Sessiz Devrim


Dr. Steve Best

(Ulusal Evsiz Hayvanlar Günü’nde yapılan bir konuşma)

17 Ağustos , 2002

Bizler hayvanlarla  ilgili, onları temel haklar ve içsel değerlerle donatan , artık onları eşya ya da kaynak olarak görmeyen,  kavramsal değişimlerin tam ortasındayız. Bu durum insan zihninin tarihinde en önde gelen türden evrimsel bir ilerleme, etik gelişimi ve ahlâk toplumunun genişleyip büyümesi anlamında önemli bir aşama.

Ama eski kavramlar zihinlerimizi ve ahlâkımızı  ilkel bir düşünce zindanına zincirlemeye devam ediyor: şu anda hayvanlarla ilgili yasalarımız ve dilimiz eski Roma günlerine, hayvanların, kadınların ve çocukların köle oldukları dönemlere kadar gidiyor. Zaman içerisinde insanlar resmî şekilde özgürleştirildi ama hayvanlar hâlen hapiste; yasaya göre eşya ya da meta olarak tanımlanıyorlar ve insanlar da onların hiç bir sorumluluğu olmayan efendisi, sahibi ya da Tanrıları olarak görülüyor. Eğer bir hayvanın ekonomik ya da “bilimsel” bir işlevi varsa,o zaman insanların yasal olarak hayvanlara istediği şeyi yapmasını engelleyecek hiç bir şey yok demektir.

Dünyayı anlamak için kullandığımız dil son derece  önemli; bu dil düşüncelerimizi şekillendiriyor, kısıtlıyor; eğer doğayı bir makine gibi tanımlarsak o zaman ona varoluşumuza yabancı şeylerin bir parçası gibi davranırız. Aynı şekilde eğer hayvanlara eşya ve nesne muamelesi yaparsak, o zaman onlara yaşamı olmayan şeyler, sıradan basit metalar ya da kullanıp atılabilir objeler gibi bakmaya doğru meylederiz. Bu tür kavramlara minnet duyan insanlar hayvanları zincire vuruyor, hayvanları gıda, tıbbi ve eğlence kaynakları olarak sömürüyor; ya da mobilyalarını tırmıkladılar diye ötenazi uygulayarak öldürtüyorlar.

Ama hayvanlar ne bir nesne , ne de aptal canlılar; onlar bizimle temel ortak noktaları paylaşan yaşam özneleri: bu ortak noktalar; duygular, zengin bir sosyal dünya ve yaratıcı bir  zekâ. Bu şekilde hak sahibi olmayı hakediyorlar, onlara saygı göstermemizi hak ediyorlar, ve onları herhangi bir şekilde sömürdüğümüz zaman yanlış davranmış oluyoruz.

Değişimin mayası içinde, sessiz bir devrim bütün ülkeye yayılıyor; hayvanları savunanlar şehir kodlarındaki dili değiştiriyorlar, hayvan” sahibi” kelimesi yerine hayvan “koruyucusu” sözcüğünü koyuyorlar.  Eğer Los Angeles’te ya da Rhode Island’da kedi veya köpek lisansı için başvurursanız, artık o hayvanların sahibi değil koruyucusu oluyorsunuz.

Eğer hayvanlar bizim mülkümüz değilse, biz de onların sahibi değiliz. İnsanlar yaşamayan nesnelerin sahibi olabilir, yaşayan öznelerin değil. “Sahip” terimi, bir bağ olması gereken yere uçurum koyuyor; aslında bir ve tek olan bir biyolojik toplumu bölüyor; ve sorumluluk duymak yerine iktidar sahibi olmayı işaret ediyor. Ama koruyuculuk daha geniş bir ahlâki alan içerisinde hayvanların refah ve  iyi olma durumlarına ömür boyu etkin bir şekilde dahil olmaya işaret ediyor.

Koruyucuların hayvanlara yönelik sorumlulukları sadece hayvanlara zarar vermemek değil, ayrıca onlara iyi davranmak- yardımlarına ve  onları kurtarmaya gelmek, onları her türden istismar ve ihmalden kurtarmak, her kafesi açmak. Ölmek için bekleyen kedi ve köpekler; fabrika çiftlikleri ve mezbahalardaki kuş, domuz ve büyük baş hayvanlar; okyanustaki balina ve yunuslar; ve ormanlardaki ayı ve  kurtların hepsi bize muhtaçlar.

