Vejetaryenlik Etiği- 1


Birinci Bölüm

Dr. Steve Best

(Bir üniversitede Vejetaryenlik üzerine verdiği ders sunumu)


Evet! Et cinayettir! Arabanın arkasına yapıştırılan bir sticker da olabilir bu; ama abartı filan değil, ve bunu destekleyecek güçlü argümanlar bulunuyor.

Hayvanların hakları var! Oy kullanma hakkı değil ama, bizim gibi yaşama hakkı, özgürlük, ve mutlu olma hakkı var- işkence görmeme ve kaba insanların manasız arzuları adına öldürülmeme hakları var.

En önemli hakları, yaşam hakkı; bu hakkı onlardan alanlar katildir, ve bu hak ihlaline dahil olanlar da suç ortağıdır; yasalar bu konuda hemfikir olmasa da etik açısından tam tersi doğru.

Burada hayvan hakları ve vejetaryenizm adına ve onlara karşı geliştirilen argümanları tartışmak istiyorum; bu düşüncelere karşı geliştirilmiş argümanların neden zayıf olduğunu ve bu düşünceler adına geliştirilmiş argümanların neden güçlü argümanlar olduğunu incelemek istiyorum.

Hayvan hakları ve vejetaryenlik kavramları birbiriyle doğrudan bağlantılı; çünkü eğer hayvanların hakları varsa, insanların da vejetaryen olma ve bu nedenle hayvanların yaşama haklarına saygı gösterme görevleri var demektir.

ETİK NEDİR?

Öncelikle “etik” kavramı ile ne demek istediğimi açıklayayım: etik, doğrunun ve yanlışın felsefi anlamda incelenmesi anlamına gelir; iyi ve kötünün, doğru ve yanlışın, eylemlerimizin ve onların olası ve gerçek sonuçlarının eleştirel olarak değerlendirilmesidir.

Her eylem doğası gereği etik değildir; bazıları mesela estetik ve tat meselesidir; acaba duvarları pembeye mi boyasam yoksa beyaza mı? Muz mu severim çilek mi? Duş mu alsam banyo mu yapsam?

Etik bir durum, insanın eylemleri başka birisini potansiyel olarak etkileme olasılığı varsa ortaya  çıkar; yukarıda verdiğim örnekler kimseye etki etmediği için etik konular değildir.

Ancak etik soruları da barındırabilirler: pembe duvarı görünce ya bazı insanlar ciddi bir şekilde hastalanırsa? Çiftçiler birliği çilekler kimyasal zehirler sebebiyle  ölüyor diye çilekleri boykot ederse? Peki ya ben komşunun karısıyla duş almaya karar verirsem?

Etik, eylemlerimize sınırlamalar getiren ahlaki engebelerdir; eğer bir eylemin yanlış olduğuna karar verirsek onu yapmamamız gerekir; etikle ilgili sorun ise seçmemiz gereken şeylerin her zaman en uygun olan seçenek olmaması ya da o an işimize geldiği gibi davranmamızı engelleyici bir özellik taşımamasıdır.

Peki ya sizde Plato’nun sözünü ettiği o Gyges yüzüğü olsaydı (ve böylece görünmez olabilseydiniz)? Onu kullanır mıydınız yoksa yok mu ederdiniz? Banka mı soyardınız? Mağazaların soyunma odalarına mı gizlenirdiniz?

John Lilly araştırmalarının yunuslara zarar verdiğini anladığında, bu hayvanların protesto ederek intihar ettiğini idrak ettiği zaman bütün çalışmalarına son verdi ve hayatının geri kalanını yunuslara yardım ederek geçirmeye karar verdi; şöyle düşünüyordu, “ bu kadar gelişmiş canlıların tutulduğu bir toplama kampını yöneten kişi olmak istemiyorum.”

