Hayvan özgürlüğü ve emperyalist insan türü

Dr. Steve Best

“Hayvan hakları hareketi” ciddi toplumsal ve ekolojik krizlerin tam da ortasında bulunan insanlara çok kökten evrimsel bir meydan okumada bulunuyor. Hayvan sorusunun insan sorusunun merkezinde olduğunu idrak edebiliyor muyuz? Hayvanların sömürülmesinin mental, sosyal ve ekolojik çöküşlerin her bir tarafında kendini gösterdiğini kavrayabiliyor muyuz? Adına “uygarlık” dediğimiz çuvallamış tecrübelerimizi ve hastalıkları meydana getiren birbirine karışmış yozluklar ve zulümleri aydınlatıp elimine edebiliyor muyuz? Gerçekten aydınlanıp en son önyargılarımızdan birisini, onaylanmış bir cinayet sistemini, yasal olarak geçerliliği kanıtlanmış, polis tarafından korunan bir kölelik biçimini, sürüp giden bir soykırımı aşabiliyor muyuz? İnsanlar ekonomik kurumlarını yeniden organize edip teknolojilerini yeniden kurgulayabilir, kültürel geleneklerini toplumsal olaral güvenceye alınmış sadizmden ve şiddetten uzak şekilde yeniden yapılandırabilir mi? Yeni duyarlılıklar, değerler, dünya görüşleri ve kimlikler inşa edebilirler mi?

Hayvan özgürlüğü doğaya yabancılaşmış, kibir ve kendini beğenmişlikle dolmuş insan kimliğine yönelik bir saldırıdır. Hayvan özgürlüğü, insanların insan olmayan canlılara yönelik üstünlük duygularının ortadan kaldırılmasını, insanmerkezciliğin ve tür ayrımcılığının pusulalarının darmadağın edilmesini talep eder. Hayvan özgürlüğü insanların iktidar ve gücün sorumluluk gerektirdiğini idrak etmeleri ve güçlü olanın her zaman haklı olmayabileceğini anlamaları yönünde provoke eder. Hayvan özgürlüğü insanların omuzlarına başkalarını düşünmeleri yönünde daha önce tanık olunmamış bir yük yükler, diğer canlıları artık sömürmemesini ister. Hayvan özgürlüğü insanları bütüncül bir bilince çağırır, sembolik düşünce, teknolojik kültür, tarım ve hiyerarşik ideolojiler ve kurumların ortaya çıkışından önceki doğal çevreleriyle yeniden ilişki kurmalarını ister.

Ahlâki konuların ve toplumun tanımlarını ve sınırlarını genişleterek, hayvan özgürlükçüleri her türden hiyerarşik düşünceye (heteroseksizmi cinsiyet ayrımcılığı, ırkçılık, sınıf ayrımcılığı, engelli olmamak ve devletçilik) meydan okur. Hepsinden öte, hayvan özgürlüğü insanı doğanın bir parçası gibi değil de doğadan ve evrim sürecinden ayrı bir varlık olarak gören tür ayrımcısı kafa yapısına meydan okur. Hayvanların insan olmadıkları yani akıl yürütme, dil, sembolik ve teknolojik kültürlere sahip olmak gibi sadece insanlara ait olduğu sanılan özellikleri olmadığı için insanlardan aşağı görüldükleri şekilde kısır akıl yürütmelere karşı mükemmel bir örnektir. İnsanların sadece kendi çıkarları ve faydaları için var olan bir gezegeni yöneten yarı tanrılar olduğu gibi çarpık kavramlar, insanların geniş organik ve  inorganik ilişkilere ait ve bağımlı olduğu şeklindeki daha holistik ve daha tevazu sahibi bir nosyonla yer değiştirmelidir.

Açık olalım: bir devrim için mücadele ediyoruz, reformlar için değil; köleliğin sona ermesi için, yoksa “insancıl” efendiler için değil; yeni bir bilinç için, yoksa refahçılık ,”iyi bir kölelik” ya da “aydınlanmış hümanizm”  için değil. Hayvan özgürlüğü insan kulaklarını duyduğu en radikal düşünceyi daha ilerilere götürüyor: hayvanlar yiyecek, giysi, kaynak, eşya, veri ya da “eğlence”miz olmak için var değiller. Onlar kendi amaçları adına varlar, bizim için değil. Ama hayvan özgürlüğü; insan, hayvan ve dünya özgürlüğünü birbirinden ayrılmaz bir mücadelenin parçaları olarak kabul etmedikçe gerçekçi görülmeyecek bir özgürlük talebidir.

