Hayvan Bakış Açısı Kuramı /I. Kısım

Yazının tamamı altı kısımdan oluşuyor.

1.Hayvan Bakış Açısı Teorisinin Epistemolojisi ve Politikası

2.Marksizm, Çevresel Determinizm ve Eko-Hümanizm

3.Türcülük ve Hiyerarşinin Doğuşu

4.Hayvan Bakış Açısı, Etik, Adalet ve İnsan Doğası

5.Bir Dağ (Aslanı) Gibi Düşünmek: Hayvan Bakış Açısı ve Militan Doğrudan Eylem

6. Sonuç: “Tarih Bilmecesi”nin Şifrelerini Çözerken

Dr.Steve Best

Tarihsel ve toplumsal dinamiklerin karmaşıklığı ancak çoklu perspektifle uygun şekilde kavranabilir. Bu çoklu perspektifler Marksizm, feminizm, ırk/sömürge sonrası dönem incelemeleri, ve çevreci determinizm gibi eleştirel yaklaşımları kapsıyor. Sınıf, toplumsal cinsiyet, coğrafya ve iklim gibi belirleyicilere ayrıca insan tarihine hayvanların yaptığı etkiyi de eklememiz gerekiyor, ya da insan-hayvan ilişkileri ve karşılıklı etkileşimleri de diyebiliriz- hayvan bakış açısını kullanınca bu daha da netleşiyor.

Eğer tarihe hayvan bakış açısıyla – yani hayvanların insan tarihinde oynadığı yaşamsal öneme sahip role ve insanların hayvanları tahakküm altına almasının sonuçları açısından bakarsak, o zaman psikolojik, toplumsal, tarihsel, ve ekolojik olgular, sorunlar ve krizlerle ilgili yeni ve  son derece değerli öngörüler elde edebiliriz.  Hayvan bakışını birbirimizle ve diğer türlerle, doğayla olan ilişkilerimizi birbirini tamamlamak yerine hiyerarşik bir düzen içinde yapılandıran işlev bozucu iktidar ilişkileri ve baskıcı kültürlerin köklerini, dinamiklerini ve gelişimini daha iyi aydınlatmak için kullanıyorum.

Hayvan bakışı teorisi, doğada ve insan dünyasında insanlarla beraber evrime yardımcı ilişkiler içerisinde biçimlendirmede hayvanların oynadığı yaşamsal öneme sahip o role odaklanır. Hayvanlar insan psikolojisi ve toplumsal hayatını biçimlendirmede kesinlikle olumlu bir rol oynamıştır ama her zaman istekli partnerler olduklarını söyleyemeyiz. Hayvan  bakışı teorisinin ana tezlerinden biri, hayvanların insan psikolojisi, insanın sosyal yaşamı ve  genelde insan tarihini şekillendirdiği ve en derin biçimlerde insanların hayvanların tahakküm altına almasının insanın insanı ve insanın doğayı da hakimiyet altına almasını desteklediği görüşüdür.

Bu yaklaşım insanların hayvanları sömürmesinin sistemli sonuçlarının, kaderlerimizin birbirine bağlı oluşunun, insanların kendilerini tanımlama biçimlerinde, diğer türlerle ve dünyayla olan bağlarını ifadelendirmede devrimci değişimlere duyduğu o derin ihtiyacın da altını  çiziyor. Hayvan incelemeleri denen o akademik alanda faydalı sonuçlar elde edildiyse de sırf teori olsun diye ortaya sürülen bu steril yaklaşımdan memnun değilim, tam tersine bu çalışmaların insanın varoluşunda devrim yaratması muhtemel pratik anlamlar ortaya koyacak yeni tarihler ve teorilerin peşindeyim. “İnsan-hayvan incelemeleri” adındaki büyük oranda apolitik alandan farklı olarak “hayvan bakış açısı”, Marks’ın işçi sınıfınaFrankfurt ekolü eleştirel teorisinin ezilenler ya da acı çeken insanlarla olan ilişkisinden daha fazla “nötr” ya da “objektif” değildir.

