Başkaldırı = Özgürlük

apes 3

Walter Bond

Hayvan Hakları hareketinin bir yandan ALF’le romantik bir aşk ilişkisi var, öte yandan ALF’in kamuoyundaki imajıyla ilgili bir sorun yaşıyor. Eski romantik versiyon anlaşılabilir bir şey ve bence meşru… bir dereceye kadar. 80’li yılların ALF’i büyük oranda laboratuar ve kürk çiftliği baskınlarından, kamuoyunun başka türlü elde edemeyeceği video görüntülerinden oluşuyordu. 80 ve 90’ların ilk senelerinde ALF, yeraltı tarzı olmayan hareketlerden bir dereceye kadar destek gördü. 90’lı yılların sonunda bu durum büyük oranda federal mahkemeler ve şirketlerin tehditleri sebebiyle değişti. Sapla saman birbirinden ayrıldı, ceza almak istemeyen bir çok grup ya da Hayvan refahçılığı tavrını inanılmaz derecede kâr getiren bir ticarete dönüştürmek isteyenler, bir zamanlar el üstünde tuttukları insanları kınamaya başladı.

Bu duruma paralel olarak ALF  taktiklerini geliştirmeye ve bir çok vakada Hayvanları kullanıp istismar edenlerin mülklerine saldırmaya başladı, ki bu da Hayvanların cinayet binaları ve makinelerinde yaşadığı cehennem ve işkenceler göz önüne alındığında son derece mantıklı ve taktiksel bir yaklaşımdı. Bazı insanlar eski zamanları özlüyor, o romantik ALF’e  dönmeyi arzuluyor. Diğerleri ise Total Özgürlük adına başkaldıran anarşizme dönmüş durumda yüzünü. Uluslararası Total Özgürlük savaşçıları Amerikalı özgürlük izleyicilerine kıyasla  işkence, katliam, tür kıyımı, çevre yıkımı, ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı, eşcinsel avcılığı, sınıf ayrımcılığı ve şirketlerin tahakkümüne verilecek en uygun yanıtın taktiklerin artırılması olduğunu  çok daha iyi anlamış bulunuyor.

Neden 1960’lı yılların protesto modeline  takılıp kaldık? Denver’a geldiğinde DNC’ye gittiğimi hatırlıyorum. Orada Ward Churchill’in güzel bir konuşma yaptığını hatırlıyorum. Dead Prez grubunu ve konuşmalarını  dinledim. Bir çok insanın yaptığı konuşmayı dinledim, siyah bandanalarıyla radikal bir poz takındıklarını gördüm. Ardından herkes slogan ata ata ellerinde barış pankartlarıyla polis eşliğinde şehrin merkezine doğru yürüdü. Merkeze yaklaştığımızda herkes oturdu ve barışla ilgili marşlar söylendi; bütün o tütsüler, kokular ve hippilerin düşkün olduğu herşey…! Hepsi de “68’i yeniden yaşatalım” diye bir grup adına. Ardından anarşistler sokaklara çıktı. Onlar da yürüdü ve slogan attı. Ben de bütün bu maskaralıklardan bunalmış bir vaziyette eve döndüm.

İster insan, ister hayvan, Dünya politik protestosu olsun, direniş diye kabul ettiğimiz şeyin standart modeli hâlâ bu : bir binanın önünde dikil, polisler fotoğrafını çeksin, binaya bağır (tamamen sembolik bir davranış, bütün tutuklular bunu bilir. Her gün duvarlara bağırıyoruz, hem de yıllardır ve kaybolmuyor hiç biri). Medyanın kıçını yala, en azından farketmelerini ümit et. “Yoldaş”larından kaçının aslında FBI ajanı olduğunu merak et. Ardından sistemin medyasının seni onaylayıp onaylamadığınabak. İşte bu standart protesto biçimi  bir outlettir.  Koşup koşup da her yerin çıkmaz sokak çıkması gibi, direnişte de aynı şey söz konusu. İktidar güçleri insanları direnişten, başkaldırmaktan vazgeçiremeyeceğini biliyor. Bu yüzden o direnişi çevreleyen bağlamları kontrol altına alıyorlar. Şirketlerin tehdit olarak gördüğü şeyleri zararsız yan yollara dönüştürmeye çalışıyorlar.

Ve hepimiz aynı oyuna geliyoruz, tekrar tekrar. Nette geziyor, ipadlerimizle ve telefonlarımızla oynuyoruz. Eyleme ise ancak modus operandimiz bizden alınıp paketlenerek gene bize satıldığı zaman başvuruyoruz. Hayatımızı ya da özgürlüğümüzü duvarları yıkmak adına riske atmak yerine duvarlara sprey boyayla boyayacak kadar riske atıyoruz herşeyi. Tecavüz edenleri, ırkçıları, kapitalistleri, bütün yaşamı mezara tıkan bütün dalavereleri yok etmek yerine workshoplara gidiyor, dans ediyor, yarı yolda tıkanıp kalıyor ya da içi zehir dolu uyuşturucularla mahvoluyoruz.

Kurtuluş, Anarşizm ve özgürlük, ihtiyacınız olan bir avuç pisliği almak özgürlüğü değildir, öncelikle onu satın almak zorunda kalmama özgürlüğüdür. Kendinizi uyuşturucularla yavaş yavaş öldürme özgürlüğü değildir, toksik ölümü eğlenceli bir şey gibi gösteren depresyonu iliklerimize işleyen  sistemden özgür olmaktır. Dünya yeniden yeşerebilsin diye şeytani bir kötülükle dolu sistem iyileşsin diye onu protesto etmek değildir! Kafesi darmadağın etmektir; onu çevreleyen duvarlara bağırmak değildir! Yaşamaktır, sevmektir, kanamaktır ve ölmektir! Diğer zulüm biçimlerine karşı da  sanki ezilen bizmişiz gibi mücadele etmektir, öyledir zira, ya da mücadele etmezsek yakında öyle olacak!

Yeni ALF türü, gecenin içindeki bir hırsızdan daha fazlası. Yeni ALF türü bütün otorite ve baskı biçimlerine karşı dünya çapında bir direnişinin bir parçası. Hayvanlar için geliyoruz, Dünya için geliyoruz; hiçbir çit, hiçbir duvar, bina ya da türcü insan bizi alıkoyamayacak bunu yapmaktan ! Fildişi kulelerdeki korkakların pasifist, teorik, tepeden bakan, kendi çıkarlarına hizmet eden gevezeliklerinden bıktık. Kesin bir kararlılıkla, yaklaşımımızı iyi hesaplayarak, tek başına ya da sürü halinde de olsa yırtıcılığıyla kurtlarımız kendi akrabalarını korumaya geliyor, ve buradan geri dönüş yok!

Hayvan Özgürlüğü,

Bedeli ne olursa olsun!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s