Hayvan Hakları mı, Hayvan Kurtuluşu mu?

TotalXLiberation

Kurtuluş, anarşi ve hayata dair dağınık düşünceler.

Hayvan hakları veya kurtuluşu hareketi içerisindeki bireyler, eylemciler ve örgütlenmeler çoğu zaman meseleyi haklar meselesi olarak veya kurtuluş meselesi olarak görmek gibi farklı fikir ve eleştirileri benimserler. Bu duruma daha açık bakabilmek için, bu iki anlama yakında bakmamız gerekmektedir. Evvela, genel olarak “haklar” kavramı birisine bir şey yapma veya bir şeye sahip olma hakkı (yasal) vermektir.

Diğer bir deyişle, hakların öncelikle kurumsallaşmış olması gerekmektedir; böylelikle daha sonra bahşedilebilirler. Bir çok eylemci hayvan hakları ve demokrasi duygu ve düşüncesinde kendi kendilerini tuzağa düşürüler. Öncelikle, demokrasi Devletin, onu meşru kılan yasaların ve kurumların varoluşuna dayanır—demokrasinin doğrudan veya temsili olması bir şeyi değiştirmez; halen demokrasiyi, devlet egemenliğini ve zoru teşkil eder. Ancak bizim mücadelemiz demokrasinin dar sınırlarına hapsedilemez. Bizler tam tersi bir anarşist kavgayı yürütüyoruz; mücadelemiz baskı ve tahakkümün her türlüsünün yapı söküme uğratılması için olduğu kadar, demokrasinin, kapitalizmin ve devletin lağvedilmesi içindir. Bu yüzden haklar düşüncesi yönetim, kanun ve esaretin aynı veya farklı sistemlerinin sürekliliğine dayanır. Hayvan ve insan hakları mevzuatlara ve kurumlara ihtiyaç duyar ve eninde sonunda yasa şart koşan sözde yetkililere ihtiyaç duyar, bu nedenle tahakkümcülere ve yönetenlere güven duyar. Bizler bu nedenle hayvan haklarının hayvanlara daha fazla özgürlük verdiği fikrine dayandığı sonucuna ulaşıyoruz —bunlar, daha fazla kafesler, daha insani kesim metotları, falan filan. Hayvan hakları eylemcileri insanlar ve onların uygarlığı, ulusları, devletleri, yasaları, makineleri, fabrikaları, alışveriş merkezleri, kürk mağazaları veya huzur dolu yuvaları gibi hayvanlara sömürünün kök nedenlerine asla karşı çıkmayan bir özgürlük duygusu verilmesini dilerler. Ve bilhassa, alternatif yasal eylemcilerin hayvanların hatırı için kurumsallaştırmak istediği haklar her zaman antroposentriktir (insan merkezcidir), tıpkı hizmet ettikleri ve gerçekten ihtiyaç duydukları sistem gibi. Vejetaryen ve hatta vegan olduklarından, oradan öteye geçmiyorlar; bu pratik “mücadelelerinin” kendisiymiş gibi ve kendi rollerini yerine getiriyorlarmış gibi bunu yapılacak son iş olarak görüyorlar. Et ve süt endüstrisini boykot ettiler ve gezegene tecavüz eden ve insan işçileri sömüren başka bir kapitalist endüstri olan vegan endüstrisine ibadet etmeye başladılar. Böylelikle bu alternatif, burjuva hayvan dostları barışçıl protestolarda, basın açıklamalarında, tüketici boykotlarında ve çeşitli problemlerin çözümü için hazırlanan imza kampanyalarında yer alarak -tabi ki her zaman sistemin içerisinde çalışarak- hayvan sevgisini bir amaca çevirerek kendilerini tamamen merhametli hissetme eğiliminde olurlar. Hem de, çoğu dışarı çıkıp şirket mülklerini ateşe vererek, yasa koruyucularla çatışmaların yaşandığı gösteriler organize ederek, hayvanları serbest bırakarak ve böylece hayvanların kendi hayatlarını belirleyebilmelerini sağlayarak hayvan ve yeryüzünün kurtuluşu için kendi özgürlüklerini riske atan ve genel olarak herşeyin para ve maddi zarara dayandığı kapitalist sisteme gerçek bir tehdit oluşturan doğrudan eylemleri gerçekleştiren militan hayvan kurtuluşu hareketinden bireylere veya gruplara karşı çamur atmaktan başka bir şey yapmazlar.