Bu yüzden, sadece eğitip ajite etmemeliyiz,  toplumsal adalet, özerklik, hayvan hakları ve ekolojiyi küresel ve devrimci bir total özgürlük politikası içerisine yerleştiren bir toplumsal hareket kurmalıyız. Bütün devrimlerde olduğu gibi, hayvanlar  zalimler birdenbire ışığı gördüğü için hak filan kazanacak değiller, yeterli sayıda insan öfkelenip olaya dahil olunca iktidar yapılarını yerinden etmeyi öğrendikçe yeni toplumsal düzenlemeler meydana gelene dek de bu yapılara müdahale etmeyi sürdürdükçe bu haklara kavuşacaklar.

Hayvan özgürlüğü insanların ne kadar radikal ve  ilerici olursa olsun hümanizmin kendini beğenmiş sınırlarını aşmasını talep eder ,  böylece etik anlayışta nitelikli bir sıçrayış gerçekleşmiş olur, bu etik anlayışla ahlâki çıta akıl ve dil sahibi olmaktan hissetme yeteneği ve öznelliğe doğru değiştirilmiş olur. İnsanlar sadece birbirlerine yönelik görüşlerini değiştirmemeli, bu da kendi içerisinde oldukça yoğun bir mesele, insanlar ayrıca insanları hayvanlardan ayıran tür bariyerinin aynen ırk ve cinsiyet gibi keyfi bir sınır olduğunu anlamak zorundalar. Hayvan özgürlüğü ancak radikal bir toplumsal hareketin parçası olarak geliştirilen ve gerçekten demokratik bir post-kapitalist toplumun kurumsal ağlarında ahlâki öğrenme süreçlerini gerçekleştirdiği sürece mümkün olabilir.

Hayvan özgürlüğü; hak, demokrasi, eşitlik, adalet ve barış gibi klasik hümanist değerler üzerinde büyür, kapsamlılığı genişletirken hem yasal korumayı artırır hem de ahlâki değerleri çoğaltır ve toplum denen şeyi derinleştirir. Hümanizmin ötesine geçen kuantum adımı atarken, hayvan özgürlüğü insan haklarını biyoetikçi Arthur Kaplan’ın iddia ettiği gibi “sıradanlaştırmaz”, tam tersine ; hakların evrensel ve ilerici yönlerini “rasyonel” ve “aydınlanmış” insanların cehaleti, önyargısı, ayrımcılığından da kurtarır. Hümanizm genelleştirilmiş bir kabilecilikten başka bir şey değildir, “Biz” ve “Onlar” şeklinde suni şekilde yaratılmış ayrımlara uygulanan, insanlar ve hayvanlar arasında içi şeytani kötülükle ve şiddetle dolu kavramsal bir düalizmin hayata geçirildiği bir tür ayrımcılığından  başka bir şey değildir.

Modern Batı tarihinde insan hakları ve eşitlik haklarını kazanmak için verilen mücadelenin zor ve kanlı olması gibi, şimdi, şu ana dek verilen bütün mücadelelerin görece kolay olduğunu kabul etmek zorundayız. Artık işler zorlaşıyor.

Tarihin örüntüleri; İlahi bir müdahalenin, ahlâki bir büyünün, ilahilerin ve gece ibadetlerinin, online yazışmalar, imza listeleri, broşür dağıtımının ve vegan kamplarının hayvan özgürlüğünü gerçekleştireceğine inanan pasifistlerin içi boş ümitleriyle değiştirilemez; hayvan özgürlüğü insanların psikolojik, sosyal ve ekonomik yapılarını derinlemesine tehdit ediyor, oysa bu insanlar herşeyin barışçıl yöntemlerle başarılacağına, tek bir damla kan akmadan, akılla , merhamet ve ikna etme yöntemleriyle meydana geleceğine  inanıyor. Sosyal ve ekolojik krizler kaynama noktasına yaklaştıkça aslında derin, uzun ve  şiddet dolu bir savaşa doğru yol aldığımız ortaya çıkıyor-insanın hayvanlara, özgürlükçülerin sömürücülere ve şirket-devlet kompleksininin militanlara ve her türden muhaliflere karşı yürüttüğü bir savaşa.