İyi bir eylemin iki yönü vardır: motivasyon ve sonuç; doğru şeyi yapmak, her zaman iyi olan şeyi yapmakla aynı şey değildir; eğer Bay Parababası kendi imajını düzeltmek ya da vergi indiriminden yararlanmak için hayır kurumlarına para bağışlıyorsa o kişinin etik birisi olmadığını söyleyebiliriz.

Aynı şekilde, eğer Bay Tombul eğer sadece sağlığını düzeltmek amacıyla vejetaryen oluyorsa o kişinin sağlığı için doğru olan şeyi yaptığını söyleyebiliriz, bu seçiminin hayvanlara ve çevreye faydası olacaktır; ama bu kişi etik davranıyor mu?

Hayır, etik değil , bencilce davranıyor; sadece bu durumda bu bencilliğin hayvanlara ve çevreye faydası oluyor- iyi bir eylem ama doğru bir eylem değil.

Yapılabilecek en anlamlı şeylerden birisi, insanın etik sebeplerle vejetaryen olmasıdır, hayvanlara, dünyaya ve küresel et kompleksinin sebep olduğu yıkımdan hayatları etkilenen insanlara duyulan şefkat ve merhamet sebebiyle vejetaryen olmaktır.

Burada şefkat-merhamet kelimesini özellikle kullanıyorum; çünkü etik sadece bir dizi rasyonel ilkenin kuru ve mantıklı bir şekilde kullanılmasından ibaret değildir; sadece beyinle alakası yok, bir kalp meselesi de olmalı, yaşama yönelik bir duyarlılıkla- bütün hayata-, her türden yaşam biçiminin yaşadığı acı ve ızdıraba yönelik bir isyan etme arzusu ve buna son vermeye yönelik kesin bir iradeyle ilgisi olmalı.

Elbette et ve süt ürünleri yemek tamamen etik bir konu, yoksa sadece bir tercih ya da tat meselesi değil- burada sadece yanlış yönlendirilmiş beslenme biçimlerimizi tatmin etmek  amacıyla her yıl öldürülen milyarlarca hayvanın çıkarları söz konusu.

Jeffrey Dahmer insan etinden hoşlanıyordu—buna ne demek lazm? Sonuçta insan eti yemesi onun tuhaf bir beslenme biçimi miydi yoksa bu yanlış mıydı?

Aşağıda göstereceğim gibi, insanın hayvan eti yemesi de farklı değildir; her durumda bir hayat çalınır, Tanrı’nın yaratıklarından biri bir başka varlığın ellerinde hayatını kaybeder.

VEJETARYENLİĞE KARŞIT ARGÜMANLAR

Önce vejetaryenliğe karşı öne sürülen bazı itirazları görelim.

1)     İncil’den kaynaklı argümanlar

Günümüzün modern, bilimsel dünyasında insanlar hayvanları tahakküm altına almak ve et yemek için gerekli bahaneleri İncil’den bulabiliyorlar; iki pasaj özellikle sık sık kullanılır:

–          İnsanlara Tanrı şöyle emreder: “çoğalın, dünyanın her yerini doldurun, ona boyun eğdirin, denizdeki balığa, havadaki kuşa ve toprak üzerinde hareket eden her bir canlıya hakim olun.

–          Nuh’a Tanrı şöyle söyledi: dünyadaki her hayvan senden korkacak, her kümes hayvanı, toprak üzerinde gezen herşey, denizdeki bütün balıklar; hepsi sana ait; yaşayan herşey senin için et olacak.

Bu tür pasajlar antroposentrizmin bir kilise geleneği olmasında hayati öneme sahipti; 13. yüzyılda St. Thomas Aquinas şu sözleri söylediğinde kilisenin resmi bakışını da ortaya koymuş oluyordu: “ilahi emir, hayvanları doğal düzen içerisinde insanların onları kullanması için yaratmıştır”.

