Hayvanlar, sebzeler ve insanlar

Gary Steiner

Felsefe Profesörü, Bucknell Üniversitesi

Son zamanlarda bir çok insan yedikleri etin nereden geldiğine ve nasıl üretildiğine daha fazla ilgi göstermeye başladı: hayvanlara insanca davranıldı mı? Ölüm onları birisinin akşam yemeği haline getirmeden önce iyi bir hayat yaşadılar mı?

Bu sorulardan bazıları Şükran  Günü’ne yaklaşırken hayvanlara nasıl davranıldığıyla  ilgili. (Hindiniz dışarıda yaşama şansı elde etti mi?) Diğer sorularsa hayvanları yemenin tüketicinin refahını ve sağlığını nasıl etkileyeceği üzerine odaklanıyor (hayvana hormon ve antibiyotik verildi mi?)

Bu soruların hiç birisi hayvanları insanlar tüketebilsin diye  öldürmenin yanlış olup olmadığı üzerine bir şey söylemiyor. İnsanlar bu soruyu sorarken bile insan refahı adına hayvanların tüketilmesi ve öldürülmesini meşrulaştıracak türden bir sürü işe yarar cevaplar bulabiliyorlar.  Benim de aralarında bulunduğum katı etik veganlar ise toplumun hayvanlara yönelik davranışlarını toplu kıyımlarla karşılaştırdığımız için alışıldığı üzere şiddetle eleştiriliyoruz. Hayvanların yaşadığı ızdırabı insanların yaşadığı acılarla uzaktan da olsa karşılaştırmak mümkün mü? Sağlam bir hayır!la cevap verenler şu iki şıktan biriyle karşılık veriyorlar:

Bazıları insanların Tanrı’nın imgesine göre yaratıldığını ama hayvanların böyle olmadığını, bu yüzden de hayvanlara kıyasla insanların ilahi olana daha yakın bir noktada bulunduğunu öne sürüyorlar; bu düşünce tarzına göre, hayvanlar sadece insanlar kendilerinden istifade etsin diye yaratılmıştır, kendi ihtiyaçları ve arzularını tatmin etmek için herhangi bir ahlâki çekince olmadan kullanılabilirler.

Diğerleri insandaki soyut düşünce kapasitesinin bizleri hem nitelik hem de niceliksel anlamda acı çekme kapasitesine sahip kıldığını ve bu acının hayvanların maruz bırakıldığı acıyı aştığını öne sürüyor. Jeremy Bentham ahlâki statüyü dil ya da akıl kapasitesine değil de acı çekme yeteneğine dayandırmasıyla ünlüdür, Bentham soyut düşünce becerileri olmadığı için hayvanların sonsuz bir şimdiki zamana tıkılıp kaldıklarını ve bu sebeple hem bir gelecek duygusuna hem de sürüp giden bir varoluşa bir ilgilerinin olmadığını öne sürmüştü.

Bu tür bir akıl yürütmeye en etkili cevap yazar Isaac Bashevis Singer’ın “The Letter Writer” adlı kısa hikâyesinde verilmiştir, bu hikayede hayvanların katledilmesine yazar “Sonsuz Treblinka” adını verir.

Hikâye, bir adamla bir farenin karşılaşmasını anlatır. Herman Gombiner adındaki adam varoluşun kozmik plânında kendi yerini düşünür ve “Tanrı’nın çocuğu” olarak kendi varoluşu ile önünde, yerde uğraşıp duran “kutsal yaratık” arasında temel bir bağlantı olduğu sonucuna varır.

Elbette, diye düşünür, farede biraz da olsa düşünme kapasitesi var;  Gombiner hatta farenin kendisiyle sevgi ve  minnet duygusu da paylaşacak bir kapasiteye sahip olduğunu düşünür. Sadece insanların arzularını tatmin etme aracı olmayan, yok edilmesi gereken önemsiz bir şey olmayan bu küçük yaratık her bilinçli varlığın sahip olduğu o aynı asalete sahiptir. Bu içsel asaletin karşısında Gombiner insanların hayvanları tabaklarına koyma pratiklerinin asla affedilemeyecek korkunç bir şey olduğu sonucuna varır.

İnsan tüketimi için hayvanları yetiştirirken onlara davranma biçimlerimizi kınayan bir çok insan asla durup da bu derin ve anlamlı çelişki üzerine düşünmez. Tersine, “insani yöntemlerle” elde edilmiş ete yönelik ateşli nutuklar çekiyorlar. Çoğu insan free-range ürünler alarak vicdanlarını rahatlatıyor, free –range denen şeyin pratik anlamda neredeyse hiç bir fark yaratmadığının cahilliği içerisinde mutlulukla yaşıyorlar. Tavuklar hayatları boyunca gün ışığı görmeden , hiç o fabrika çiftliklerinin dışına çıkmadan da free-range diye etiketlenebilirler. Peki ya Şükran Günü hindileri? Free-range olarak yetiştirilse bile gene de acı ve esaret içinde yaşayıp mezbaha işçisinin bıçağıyla ölüyorlar.

Hayvan refahıyla yakından ilgili görünüp, hayata hürmet duygusu taşıyormuş gibi görünen zeki insanlar nasıl olur da bu tür şeylere karşı gözlerini yumabilirler? Her yıl 53 milyar kara hayvanının insan tüketimi için öldürüldüğünü bile bile insanlar nasıl olur da hâlâ daha et yemeye devam edebilir? Bunun en basit yanıtı, çoğu insanın hayvanların hayatını ya da kaderini umursamadığı. Eğer ki umursamış olsalardı, toplumumuzun hayvanları sistematik bir şekilde nasıl istismar ettiğini mümkün olduğunca  öğrenir ve hem basit hem de zor bir seçimi yapmakta, bir daha hiç bir hayvan ürünü kullanmamaya söz vermekte zorlanmazlardı.