İnsanın üstünlüğünü sona erdirme mücadelesi en zor özgürlük mücadelesi; çünkü tür ayrımcılığı hem evrensel hem de zamanı bildiğimizden beri var olan bir olgu. Tür ayrımcılığı hiyerarşik tahakkümün olasılıkla ilk biçimiydi, bir anahtar modeldi, kölelik, ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı, heteroseksizm, engellilerin aşağı insanlar olduğu görüşü ve faşizmin bir çeşit ön çalışması gibiydi. Tür ayrımcısı  kültürler insan tarihi boyunca büyüdü, insan üstünlüğü düşüncesinin zehirli kökleri de bütün dünyaya yayıldı.

İktidar, tahakküm, şiddet ve yıkım sadece Batı kültürü veya modern dünyayla sınırlı dinamikler değildir, sanki ütopik bir geçmiş ya da elde edilecek radikal bir alternatif varmış gibi. Biyolojik indirgemecilikten sakınırken bir yandan da iktidar patolojilerinin insanların, Australopithecine ve primat atalarımızın uzun sosyal ve biyolojik tarihine gömülü olduğu da kesindir.  Mary Shelly’nin Frankenstein’ındaki (1818) iğrenç canavarının bir kitap okuyarak öğrendiği gibi , insanlığın tarihi bir şiddet, savaş, soykırım ve yıkım tarihidir, böylesine bir yok etmeye yönelik ilk savaş benzer bir insan türü olan Homo neandertallere karşı yürütülmüştür. Neandertalleri yok etmeye yönelik 15 bin senelik soykırımın ardından insanlar büyük memelileri (megafauna) avlayarak yağmaladıkları her kıtada bu hayvanların türünü yok oluşun eşiğine getirdi.

On bin yıl önce başlayarak hiyerarşik tarım toplumlarındaki insanlar geride kalan avcı ve toplayıcı kabileleri yok ettiler, birbirlerine karşı daha geniş çaplı savaşlar yürüttüler, geri kalan insanları köleleştirdiler, Romalılardan Mayalılara, Hristiyanlara ve ABD’nin “kaçınılmaz kaderi” olan kuruluşuna dek insanlar Dünya’yı sayıları binlerden milyonlara, milyarlara ulaşan işgalci ordularıyla örttü, ekolojik sınırları tamamen aştı ve her bir çöküş ve yıkılmayla beraber bunun bedelini de ödedi.

Açgözlülük, kana susamışlık, zulüm, katliam orjileri ve iktidara yönelik doymak bilmez iştahlarıyla Roma, Yunan ve Maya imparatorlukları küresel İnsan İmparatorluğunun çeşitlik varyasyonlarıdır- Hom rapienslerin gaddar hükümdarlığıdır-öyle ki sınır bilmez bir büyüme ve genişleme yolunda yürüyen tek bir tür on milyarlarca tür oluşturabilececek bir kapasiteye sahip bu gezegeni sömürgeleştirmeyi başarmıştır.

İktidar patolojileri Batı toplumları ya da modern dünyayla sınırlı değildir, tekrar elee geçirilecek türden bir kültürel alternatif ya da önemli bir ütopik mazi söz konusu değil. Kapitalizm gibi toplumsal kurumlar insan davranışının en kötü yönlerini daha da büyütürken şiddet dolu tahakkümcü bir kompleks insan türü için tamamen kazayla meydana gelmiş bir şey değildir, çok nadir istisnalar hariç insan türü şiddet dolu, yıkıcı ve emperyalist bir hayvandır. İnsanlar geçmiş felaketlerden bir şeyler  öğrenip ders çıkarabilme konusunda beceriksiz olduklarını , sanrılarını ve kabalığını yok edebilme konusunda yeteneksiz olduklarını kanıtlamış bulunuyor.

Hayvan özgürlüğü uğruna mücadele ettiğimiz en zor savaş; çünkü hayvan özgürlüğü insanların iktidar ve gücün imtiyazlarından vazgeçmesini, insanların kendilerine Tanrı tarafından bahşedildiğine inandıkları  ya da zar zor kazanılmış haklarından vazgeçmeleri anlamına geliyor, yani kendi amaçları uğruna Dünya’yı ve hayvanları sömürme hakkından vazgeçmeleri anlamına geliyor.

Bu tavırları değiştirmek, onların oluşturdukları sistemleri değiştirmek, insan varoluşunun ve bilincinin en merkezi sinir sistemini değiştirmek demek.

İşte bizim görevimiz de bu: ne fazlası, ne azı.

Çeviri: Cem

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s