Hayvan bakış açısı, etik ve politik anlamda etkin bir bakış açısı olup hayvanların sömürülmesini ve öldürülmesini kınar, hayvanların insan esareti ve tahakkümünün bütün biçimlerinden tamamen  kurtarılması ve özgürleştirilmesini destekler ve savunur; bu ise  kapitalizmde bir devrim yapılmasını, hiyerarşik toplumların ve baskıcı kültürlerin  çözülmesini gerektirir. Hayvan bakış açısı; kapitalizm ve devlet gibi ortak düşmanlara karşı birleşmesi gereken, birbirinden ayrılması imkânsız mücadeleler olarak insan, hayvan ve dünya özgürlüğünü savunan total bir özgürlük politikası için yaşamsal bir öneme sahiptir. Farklı radikal politikaların hiyerarşiden eşitliğe, büyümeden sürdürülebilirliğe, yabancılaşmadan uyuma  ve şiddetten barışa/huzura doğru dönüşecek baskın paradigmaları olumlu bir şekilde dönüştürmeyi hedefleyen ortak mücadele politikasını savunur.

Bu yazı hayvan bakış açısını üç farklı boyutta inceliyor:

(1) baskın kültürlerin ve günümüz küresel, sosyal ve ekolojik krizlerin tarihsel dinamikleri, kökeni ve gelişmesine dair bir bilgi veriyor;

(2) hayvan bakış açısının türcülüğü zayıflatmak, eşitlik argümanları ve özgürleşme etiği geliştirme gücünü ; ayrıca  insan doğasının iyi olduğuna dair sürüp giden efsaneleri geçersiz kılmak amacını taşıyor;

ve (3) türcü pasifizm mantığını ifşa ederken hayvan ve dünyayı savunmak adına  militan doğrudan eylem taktiklerinin geçerliliğini savunuyor.

I.            Hayvan Bakış Açısı Teorisinin Epistemolojisi ve Politikası

Hayvan bakış açısı teorisi bir dizi faktörden etkilenerek bunları cesur yeni yönlere doğru yönlendirir. Öncelikle 19.yy Alman düşünürü Friedrich Nietzsche’nin perspektifçi felsefesini absorbe eder. Nietzsche’ye göre algı ve biliş daima perspektife dayanır. Nietzsche “nesnel” bilgi ve gerçekler olarak ifade edilen şeylere sadece bilim adamlarının ulaştığına inananları da küçümsemiştir. Nietzsche için açıklama diye bir şey yoktur, sadece yorumlar vardır ve bilimin kendisi bir yorumdur,  “hakikat”in kendisi değildir. İnsanlar zaten önceden bir takım sınırlar, önyargılar ve varsayımlarla bezenmiş bir bilgiye ulaşırlar. Bir perspektif bu yüzden bir optiktir, bir görme biçimidir, ve insanın daha fazla perspektifi oldukça o kişinin daha çok görebileceği doğrudur. Sınırlı ve kısmî bir vizyondan uzak durabilmek için Nietzsche’ye göre insanlar bilgi adına bir çok perspektif kullanmayı öğrenmelidir. Genelde bütün olaylara ve hayatın farklı durumlarına karşı tek bir düşünce biçimi edinmeyi yeğleriz; ama gerçeklik tek bir perspektiften algılanamayacak kadar çok kompleks ve çok yönlü bir olgudur. Hayvan bakış açısı teorisi, tarihin belirli bir görüşü yansıtarak yazıldığının- sadece Batı, üst sınıf, ataerkil ve ırkçı bir önyargıyla değil, daha çok türcü bir önyargıyla yani insanların hayvanlardan üstün olduğu ve o sözde rasyonellikleri ile eşi benzerinin bulunmadığı, bütün hayvanların sadece kendi amaçlarına hizmet eden araçlar olduğu görüşüyle yazıldığının -altını çizer.

