Yenebilir vücutlar, yırtıcı insanlar

Resim: Tommaso Ausili (İtalya’da bir mezbahadan)

Carol J. Adams

Yırtıcı canlılar mıyız, yoksa değil miyiz? Kendimizi doğal canlılar olarak görme çabasıyla bazıları, insanların diğer hayvanlar gibi yırtıcı canlılar olmadığını söylüyor. Böyle yaparak diğer hayvanların etoburluğu paradigmatik bir hale getirilirken vejetaryenlik doğa dışına itilir. Hayvan hakları “bir türün bir diğer türü desteklemesi ya da onun tarafından desteklenmesinin aslında doğanın yaşamı sürdürme biçimi olduğunu anlamamak”la eleştirilir.  Etobur hayvanlarla aramızdaki daha derin zıtlıklar ve  insanların avcı olduğu nosyonu, et yemeye ihtiyacımız olduğu düşüncesi sebebiyle hiç incelenmez. Aslında etoburluk hayvanların sadece %20 kadarı için geçerli. Bu deneyimden yola çıkıp genelleştirme yapabilir ve “doğanın yolu”nun ne  olduğunu bilebilir miyiz, ya da bu paradigmaya göre  insanların rolünü ortaya çıkarabilir miyiz? Bazı feministler hayvanları yemenin doğal olduğunu söylüyor, çünkü otoburlardaki çifte mide veya yağ öğütücü bizde yok; ayrıca şempanzeler et yiyor ve bundan büyük zevk alıyorlar. Bu anatomi argümanı selektif süzgeçle ilgili bir durum. Aslında bütün primatlar temelde otoburdur. Bazı şempanzelerin ölü eti yediği gözlenmiştir- en fazla ayda 6 kez – ama bazıları hiç yemez. Ölü eti şempanzelerin beslenmesinde %4’ten az yer tutar; çoğu böcek yer, ayrıca süt ürünleri yemezler. Sizce bu, insanların beslenme biçimine benziyor mu?

Çoğu etobur hayvan gibi, şempanzeler de  görünüşe göre insanlara kıyasla hayvan yakalamaya daha adapte olmuş canlılar. Biz onlardan daha yavaşız. Onların uzun keskin dişler var, bu dişler et koparmaya yarıyor, ayrıca hominidlerin hepsi  ön uzun kesici dişlerini 3,5 milyon yıl önce kaybettiler, böylece meyve, yaprak, fındık, filiz ve baklagil yemeye daha uygun olan bir çiğneme mümkün oldu. Av hayvanlarını yakalamayı başarabilsek bile derilerini yırtamayız. Şempanzelerin et yemeye ziyafet gözüyle baktığı doğru. İnsanlar toplayıcı olarak yaşadığı ve petrolün az olduğu dönemlerde ölü hayvan eti iyi bir kalori kaynağıydı. Etin bu “ziyafet” tarafı yoğun kalori kaynaklarını anlama yeteneğiyle ilgili olabilir. Ancak; artık hayvan yağı gibi yoğun kalori kaynaklarına ihtiyacımız yok; çünkü artık sorunumuz yağ eksikliği değil çok fazla yağ olması.

‘Hayvanları yemek doğaldır’ argümanı yapıldığında, hayatta kalmak  için bunu yapmak zorunda olduğumuz söylenir; bizleri gerçek benliklerimizi deneyimlemekten mahrum bırakan yapay kültürel zorlamalar tarafından engellenmeden yaşayarak hayatta kalmak söz konusudur. Etçil hayvan paradigması hayvan yemenin doğal olduğunu daha gerçekçi hale getirir. Ama gerçekliğin sosyal inşası ve tarihimizin hayvan yemek üzerine  çok karışık mesajlar vermesi sebebiyle hayvan eti yemenin doğal olduğunu nasıl bileceğiz? Bazıları yedi; çoğu ise en azından önemli bir oranda yemedi.

Kültürel olarak yapılandırılmamış ve yapay olmayan, bizi gerçek benliklerimize döndüren bir anlama göre- neyin doğal olduğu gerçeği, feministlerin daima şüphesini çeken farklı bir bağlam içerisinde ortaya çıkıyor. Çoğu kez kadınların erkeklere boyun eğmesinin doğal olduğu söylenir. Bu argüman “doğal” olana dikkat çekerek sosyal gerçekliği reddeder. “Doğal” avcı argümanı da sosyal inşayı görmezden gelir. Diğer hayvanlara kıyasla çok daha farklı bir şekilde ceset yediğimize göre-parçalanmış, henüz öldürülmemiş, çiğ olmayan ve yanında başka yiyeceklerle beraber- bunu doğal yapan şey nedir?