Hristiyan dini insanların hayvanlara yönelik egemenliğini meşrulaştırmak için dört argümana başvurur:a) hayvanlar bizim mülkümüzdür; b) ruha sahip olan insanlar Tanrı’nın imgesine göre yaratılmışlardır, ve hayvanların ruhu yoktur; c)hayvanlar şiddet doludur, bu yüzden insanların hayvanlara şiddete başvurarak ve zalimce davranmasında yanlış olan birşey yoktur; d) hayvanlar acı hissedemezler.

Bu iddiaların İncil’de temelleri bulunuyor; aynı diğer gerici meseleler gibi, hayvanların dinen sömürülmesi de İncil’in selektif bir okumaya tabi tutulmasını gerektirir; bazı pasajlar bizi şiddete ve kibirli olmaya çağırırken, diğer pasajlar daha ortadan bir etik çağırısı yaparak bizleri dünyanın barışçıl ve şefkatli üyeleri  arasına katılmaya davet eder.

İdareci etik antroposentrik değil teosentrik bir etiğe başvurur:İnsan değil, Tanrı evrenin merkezindedir, hem insanlar hem de hayvanlar Tanrı’ya aittir.

Ancak insanın dünyada özel bir rolü vardır, hem dünyaya hem de hayvanlara bakması için bunlar kendisine emanet edilmiştir; onun işi dünyanın yaratıcı ruhunu hayata geçirirken doğayla uyum içerisinde yaşamaktır.

Genesis 2.15’te şöyle söylenir: Tanrı İnsan’ı (yaratılışı) gözetmesi ve toprağı işlemesi için Adn bahçesine yerleştirdi.

2.19’da Tanrı hayvanları onlara ne isim verecekler diye görmek için insanlara getirdi, denir… Tanrı’nın aklında hamburger, veal, biftek gibi isimlerin olduğunu sanmıyorum.

Exodus ve Tesnim’de hayvanlara karşı yerine getirmemiz gereken görevlerden bahsedilmektedir.

Eski ve Yeni Ahit’te vejetaryenizmi destekleyen pasajlar bulunuyor, örneğin İsa “ Öldüren kendini öldürür ve öldürülmüş hayvanların etini yiyen ölümün etini yer” diyor.

Ayrıca hayvanların ruhu olmadığını söyleyecek bir kanıtı İncil’de bulmak imkansız; tersine, bir çok yerde insanların ve hayvanların “ ortak yaşaması” öneriliyor; hem genesis hem de Ecclesiastes’te insanların ve hayvanların aynı gün, aynı tozdan yaratıldığı ve her ikisine de yaşamın lütfedildiği ve her ikisi de yeniden toza toprağa karışacağı için insanın hayvanlar üzerinde bir üstünlüğü olmadığı söyleniyor.

Eğer Nuh’un öyküsünü literal bir şekilde okuyacak olursak, hepimizin aynı gemide olduğu ortada.

Toparlarsak, Tanrı insanların hayvanlara “hükmetme”sini emrederken burada söz konusu olan tahakküm değil, korumacılıktır.

Bu görüş bir çok aziz tarafından da desteklendi, mesela; St. Basil, St. Isaac ve diğerlerini sayabiliriz; ama hiç birisi Assissili St. Francis gibi net bir örnek değildir, Ona göre hayvanlar ve insanlar Tanrı’nın tek bir ruhsal birliği içerisinde vardır, her ikisine de kardeşlerim diye seslenir.

1950’lerin ortasından beri Hristiyan kilisesi daha idareci bir etiğe doğru yol alıyor.

Bu çok ilerici bir tavır, ama seküler bir açıdan burada bir problem var: hayvanlar kendilerinden başka kimseye ait değil; hakçı görüşten ayrı olarak idareci bakış açısı hayvanlara içsel bir değer atfetmek yerine onlara araçsal bir değere sahiplermiş gibi bakıyor; insanların hayvanlara karşı bir takım görevleri olduğunu söylüyor, hayvanların hakları olduğunu söylemiyor, bu ikisi farklı şeyler.