Hayvanlar karşılığında ancak bizim el uzatabileceğimiz bir yardım  çığlığıyla ağlıyorlar; bizlere reddedilemeyecek iç parçalayıcı gözlerle bakıyorlar; onlarla olan  ilişkimiz kutsal bir güven ilişkisi, bu ilişki asla bozulmamalı.

İşte bu yakınlık ve dayanışma ruhu içerisinde insan toplumunun bir parçası olan hayvanlarla bir araya geliyoruz; bizimle onlar arasındaki benzerlikler, bütün farklılıklardan ahlâken daha önemli ve daha bağlayıcı; evrimsel bir sürem içerisinde hepimiz tek bir yaşam ailesiyiz.

ABD’de her sene ötenazi metoduyla  milyonlarca evsiz hayvan öldürülüyor; kendi bölgemiz El Paso, Teksas’da geçen yıl 22 bin hayvan “uyutuldu”. 22 bin değerli yaşam. Yani;

Yüreğimize saplanmış 22 bin bıçak darbesi

22 bin gözyaşı

Anlayanlar için 22 bin darbe

Başarısız olduğumuz 22 bin an

Bu gece burada olmamız için 22 bin sebep

Bu gereksiz acı ve  öldürmelere son vermemiz için vermemiz gereken 22 bin söz.

Dostlarımız, arkadaşlarımız, sevdiklerimiz, aile üyelerimiz ve yaşam macerasında ortaklarımız olan hayvanlara  şunu söylüyorum: Ağlayışlarınızı duyuyoruz ve bizler de ağlıyoruz- toplumumuzdaki  herkesten size yardım etmesini, sizin bulunduğunuz bu derde büyük önem vermelerini, kaderimizin sizin kaderinize bağlı olduğunu anlamalarını ve tek tek her bir yurttaşın  bu güzel dünyanın ve onun göz kamaştırıcı yaşam biçimlerinin koruyucuları olmasını istiyoruz.

Çeviri : CemC

Reklamlar

Sessiz Devrim” üzerine 3 yorum

  1. Çeviri için çok teşekkürler. Bu arada bazı imla hataları vs. gördüm. Onları düzeltip, buraya kopyalıyorum, isterseniz kopyaladığım yazıyla sizin yazdığınızı değiştirebilirsiniz.

    Sessiz Devrim

    Bizler hayvanlarla ilgili, onları temel haklar ve içsel değerlerle donatan, artık onları eşya ya da kaynak olarak görmeyen, kavramsal değişimlerin tam ortasındayız. Bu durum insan zihninin tarihinde en önde gelen türden evrimsel bir ilerleme, etik gelişimi ve ahlâk toplumunun genişleyip büyümesi anlamında önemli bir aşama.

    Ama eski kavramlar zihinlerimizi ve ahlâkımızı ilkel bir düşünce zindanına zincirlemeye devam ediyor: şu anda hayvanlarla ilgili yasalarımız ve dilimiz eski Roma günlerine, hayvanların, kadınların ve çocukların köle oldukları dönemlere kadar gidiyor. Zaman içerisinde insanlar resmî şekilde özgürleştirildi ama hayvanlar hâlen hapiste; yasaya göre eşya ya da meta olarak tanımlanıyorlar ve insanlar da onların hiçbir sorumluluğu olmayan efendisi, sahibi ya da Tanrıları olarak görülüyor. Eğer bir hayvanın ekonomik ya da “bilimsel” bir işlevi varsa, o zaman insanların yasal olarak hayvanlara istediği şeyi yapmasını engelleyecek hiçbir şey yok demektir.

    Dünyayı anlamak için kullandığımız dil son derece önemli; bu dil düşüncelerimizi şekillendiriyor, kısıtlıyor; eğer doğayı bir makine gibi tanımlarsak o zaman ona varoluşumuza yabancı şeylerin bir parçası gibi davranırız. Aynı şekilde eğer hayvanlara eşya ve nesne muamelesi yaparsak, o zaman onlara yaşamı olmayan şeyler, sıradan basit metalar ya da kullanıp atılabilir objeler gibi bakmaya doğru meylederiz. Bu tür kavramlara minnet duyan insanlar hayvanları zincire vuruyor, hayvanları gıda, tıbbi ve eğlence kaynakları olarak sömürüyor; ya da mobilyalarını tırmıkladılar diye ötenazi uygulayarak öldürtüyorlar.