Et, kaçınılmaz ve doğal görünmek üzere oluşturulmuş kültürel bir yapıdır. Etçil hayvanlara benzemekle  ilgili argümanlar öne süren birisi birisi büyük olasılıkla konuşmaya başladığı andan itibaren hayvan tüketmiştir. Hayvanları tüketmeye yönelik rasyonalizasyonlar herhalde bu insan dört ya da beş yaşındayken, etin ölü hayvanlardan geldiğini keşfettiği andan itibaren üzerine boca edilmiştir. Ölü etinin tadı rasyonalizasyonların önüne geçmiştir, bu bahanelerin doğru olduğuna inanmak için sağlam bir temel oluşturmuştur. İnsanlar büyürken et ve süt ürünlerinin dört temel gıda grubundan ikisi olarak kutsandığı gerçeğiyle de yüzleşmek zorunda kaldılar. (Bu durum 1950’lerde meydana geldi, süt ve et endüstrisinin aktif lobiciliği ile başarıldı. Yüzyılın başında ise 12 temel gıda grubu bulunuyordu). Böylelikle  insanlar sadece hayvanları yemenin lezzetini yaşamakla kalmadılar, ayrıca çocukluktan beri kendilerine söylenen şeylere de inandılar/inanıyorlar- yani ölü hayvanların insanların yaşaması için gerekli olduğuna. Et yemenin doğal olduğu düşüncesi işte bu bağlam içerisinde gelişiyor. İdeoloji, yapay olanın doğal görünmesine sebep oluyor. Aslında, ideoloji bu meselenin bir “yiyecek” meselesi olduğu görüntüsü arkasında ortalıktan kaybolup gidiyor.

Her gün onları yiyorsak tek tek hayvanlarla temas halindeyiz demektir. Ancak, bu söz ve sözün yan anlamları hayvan ortadan kaybolacak şekilde yeniden ifadelendiriliyor, ve artık kendisine “et” denen bir yiyecek biçimi ile etkileşime girdiğimiz söyleniyor. “Etin Cinsel Politikası” adlı kitabımda hayvanın ortadan kaybolduğu bu kavramsal sürece “varolmayan gönderge yapısı” diyorum. Etin var olması için hayvanların vücutları ve isimleri yokmuş gibi bir durum oluşturuluyor. Eğer hayvanlar canlıysa et  olamazlar. Ölü bir vücut canlı hayvanın yerini alıyor ve hayvanlar böylece varolmayan göndergelere dönüşüyorlar. Hayvanlar olmasa et yemek diye birşey olmazdı; ancak et yeme eyleminden de dışlanmış durumdalar; çünkü artık bir yiyeceğe dönüştürülmüş bulunuyorlar.

Hayvanlar, tüketiciler onları yemeden önce ölü vücutları yeniden isimlendirerek de yok ediliyorlar. “Varolmayan gönderge” hayvanın bağımsız bir varlık olduğunu unutmamıza izin veriyor. Tabaktaki rosto bir zamanlar kendisi olduğu domuzdan yapılır. Varolmayan gönderge ayrıca hayvanları var etmeye çalışan çabalara da direnç göstermemize izin verir, araçlar-amaçlar hiyerarşisini sürdürür.

Varolmayan gönderge hem ideolojik esaretten meydana gelir hem de bunu bastırır: ataerkil ideoloji insan/hayvan kültürel dizisini kurar, tür farklılığını kimin araç kimin amaç olduğunu belirlemek için önemli bir kriter olarak ortaya koyar ve ardından hayvanları yememiz gerektiği şeklinde ikna eder bizi. Aynı anda, varolmayan gönderge yapısı ataerkil ideolojiyi anlamamamız için hayvanları ortadan kaldırır ve hayvanların var olmasına direnmemiz konusunda bizi dirençli kılar. Bu da hayvanları insan ihtiyaçları ve çıkarları açısından yorumlamaya devam ettiğimiz anlamına gelir: onları kullanılabilir ve tüketilebilir şeyler olarak görüyoruz. Feminist söylemin çoğu, hayvanları görünür kılma konusunda başarısız olurken bu türden bir yapıya dahil oluyor.

Ontoloji ideolojiyi tekrar eder. Diğer bir deyişle, ideoloji ontolojik olarak görünen şeyi yaratır: eğer  kadınlar cinsel varlıklar olarak ontolojize ediliyorsa (veya bazı feministlerin söylediği gibi, tecavüz edilebilir varlıklar olarak), hayvanlar da et taşıyıcıları olarak ontolojize ediliyordur. Kadınları ve hayvanları nesne olarak ontolojize ederek dilimiz sürekli birisinin bir şiddet öznesi/müdahili/eylemcisi olarak eylemde bulunduğu gerçeğini göz ardı eder. Sarah Hoagland bunun nasıl işlediğini şöyle gösteriyor: “John Mary’yi dövdü”, “Mary John tarafından dövüldü” haline gelir, sonunda “kadınlar dövüldü” ve böylece “şiddet görmüş kadınlar” ortaya çıkar. Kadınlara yönelik şiddeti ve “şiddet görmüş kadınlar” teriminin yaratılması konusunda Hoagland “erkeklerin kadınlara yaptığı birşey artık kadının doğası olan birşeye dönüşmüş durumda. John’u göz önüne almayı tamamen unutuyoruz” şeklinde bir gözlem yapıyor.

Hayvan vücudunun yenebilir birşey olması nosyonu benzer bir şekilde meydana gelir ve onları tüketmek için ölü hayvan satın alan insanların özne oluşunu ortadan kaldırır: “cesetlerini yiyebileyim diye birisi hayvanları öldürüyor” cümlesi “hayvanlar et  olarak yenmek için öldürülür” haline dönüşür , ardından “et hayvanları” kavramı ortaya çıkar ve böylece nihayetinde “et” kavramıyla başbaşa kalırız.

Böylece hayvanlara yaptığımız bir şey hayvanların doğasında var olan bir şeye dönüşür ve buradaki rolümüzü tamamen gözden kaçırmış oluruz.

Çev. Cem

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s