Mezbaha 365

Colleen Patrick-Goudreau /James McWilliams

Geçen ay, Fresno, California’daki bir mezbahada çalışan bir işçi işyerine girdikten sonra silahını çıkardı ve kendini öldürme girişiminden önce iki tanesi infaz şeklinde olmak üzere 4 kişiyi vurdu. Zanlıyı “iyi biri” ve “saygılı” bir insan olarak tanımlayan arkadaşları da bu olay karşısında şaşkındı. Mezbahanın sahibi yaşanan olayın “istisnai bir olay” olduğunu söyledi.

Ama öyle miydi gerçekten? Bu olay özelinde mezbahada çalışmanın böylesine ürkütücü bir saldırı olayına sebep olmak bir yana ciddi ciddi bir katkıda bulunduğunu somut bir şekilde kanıtlayamayız. Ancak gene de bu adamın insanları öldürme kararının günde binlerce hayvanın öldürüldüğü bir yerde meydana gelmesi ortada raslantıdan daha fazla şeyler olduğunu düşündürüyor.

Hayvan öldürmek ve insan şiddeti arasındaki sosyo-psikolojik bağlantılar üzerine bildiklerimizi düşünürsek hayvanlara yönelik sistematik şiddetin insanlara yönelik “istisnai” şiddet olaylarına sebep olabileceği olasılığını ciddiye almamız gerekebilir.

Bir toplum olarak hayvanlar alemiyle paradoksal bir ilişki sürdürüyoruz. Bir yandan evcil bir hayvanı öldürmenin korkunç bir şey olduğunda hemfikiriz. Öte yandan “gıda hayvanları”nı öldürmeye sıra gelince bu olayı hem romantikleştiriyor,  hem de rasyonalize ediyoruz. Sadece ABD’de yılda 10 milyardan fazla tavuk, domuz ve ineğin öldürülmesi sosyal anlamda onaylanırken köpeği tekmelediğiniz için hapise girebiliyorsunuz.

Toplumsal olarak onaylanan şiddet gene de şiddettir ve hayvanları hangi koşul ve amaç uğruna olursa olsun öldürmek için ihtiyaç duyulan şiddet, bu  ölüm girdabında çalışarak para kazanan insanlar üzerinde inkâr edilemez psikolojik sonuçlara yol açmaktadır (ben de askerde bunu birinci elden gördüm: Susurluk’ta bir mezbahada çalışan asker arkadaşım insanlara eziyet etmekten hoşlanan birisiydi, cinayetten içeri girmişti ve hayvan öldürmekten büyük zevk alıyordu-Cem). Hayvanları evde severken işyerinde öldürmenin yanlış olduğunu anlamak için fazla düşünmesi gerekmiyor insanın.

Çaresiz hayvanların rutin bir biçimde öldürülmesine tanık olmanın insanda şiddete meyili arttırdığı nosyonu yeni duyulan bir şey değil. Psikologlar buna bir isim bile verdiler:  Sinclair hipotezi.- 1906’da mezbaha işçileri ve çalışma koşulları hakkında yazdığı provokatif ‘The Jungle’ adlı  kitabıyla tanınan yazar Upton Sinclair’e gönderme yapılıyor.

 

Mezbahada çalışmakla insanın insana şiddet uygulaması arasında bir ilişki olduğunu söyleyen çok sayıda akademik araştırma var. Windsor Üniversitesi’nde çalışan kriminolog Amy Fitzgerald yaşanan yer yakınlarında bir mezbaha olmasıyla yerel suç oranında artış olması arasında korelatif bir alâka olduğunu kanıtladı. Fitzgerald’ın çalışması endüstriyel ortamın değil, sistematik öldürmeye tanık olmanın cinsel ve diğer şiddet içerikli saldırılarda görülen artışın tek sebebi olduğunu ortaya koydu.

Akademik siperlerin ötesinde çalışanların tanıklıkları da var. Bir mezbahada çalışıyor olmanın yarattığı travma çoğumuz için hayal bile edemeyeceğimiz denli korkunç. Ancak eski mezbaha çalışanları konuştuğunda onların şiddet hakkında söylediği şeyler herşeyi değiştiriyor. Stres altında çalışan eski mezbaha çalışanı “Slaughterhouse” kitabının yazarı Gail Eisnitz’e 1997’de şunları söylüyordu: “formeni baş aşağı asıp onu bıçaklamak gibi düşünceler vardı kafamda. Tetiği bir insana çekmekte benim açımdan sıkıntı olmayacağını söylediğimi hatırlıyorum- biri işime karışırsa işini bitiririm diyordum”.

 

Mezbahada öldürme işini yapanların insan öldürmeye daha meyilli olduğunun bir başka kanıtı da modern mezbahaların dizaynında saklı. Endüstriyel mezbahalarda 120 spesifik görev var, ama bu görevlerin sadece 2 ya da 3 tanesi işçilerin hayvanın ölüm ânını görmesine izin veriyor. Bunun sebebi ortada: şiddete tanık olmak psikolojik anlamda sağlıksızdır. Yale doktora tezi araştırması için Nebraska mezbahasında gizli olarak çalışan Timothy Pachirat “ hiç ama hiç bir şey beni kesimin görünmezliğine, alenen ortada olanın böylesine gizlendiği o banal sinsiliğe hazırlamamıştı beni” diyor.

Elbette mezbaha tasarımcıları ne kadar denerse denesin günde 20 bin hayvanın öldürüldüğü bir mezbahada ölüm uzun süre saklı kalamaz. Mezbaha çalışanları rutinleşmiş şiddet karşısında oluşan öfkelerini gene gıda hayvanlarını “sırf eğlenmek için” istismar ederek dışa vuruyor: tavukların başlarını koparıyor, canlı hindilerle futbol oynuyor, elektrikli çubukları domuzların anüslerine sokuyorlar.

Hayvan yaşamına yönelik bu soğuk mentalitenin, mezbahada serpilip büyümüş bu mentalitenin insan yaşamını küçümsemeyeceği  ve şiddete meyletmeyeceğini düşünmek naiflik olur.

Ne yediğimizi bilmemiz gerektiği söylenen bir çağda tabağımıza hayvan ürünlerini getirmenin barındırdığı şiddet konusunda daha fazla şey bilmemiz şart. Ayrıca bize kalsa belki de hiç birimizin yapmayacağı kirli işleri yapan isimsiz, yüzü olmayan, dertli insanları bu şiddetin nasıl etkilediğini de bilmeliyiz. Bunu  yaparsak “istisnai” gibi görünen trajediler hakkında farklı düşünmeye başlayabiliriz belki.

Çev.Cem

http://james-mcwilliams.com

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s