2)     Doğa argümanı

Evrim teorisi ve ekoloji insanların doğal varlıklar olduğunu, hayvanlar gibi doğal seçilim aracılığıyla evrim geçirdiğini ve doğal dünyanın kompleks varlıkları olduğunu söylüyor bize.

Öyleyse: eğer hayat hayatı öldürüp yiyorsa ve insanlar da büyük besin zincirinin bir parçasıysa insanların hayvanları öldürmesi ve yemesi neden yanlış olsun?

Evet doğal varlıklar olduğumuz doğru ama sadece doğal varlıklar değiliz- bizler öldürmenin doğru mu yanlış mı olduğunu sorgulayıp davranışını  buna göre yönlendirebilecek kapasitesi olan rasyonel bir kafaya sahip varlıklarız; kısacası bizler etik hayvanlarız.

Etik varlıklar olarak şu soruyu sorabiliriz, sormalıyız: öldürmek ne zaman bir haktır? Ve soruya cevap verebiliriz-sadece gerekliyken, gerekliliğini rasyonel olarak meşru gösterecek güçlü gerekçeler varken; ve hayvanları gıda amacıyla  öldürmeye ihtiyacımız olmadığına göre insan sağlığı için hayvan ürünlerinde gereksinmemiz olan hiç birşey yok, o halde hayvanları öldürmek gereksizdir ve bu yüzden de yanlıştır.

Modern dünyada, hayvanları gereklilikten değil, hırs ve çıkarlarımız için öldürüyoruz.

Bir aslan jogging yapan bir yuppieyi öldürdüğü zaman aslanı suçlayamayız, yanlış herhangi bir şey yapmamıştır; çünkü onun hayatı kendini dönüştüren bir etik tarafından yönlendirilmiyor; gerçekten de yuppielerin aslanların yaşam alanlarında jogging yapma hakları yok; bir avcı bir aslanı öldürdüğünde ise avcı bilerek, gereksiz bir şekilde ve tamamen yanlış bir eylem olarak hayat alır, spor ve zevk uğruna, tamamen saçma sebeplerden dolayı öldürür.

Hayvanların ahlaki statüleri ve hakları var, bu canlılar karşılıklı yardımlaşmanın bulunduğu kompleks toplumsal sistemlerde yaşarlar, ama açık bir etik sahibi moral özneler değildirler; biz hayvanların bize asla borçlu olamayacağı şeyler borçluyuz onlara.

İyi ya da  kötü, bu gezegenin çobanlarıyız ve hayata yönelik sorumluluğumuzun onu değiştirebilme gücümüzle eşit hale gelmesi gerek.

3)     Bitkilerin hissedebilme kapasitesi argümanı

Bitki yiyorsunuz, değil mi?

Bu odadaki kaç vejetaryen bu argümanla karşılaştı? Kaç tanesi güya vejateryen ikiyüzlülüğünü kesin bir dille reddettiğine emin olan asık bir surata boş boş baktı?

Bu odadaki bitki katillerine yazıklar olsun ! Buradaki her mide bir mezarlık, değil mi? Yanlış!

Elbette, bitki hayatı ile  ilgili söylenenler aslında hayvanları öldürmek için transparan bir meşrulaştırma aracı, birden bire etçiller hayata değer vermeye başlıyorlar!

Burada söz konusu olan hayvanları ve  bitkileri yemek arasında sanki önemli bir fark yokmuş gibi davranmak, sanki bir bitkiyi yemek o bitkiyi “öldürmek”miş gibi; hayvanları yemek bitkileri yemekten farklı olmadığına göre,o zaman hayvan yememizde bir sorun yok.

Bitkilerde bir derece duyarlık vardır; dokunma ve müzik gibi bazı uyarıcılara tepki verdikleri görülüyor; ama bütün gün müzik  çalsa bitkilerimin büyüyeceğinden emin değilim açıkçası.