Hayvan kurtuluşu sadece kurtuluş ya da sadece özgürlük için savaşma fikri değildir, fazlasıdır: Kendimizin, hayvanların ve çevremizin devlet, baskı, tahakküm ve uygarlık isimli illetlerden kurtuluşudur. Hayvan kurtuluşu tek konulu bir mücadele olamaz, çünkü topyekün kurtuluş hareketiyle olduğu gibi yeryüzü ve insan kurtuluşuyla da kaçınılmaz olarak bağlantılıdır. Bazı hakların yasallaşmasıyla veya arzu ettiğimiz özgür dünyada kimin ve neyin özgürleştirileceği veya özgürleştirilmeyeceğine karar verme üstünlüğüyle hiçbir şekilde ilgisi yoktur. Onun yerine göz açtırmayan baskının, köleliğin, evcilleştirilmenin, yoksulluğun ve hayallerimizin ve arzularımızın kırılmasına karşı bir savaştır. Bizler kategorik olarak bize bahşedilen sivil hakları reddediyoruz; bizler bu dünyada tek bir hakkı tanıyoruz: birilerinin kafalarımızın üzerine çökmediği, tercihlerimizi kontrol etmeyen ve arzu ettiğimiz hayatları özgür varlıklar olarak yaşamak. Kurtuluş, kendi anlamıyla ve özüyle bile her ideolojinin ve siyasi çalışmanın ötesine geçer. Bizler insan olmayanların kendi sömürülerinden daha fazla özgürlük talep etmek istemiyoruz, tıpkı patronlardan veya bizi ezenlerden kendi kişisel özgürlüğümüzü elde etmek için pazarlık yapmayı istemediğimiz gibi. Tanıdığımız en büyük hak -aslında eski çağlardan beri gelen bir hak- özgürlüğünü kendi kendine yakalamaktır. Kendimizi veya başkalarını onların sistemi yoluyla ve onların sistemi içerisinde özgürleştirmenin peşinde değiliz; aksine özgürlüğün kendisinden yabancılaşmanın ve tahakkümün herhangi bir biçimine karşı sürekli bir savaşta olan vahşi dürtülerimizi evcilleştiren devletlerinin, yasalarının, kurumlarının, endüstrilerinin ve uygarlıklarının yıkımı yoluyla özgürleşmenin peşindeyiz. Hayallerimizin onların bütünlüklerinde kabul edilmeyeceğini bilecek kadar akıllı olsak da, mücadelemizin gerçek hayatımız olduğundan fazlasıyla eminiz; kendi içimizde kurtuluş ateşini, bireysel arzularımızı, düşmanlara karşı onların gerçekten kim olduklarını açık edecek olan doğrudan eylemi yaymak gibi bir zorunluluk hüküm sürüyor.

İnsanlığın uygarlığı yaratım tarihi, baskının, evcilleşmenin ve gezegenin her bir karışında egemenlik kurmasının tüm canlıların sömürüsünün bazı nedenlerindendir. İnsan türünün neden olduğu ıstırap bir makalede özetlenemez veya bir kitapta altı çizilemez. Onların ölümcül uygarlıklarının neden olduğu sefalet ve acıyı teşhir etmek sadece yürüttüğümüz öfkeli savaşın küçük bir parçasıdır. Bu sadece, bizi tutsak eden -sadece bizi değil gezegen üzerindeki tüm canlıları-herşeye karşı ilerideki eylemleri gerçekleştirmek için ayaklarımızın üzerinde sağlam duracağımız psikolojik ve teorik temeller olarak bize hizmet eder. Gerçekten de, hiçbir İktidar kelimelerle veya gazetelerle ezilemeyecek, ancak eylem ve ayaklanmayla ezilecek. Hiçbir şeyi yeryüzünün, hayvanların ve insanların topyekün kurtuluşundan daha önemsiz görmemeliyiz, zaten bize ait olan özgürlüğümüz için asla pazarlık etmemeliyiz. Bizler özgür doğduk, lakin hapishane-uygarlığın içinde doğduk. Bu nedenle tek seçenek hayatlarımızı bu kurtuluş savaşına, onların gösterişli yapılarını yerlebir etmeye ve gerçek arzularımızı burada ve şimdi hayata geçirmeye adamaktır. Ne azı ne fazlası.

Anarşi İçin

http://totalxliberation.wordpress.com sitesinde Yunancadan çeviridir. Fazıl’a teşekkürler.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s