İkinci olarak; hayvan bakış açısı teorisi, ataerkil tahakkümün ve onun kadınlara ve bir bütün olarak insanlığa olan etkisini aydınlatmak amacıyla geliştirilmiş feminist bakış açısı teorisinin bir uzantısıdır. Nancy Hartstock ve Sandra Harding gibi teoristler ataekil hiyerarşi sistemleri ve onların topluma ve tarihe olan vurucu etkilerini aydınlatmak için feminist bakış açısı teorisi geliştirdi. Bakış açısı teorisinin en temel fikirlerinden biri- ki bu 19.yy düşünürlerinden Hegel’in efendi-köle teorisine dek tarihlenebilir- ezilmiş ve “aşağı” bir sosyal duruştan yola çıkarak; ezilmiş ve insan ya da grup, ezen konumunda bulunanların kısmı konumundan görünemeyecek denli belirsiz ve algılanması zor olan toplumsal gerçekliğin doğasına dair önemli, benzersiz bilgiler elde edebilir.

Bakış açısı teorisi, baskın kültürün “içinde” yer alanlar tarafından ortaya konan taraflı, sınırlı ve kusurlu kavrama-anlama modlarını belirlemek ve toplumsal düzenle  ilgi sorunların altını çizmek için sosyal anlamda marjinal figürlerin bakış açılarından faydalanır. “Ölümün Doğası” adlı eserinde Carolyn Merchant’ın ortaya koyduğu gibi; feminist bakış açısı teorisi, ataerkilliğin yabancılaşmış ve şiddet dolu psikolojisinin “doğanın tecavüze uğraması”nı normalleştirip kadınları ezdiğini, dünyayı ve hayvanları  insan kullanımı ve sömürmesi için varolan cansız kaynaklara dönüştürdüğünü açığa çıkarıyor. Bunun gibi farklı ırktan insanlar, sömürge sonrası ve eleştirel ırk kuramcıları da sömürge egemenliği, kölelik, ırkçı patolojiyi aydınlatabilir; bunların her biri güçlü biçimlerde küresel kapitalizmi yapılandırıp sürdürmeye devam eden kapitalist modernitenin merkezinde yer alıyor.

Üçüncü olarak; hayvan bakış açısı teorisi, tarihi kazananların ve fethedenlerin değil “kaybedenler”in ve fethedilenlerin perspektifinden inceleyen modern solcu geleneğin bir parçasıdır. “Aşağıdan” yazılan tarih; köylülerin, serflerin ve çalışan sınıfların mücadelelerine odaklanan Marksist ve popülist kuramların bir parçasıdır, ayrıca bütün toplumsal dinamikleri sınıf mücadelelerine indirgeyen Marksist anlatı ve klasik tarih (“burjuva”) tarafından mezara gömülmüş olan çeşitli marjinal grupların seslerini yeniden kazanmayı amaçlayan Michel Foucault soy kütüklerini de  motive etmiştir. Hayvan bakışı teorisi anlatılarda radikal değişim sağlar; çünkü hangi grup en uzun süre böylesine ezilmiş, en yoğun ve yaygın biçimlerde sömürülmüştür ki hayvanlardan başka? En güçsüz insanların bile gene de hayvanlar üzerinde kontrolünün olduğu, yoksul ya da ezilmiş neredeyse bütün insanların kendini hayvanlardan üstün kabul ettiği, hayvanlara sahip olmak, onları sömürmek ve  öldürmek için yasal haklarının olduğu koşullarda hayvan bakış açısı mümkün olan bütün teori, tarih, etik ve siyaset içerinde olabilecek en radikal değişimdir. Eğer tarih efendiler ve  köleler arasında bir mücadele ise; insanlar efendidir, hayvanlar ise köle.

Feminist ve ırk bakış açıları modernitenin iktidar patolojilerine dair yaşamsal öneme sahip öngörüler sağlıyorsa, hayvan bakış açısı teorisi tarihi hayvan-insan etkileşimleri perspektifinden yorumlayarak türcülüğün ve hayvan sömürüsünün her biçimde ne türden yıkıcı ve felaket boyutlarında sonuçları olduğunu ve olmaya devam ettiğini gösteriyor.

Yarın, 2. Kısım:  “Marksizm, Çevresel Determinizm ve Eko-Hümanizm”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s