Bunun kolay kısmı, etiğin ne gerektirdiğini kavrayıp ve sonra daonu yapmaktan ibaret. Zor olan kısım: et delisi bir toplumda katı bir vegan olarak işlev görmeyi henüz denemediniz.

Bir zamanlar için dolambaçsız sayılan eylemler artık sürekli bir sınava dönüşür. Beslenme biçiminizden eti, yumurtayı ve süt ürünlerini çıkararak olayı çözdüğünüzü sanabilirsiniz ama olay daha karmaşık.

Katı bir vegan olmak için bütün hayvan ürünlerinden uzak durmak zorundasınız ve buna deri, ipek, yün ve bir çok kozmetik ve ilaç da dahil. Bu konuyu daha çok eşeledikçe üretimlerinde hayvan ürününün kullanılabileceğini bir an bile düşünmediğiniz bir sürü şey olduğunu görüyorsunuz- mesela şarap ve bira gibi, ya da rafine şeker gibi. Daha geçen hafta jiletin üzerinde cildi kesmemesi için bırakılan yumuşak kısmın hayvan yağından elde edildiğini öğrendim.

Bu yolda daha derinlere doğru gitmek sonsuz bir uçuruma kendini sakınmadan bakmak anlamına geliyor ve burada Nietzsche’yi anmak gerekirse, o sonsuz uçurum da size geri bakıyor.

Veganların karşılaştığı zorluklar materyal varoluşun pratik yönleriyle sona ermiyor. Bir  çok sosyal zorlukla da yüzyüze kalıyorsunuz, bunun en önde geleni de vegan olmayan insanlarla zaman geçirirken kendinizi nasıl hissedeceğiniz.

Et yiyen insanlarla yemek yemekte sorun oluyor mu? Arkadaşınız “ben aslında vejetaryenim-evde kırmızı et yemiyorum” dediğinizde ne dersiniz( bunun söylendiğini defalarca duydum). Peki ya akşam yemeği sırasında birisi vegan etiğinizle ilgili sizi sorguya çekmeye başlarsa ne yaparsınız? Ya da birisi sizin ahlâken kendinizi diğer insanlardan üstün saydığınıza dair suçlamalar yöneltirse, dünyada bu kadar acı çeken insan varken hayvanları bu kadar umursamanın gülünç olduğunu söylerse? (nazikçe tebessüm edin ve onlardan ekmeği uzatmasını isteyin).

Dobra  olayım: genelde et yiyenler kendi üstün gören tiplerdir. Kişisel olarak tanıdığım vegan sayısı…5. Onbeş senedir veganım, ondan önce on beş sene boyunca vejetaryendim.

Beş. Hayvan etiği üzerine yaptığımız tartışmalar sebebiyle bu sayıdan daha fazla arkadaşımı kaybettim.Buradan çıkarılacak en özlü sonuç, insanların hayvanları kendi tatminleri için bir kaynak olarak görmeyi son derece ciddiye aldığı. Sadece gıda olarak değil,  yük hayvanı, ham madde, eğlenme aracı olarak da-yani sirk, hayvanat bahçesi vb.

Hayvanların bu şekilde kullanılması öylesine kurumsallaştırılmış, normalize edilmiş ki; toplumumuzda bu yaşananları gerçekte oldukları şey olarak, yani dehşet örnekleri olarak görmek için gerekli kritik mesafeyi ayarlamak hakikaten zor.

Etik veganlar, insan ve hayvanlar arasındaki zekâ  farklılıklarının ahlâki anlamda bir bağlayıcılığı olmadığına inanır. Kedimin, Schubert’in son dönem senfonilerinin tadını alamıyor oluşu ve kıyassal bir mantık sergileyemiyor olduğu gerçeği onu organik bir oyuncak olarak kullanmaya hakkım bulunduğu anlamına gelmiyor, sanki ben ondan ahlâken üstün olmakla kalmıyor bir de resmen ona azıcık pazar değeri olan bir eşya olarak da davranmaya hakkım varmış gibi yapıyorum.

Hayvanları ihtiyaç ve arzularımızı ne şekilde uygun görürsek o şekilde tatmin etmeye yarayan kaynaklar olarak gördüğümüzü nadiren fark ettiğimiz bir düşünme tarihi tarafından eğitilmiş durumdayız. Evet, hayvan refahı yasaları var. Ama bu yasalar hayvanların temelde insanlardan daha aşağıda yer aldığı düşüncesi üzerinden hareket eden insanlar tarafından formüle edilip hayata geçiriliyorlar. Olsa olsa bu yasalar hayvanların yaşama koşullarını marjinal anlamda daha iyi bir hale getiriyorlar-yani onları mezbahaya gönderdiğimiz o ana dek.

Free-range hindinizi seçerken lütfen düşünün, Şükran Günü’nde bu hindinin şükredecek hiç birşeyi yok. Sahip olduğu tek şey biz zeki ve merhametli insanlar sağolsun, topu topu kısa süren,  ızdırap dolu bir hayattı.

Çev.: Cem

 

Reklamlar

Hayvanlar, sebzeler ve insanlar” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s