    Ama hayvanlar ne bir nesne, ne de aptal canlılar; onlar bizimle temel ortak noktaları paylaşan yaşam özneleri: bu ortak noktalar; duygular, zengin bir sosyal dünya ve yaratıcı bir zekâ. Bu şekilde hak sahibi olmayı hakediyorlar, onlara saygı göstermemizi hak ediyorlar, ve onları herhangi bir şekilde sömürdüğümüz zaman yanlış davranmış oluyoruz.

    Değişimin mayası içinde, sessiz bir devrim bütün ülkeye yayılıyor; hayvanları savunanlar şehir kodlarındaki dili değiştiriyorlar, hayvan ”sahibi” kelimesi yerine hayvan “koruyucusu” sözcüğünü koyuyorlar. Eğer Los Angeles’te ya da Rhode Island’da kedi veya köpek lisansı için başvurursanız, artık o hayvanların sahibi değil koruyucusu oluyorsunuz.

    Eğer hayvanlar bizim mülkümüz değilse, biz de onların sahibi değiliz. İnsanlar yaşamayan nesnelerin sahibi olabilir, yaşayan öznelerin değil. “Sahip” terimi, bir bağ olması gereken yere uçurum koyuyor; aslında bir ve tek olan bir biyolojik toplumu bölüyor; ve sorumluluk duymak yerine iktidar sahibi olmayı işaret ediyor. Ama koruyuculuk daha geniş bir ahlâki alan içerisinde hayvanların refah ve iyi olma durumlarına ömür boyu etkin bir şekilde dahil olmaya işaret ediyor.

    Koruyucuların hayvanlara yönelik sorumlulukları sadece hayvanlara zarar vermemek değil, ayrıca onlara iyi davranmak -yardımlarına ve onları kurtarmaya gelmek, onları her türden istismar ve ihmalden kurtarmak, her kafesi açmak. Ölmek için bekleyen kedi ve köpekler; fabrika çiftlikleri ve mezbahalardaki kuş, domuz ve büyükbaş hayvanlar; okyanustaki balina ve yunuslar; ve ormanlardaki ayı ve kurtların hepsi bize muhtaçlar.

    Hayvanlar karşılığında ancak bizim el uzatabileceğimiz bir yardım çığlığıyla ağlıyorlar; bizlere reddedilemeyecek iç parçalayıcı gözlerle bakıyorlar; onlarla olan ilişkimiz kutsal bir güven ilişkisi, bu ilişki asla bozulmamalı.

    İşte bu yakınlık ve dayanışma ruhu içerisinde insan toplumunun bir parçası olan hayvanlarla bir araya geliyoruz; bizimle onlar arasındaki benzerlikler, bütün farklılıklardan ahlâken daha önemli ve daha bağlayıcı; evrimsel bir sürem içerisinde hepimiz tek bir yaşam ailesiyiz.

    ABD’de her sene ötenazi metoduyla milyonlarca evsiz hayvan öldürülüyor; kendi bölgemiz El Paso, Teksas’da geçen yıl 22 bin hayvan “uyutuldu”. 22 bin değerli yaşam. Yani;

    Yüreğimize saplanmış 22 bin bıçak darbesi

    22 bin gözyaşı

    Anlayanlar için 22 bin darbe

    Başarısız olduğumuz 22 bin an

    Bu gece burada olmamız için 22 bin sebep

    Bu gereksiz acı ve öldürmelere son vermemiz için vermemiz gereken 22 bin söz.

    Dostlarımız, arkadaşlarımız, sevdiklerimiz, aile üyelerimiz ve yaşam macerasında ortaklarımız olan hayvanlara şunu söylüyorum: Ağlayışlarınızı duyuyoruz ve bizler de ağlıyoruz -toplumumuzdaki herkesten size yardım etmesini, sizin bulunduğunuz bu derde büyük önem vermelerini, kaderimizin sizin kaderinize bağlı olduğunu anlamalarını ve tek tek her bir yurttaşın bu güzel dünyanın ve onun göz kamaştırıcı yaşam biçimlerinin koruyucuları olmasını istiyoruz.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s