görülmektedir. Hal bu kadar içler acısı iken, hayvanat bahçelerinin yasaklanması ya da yenilerinin açılmasının engellenmesi değil de, bu hapishanelerin teşvik edilmesi, haklar açısından kabul edilebilecek bir tutum değildir. Esaret koşullarının hüküm sürdüğü bu tesislerden bazılarında hayvanların maruz kaldığı sömürü daha da vahim durumdadır: Hayvanlar eğlence metası haline getirilmiştir; bazı hayvanat bahçelerindeki esir hayvanlara “uluslararası standartlar” dahilinde şov yaptırılmaktadır. Devletin, hükûmetinizin hak kavramına yaklaşımı maalesef bu derece sığ vaziyettedir; bu tesislerin kapatılmasını Türkiye gibi, hakların uygulanabilir ve geliştirilebilir olmadığı ülkelerde beklememeyi öğrendik ancak en azından yenilerinin tesisi yasaklanmalıdır. Haklara saygılı olduğunuz konusunda samimi iseniz, en azından, hayvanat bahçelerinde hapis hayatı yaşatılan hayvanlara eğlence malzemesi olarak yaklaşılmasını engellemelisiniz.
  • Çevre Komisyonu toplantılarında, hayvanat bahçelerine kısıtlama getirilmesi yönündeki madde önergesi reddedilmiş; Orman ve Su İşleri Bakanlığı, doğru düzgün bir gerekçe dahi sunmadan önergeye katılmadıklarını dile getirmiştir. Bu tutum, hayvan haklarının nasıl yok sayıldığının bir göstergesidir. Gönül isterdi ki hayvanat hapishaneleri için bedelsiz yapılacak arazi tahsisleri; doğa koruma parkları ve alanları, botanik bahçeleri, kapsamlı ve gerçek anlamı ile yaban hayvanı rehabilitasyon alanları ve kurtarma merkezleri için de yapılabilsin…
  • 11. MADDESİnde, GEÇİCİ MADDE-3 ile mevcut Kanuna, kara ve su sirkleri ile yunus parklarının yenilerinin kurulması veya işletilmesi yasaklanmaktadır. En azından artık, Türkiye’de yeni hayvan işkencehaneleri ve hapishaneleri açılamayacak. Ancak, Çevre Komisyonu’nun ilk toplantısında ve alt komisyon raporunda, bu tesislerin kaldırılacağını duyurduğunuzu da hatırlatmak isteriz. Koruma kanununda, biz hak savunucularının değil, hayvan tacirlerinin ve sahtekârların sözünü dinleyerek mevcut işkencehane ve hapishanelerin, hayvanların varlıklarının ve haklarının yok sayılarak, yıllardır tutsak edilen hayvanlar üzerinden kazanç sağlamalarını kabul etmiş oldunuz. Yani, TBMM Çevre Komisyonu, Hayvanları Koruma Kanunu’nu hayvanlardan yana değil, görev ve amacına asla yakışmayacak şekilde, gözünü para bürümüş, bir avuç tüccarın para kazanma hırsıyla ısrarla savundukları bu hapishane ve işkencehanelerin devamından yana tavır takınmıştır. Bu yaklaşım ve tavır, yapılan kanun çalışmasının neye hizmet ettiğini gözler önüne sermektedir. Yunuslara Özgürlük Platformu, yunus parkları ve diğer deniz memelilerinin esaret altında tutulduğu tesisler ile ilgili detaylı görüş ve öneri dosyasını hem şahsınız hem Çevre Alt Komisyonu ile paylaşmış, uygulanabilir çözüm önerilerini sunmuştu.

Yukarıda, bizzat içinde bulunduğunuz, oylamalarına katıldığınız ve komisyon raporu ile şekillendirdiğiniz yasa tasarısı hakkındaki düşüncelerimizi, tasarınız üzerinden madde madde giderek derdimizi ve endişelerimizi anlatmaya çalıştık. Umarız, Boğaziçi Köprüsü’ne “5199 SOKAK HAYVANLARINA DOKUNMA” gibi bir pankartın neden asıldığını anlatabilmişizdir.

 Merakınızı giderebildik mi bilmiyoruz ama yasa tasarınızın, hayvan haklarını geliştirmek ya da hayvanları korumak için değil, insanlara hizmet etmek için yapıldığı çok açık bir şekilde ortadadır. Hayvanseverlerin bir kısmı dahil olmak üzere belli kesimler, altı boş, süslü maddeler barındıran ancak uygulamada ciddi sıkıntılar ve hak ihlâlleri doğuracak uygulamaları beğenebilir ya da takdir edebilir ancak hak savunucuları olan, hakları gasp edilen, laboratuvarlarda işkence gören, hapsedilen, aşağılanan ve varlıkları yok sayılan hayvanlardan ve onların haklarından yana saf tutan bizler, gündemde olan yasa tasarısından oldukça endişe duyduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz. Türkiye koşulları göz önünde bulundurulduğunda; gerçekler, hayvanları olumsuz etkileyecek hedefler ve tanık olduklarımız, niyet iyi olsa bile tasarının hayvanlara ölüm, zulüm ve tecrit getireceğini göstermektedir. Vatandaşların milyon TL’leri hayvanları, doğayı korumak, hakları geliştirmek, toplumun sosyal haklarının uygulanabilirliğini arttırmak için kullanılabilecek iken, tecrit için dev hapishaneler inşa ederek, imha kanunlarına atıfta bulunarak tercihinizi ölümden yana mı kullanacaksınız? Fikriniz, seçimleriniz değişmez ise, ne yazık ki telafisi mümkün olmayan dramların, hak ihlâllerinin mimarı ve fikir sahibi olacaksınız.

On binlerce hayvanı oldukça olumsuz şekilde etkileyecek strateji ve politikaları hayata geçirmek yerine, zaten yıllardır katledilen, mal muamelesi gören hayvanlara, sahip oldukları haklarını teslim edin. İşte ancak o zaman dünyaya örnek bir yasa çalışması yapmış olursunuz; şu hali ile yasa tasarınız ölüm, kan, zulüm, kanlı para ve işkence kokuyor. Lütfen uyarılarımızı dikkate alın ve bir şeyleri değiştirebilecek iken, yol yakın iken yanlışınızdan dönün.

HAYVAN ÖZGÜRLÜĞÜ İNİSİYATİFİ

hayvanozgurluguinisiyatifi@gmail.com

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s