Bitkiler ve hayvanlar arasındaki farklar ve birini veya diğerini yemek konusunda net olalım.

Öncelikle, bitkiler hayvanlar gibi acı veya zevk hissetmezler; merkezi bir sinir sistemleri ya da beyinleri yoktur; bir kuzunun boğazını kesmekle, bir domuza elektroşok vererek öldürmekle ya da bir civcivin gagasını koparmakla bir elmayı dilimlemek aynı şey değildir.

İkincisi, bitkilerin ayakları yoktur, özgür dolaşma gereksinimi yoktur; bitkiyi bir kovaya koyduğumuzda onu bir şeyden yoksun bırakmış olmayız; bir hayvanı kafese tıkmakla aynı şey değildir.

Üçüncüsü, bitkiler kompleks sosyal bağları olan sosyal varlıklar değildir; bir bitkiyi hayvanların ailelerinden  koparılıp yetiştirilmesi gibi izole şekilde büyütmek ona acı vermez.

Dördüncüsü, ve  en önemlisi, bitki-temelli bir beslenme biçimi ekolojik olarak doğru bir seçimdir oysa ete dayanan bir beslenme biçimi ekolojiye zarar verir; hayvan eti  yemeye dayanan beslenme biçimi sayesinde küresel et kültürü toprağı, suyu, doğal kaynakları ve yağmur ormanlarını mideye indiriyor.

İkiyüzlü olanlar aslında etçiller; çünkü etçiller sadece hayvanları tüketmekle kalmıyor bir yandan da vejetaryenlerden daha fazla bitki tüketiyor; çünkü hayvanlar büyük oranlarda ot, tahıl ve tohum yiyorlar. Bir dönüm arazide vegan beslenme biçimiyle 20 kat fazla insan beslenebilir.

Elbette insanların da varolma hakkı var, hayatta kalmak için bir şeyler yemek zorundayız; eğer bir bitkiyi öldürmek kötülükse, kesinlikle bunun daha küçük çapta bir kötülük olduğunu söyleyebiliriz.

Bu dünya üzerinde mümkün olan en çok nezaket, merhamet ve  farkındalıkla yaşamak zorundayız- belki de vejetaryen felsefe ve hayat tarzını daha iyi anlatan bir tanım bulamayız.

4) Akıl ve dil argümanı

Sadece dili, aklı ve farkındalığı bulunanların hakları vardır; hayvanlarda bunlar bulunmadığına göre, hakları da yoktur.

Descartes’a bakmak gerek: Descartes şöyle söylemişti: “çocukluğumuzdan itibaren aptal hayvanların düşünebildiği inancından daha fazla alıştırıldığımız bir ikinci önyargı bulmak imkansız”.

Descartes samimiyetle hayvanların “düşünemeyen vahşiler” olduğuna, onlara karşı hiç bir sorumluluğumuz olmadığına; aslında hayvanların bilinçli duygulardan uzak makineler ya da otomatlar olduğuna inanıyordu.

Descartes hayvanların çığlık attığını ya da ağladığını inkar etmiyordu; ama ona göre bunlar bir makinenin çıkardığı gürültülerdi; onun öğretileri köpekleri anastezi kullanmadan kesip biçme (dirikesim) yönünde insanlara ilham verdi.

Akıl ve dille ilgili bu argüman iki büyük açıdan kesinlikle yanlıştır:

Öncelikle, insanlar ve hayvanlar arasındaki farklılıkları abartır, en azından daha üst memeli gruplardakileri abartır. Ayrıca; balina, yunus, goril ve şempanze gibi gelişmiş memelilerin önemli rasyonel ve lingüistik yeteneklerini  bulunduğuna dair ciddi kanıtlar var.  Biz hâlen hayvan zekâsı konusunda karanlık çağlardayız; ayrıca bilim daha çok geliştikçe hayvanların aslında ne kadar kompleks varlıklar olduğunu ve daha üst memelilerin bize benzediğini öğreniyoruz. Şu anda  insanlar ve şempanzeler arasındaki ortalama aminoasit farklılığının %1’den az (%.8) olduğunu; şempanzeler genetik olarak orangutanlara değil insanlara daha çok yakın olduğunu öğreniyoruz. Son kitabı “Shadows of Our Ancestors”’da Carl Sagan sadece insanlara özgü 30 nitelik sayıyor ve bu niteliklerin hepsi şempanzelerde de bulunuyor- alet yapıyor ve kullanıyorlar, dil öğrenebiliyor ve kullanabiliyorlar, benlik duygusuna sahipler vb.   Daha fazla vaktim olsaydı, yunusların, şempanzelerin ve gorillerin dil kullanma yeteneğiyle  ilgili kanıtları burada tartışmak isterdim; goril Koko ve onun kedi sevgisinden ve dili ifadelerini belirtmek için nasıl kullandığından bahsetmek isterdim; annesini kaybettiği için acı çeken ve bu yüzden ölen şempanze Flint’ten söz ederdim; yas tutup göz yaşı döken fillerden bahsederdim. Evcil hayvanları olanlar hayvan zekasının ne olduğunu bir çok bilim adamının kabul etmeye istekli olduğundan daha fazla biliyor -antropomorfizm korkusu hayvanları makineye indirgiyor. Hayvan zekasıyla ilgili argümanların kompleksitelerini tartışmak yerine size kısa bir şey göstereyim-gördüğüm en üzücü şeylerden biri- ve siz kendiniz hayvanlar zeki mi ve hem saygımızı hem de merhametimizi hak edecek kadar duyarlı mı karar verin.

(Beuy videosu izlenir.)

(Beuy adlı goril kendisini eğiten insana  çok bağlanmış ve kompleks işaret dilini öğrenmiştir; eğiticisi onu 17 sene boyunca ziyaret etmez, 17 sene sonra geri döndüğünde Beuy eğiticisini hemen tanır, bütün o eski oyunları ve işaretleri yapmaya başlar; eğiticisi onu bir kez daha terketmek zorunda kalır.)

Bu goril ihtiyaçları, duyguları ve ilgileri olan bir birey… ve bunların hepsi reddediliyor. Sirk fillerinin neden ortalığı yıktığını merak eden var mı? Üzgünüm  Descartes, ama robotlar isyan etmezler!

Burada altını çizmek istediğim ikinci nokta ise dil ve akıl konusunun aslında konumuzla bir bağlantısının olmadığı: hayvanlar şu andaki kadar duyarlı ve sosyal, zeki olmasaydı bile hak sahibi olmak adına gerekli olan 3 temel kritere sahip oldukları için değişen bir şey olmazdı: bu canlıların duyguları var, hem zevk hem de acı hissedebiliyorlar, kompleks duygulara sahipler ve çıkarları var-amaçları, hedefleri ve istekleri var ve bunları elde etseler de etmeseler de onlar için önemliler.

Çeviri: CemC

Reklamlar

Vejetaryenlik Etiği- 1” üzerine 7 yorum

  1. sen kim oluyorsun da islamiyet hakkında böyle konuşuyorsun ya Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz birinden başka ne beklenir ki işte seni Yaratan’a böyle nankör gelirsen yakındır belanı bulman

    Beğen

    1. Dostum burada senin allahına laf eden çok insan var tehdit et tehdit et bitmez. Bela konusuna gelecek olursak insanın kurduğu düzenden ala bela olacağını pek sanmıyorum.

      Beğen

  2. Sn Marine,
    Sorunuzun karşılığı Dr Steve Best’in hristiyan ağırlıklı bir toplumda yaşıyor olmasındandır. Konuştuğu topluluk incilden alıntı yapan bağnazlarla muhattap olmaktadır. Benzer bir konuşmayı müslüman çoğunluğa hitaben yapsa kurandan alıntı yapması uygun olacaktı.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s