Öğle Vakti Barbarlık: Boğa Güreşleri, Şiddet ve İnsan Kimliği Krizi


Dr. Steve Best

“ Bütün hayvanları köleleştirdik; kürk ve tüyleri olan uzak kuzenlerimize o kadar kötü davrandık ki hiç şüphesiz eğer ki hayvanların dini olsaydı Şeytan’ı insan şeklinde hayal ederlerdi”.

William Ralph Inge

İspanya Avrupa’daki üçüncü büyük ülke ve hiç kuşkusuz koca kıtadaki en güzel ülkelerden biri. Antonio Gaudi’nin Barcelona’daki sürreal mimarisinden Granada’nın göz kamaştırıcı Moorish saraylarına, Sierra Nevada’nın kar kaplı dağlarından Pueblo Blancos’un tepelere kurulmuş kasabalarına, Costa del Sol’ün müthiş kumsallarından Balearic Adaları’nın ihtişamına, Madrid’in çılgın metropolisinden Ordesa Ulusal Parkı’nın sessizliğini dek İspanya insanın nefesini kesecek kadar etkileyici bir hazine sunuyor insana.

İspanyolların güzel bir dili var, zengin ve farklı bir kültüre, Fenikeli, Afrikalı, Kelt, Kartacalı, Yunan Vizigot, Arap ve diğer halklar tarafından oluşturulan muazzam bir tarihe sahipler. Ne yazık ki diğer bütün ulus ve kültürler gibi, İspanya’nın da kültürel kimliklerinin merkezinde hayvanlara aşırı zulüm uygulanan “gelenek”leri var. Kazların kafasını koparan İtalyanlar, ayılara köpeklerle saldıran Pakistanlılar, tilki avlayan İngilizler, bebek fokları öldüren Kanadalılar ve horoz dövüştüren Amerikalılar gibi bir çok İspanyol hayvanlara karşı dehşet vereci şekilde zalim . En kötü ihtimalle İspanyollar-ve onların kanlı ritüellerini izlemek için ortalığa doluşan moron turistler- kana susamış barbarlar, hayvanların işkenceye uğratılıp öldürülmesi karşısında mistik bir coşku yaşayan Diyonisus müritleri gibiler.

Boğa güreşleri İspanya’da basketbolun ABD’de olduğu kadar yaygın ve boğa güreşçileri spor starlarının ABD’de sahip olduğu türden bir şöhrete sahipler. Ama İspanya ABD’de düşünemeyeceğimiz türden zulümleri onore ediyor.

Ancak İspanya görünüşe göre bir değişim arefesinde, çünkü kanlı sporları hem ulusal hem de uluslararası kamuoyu tarafından büyük eleştiri alıyor. İspanya, insanların şiddet dolu geleneklerini yenip yenemeyeceği ve diğer türlere yönelik şiddet barındırmayan yeni kimlikler  oluşturup oluşturamayacağı konusunda ciddi bir testten geçiyor.

Bunu yazarken dünyanın farklı yerlerinden binlerce insan encierros- yani boğaların önünde koşmak – için Pamplona sokaklarını dolduruyor. Kendi ölçülerine göre, bu ahlaki uyumsuzlar 8 günlük San Fermin Festivali boyunca boğaların işkenceye uğramasına ve öldürülmesine yardım ederken hayatlarının en güzel vakitlerini geçiriyorlar.

Bu karanlık bulut hayvanlara zulmetmenin bir neşe ve mutluluk kaynağı olduğu Kuzey İspanya üzerinde büyürken, böylesine rahatsız ve delirmiş bir türün geleceğinin ne olacağı olasılığını düşünüp insanın bu gelişim bozukluğuna tanık olmanın korkusuyla  ürperiyorum. İnsanlığın geleceğinin korkunç gelenekleri, hayvanlardan ve doğadan nefret etmeyi ve hayata hürmet çizgisinde bir etik anlayışını kabul etmesini gerektirdiğini düşünüyorum. Elbette insanlar birbirlerine karşı da zalimler, kişiler arası  ilişkilerde de barış sağlanmasına gerek var, ama insanın doğaya açtığı savaşın bedeli daha büyük ve şu anda evrimsel kördüğümün köklerinde de bu sebep yatıyor. Bir çok açıdan “hayvan meselesi” insan meselesinin tam ortasında bulunuyor.

İnsanlığın geleceği ve biyoçeşitlilik tehlike altında. Zevk tanrısı Eros’la ölüm ve şiddet tanrısı Tanatos’u birbirine bağlayan derin köklü gelenekleriyle İspanya insanın geçirdiği değişimin parlama noktasında bulunuyor.

Kan Şenlikleri: Zulüm Seyirlikleri

“Bütün hayvanlar içerisinde zalim olan sadece insan. Sırf yapmaktan zevk alıyor diye diğerlerine acı veren sadece O.”

Mark Twain

“Hayvanlara merhamet etmek insanın karakterinin iyiliğiyle doğrudan alakalıdır; ve hayvanlara karşı zalimce davranan birisinin iyi birisi olmayacağını net bir şekilde söyleyebiliriz.”

Arthur Schopenhauer

Hayvanların istismarı konusu İspanya’da doğrudan boğa güreşiyle alakalı; ama boğa güreşi ulusal ”fiesta”larda sergilenen zulümlerde sadece birisi. Yıl boyunca on ile yirmi bin arasında fiesta yapılıyor, her kasabanın ya da köyün kendi ermişi var, her birisi için uzun anma törenleri yapılıyor. Fiestalar doğası gereği dini ya da laik bir özde olabilir, ama muhakkak hayvanlara işkence edilmesini içeriyorlar. Fiestalar en çok da dini tatillerde ve özellikle de Paskalya zamanında popülerleşiyor, Katolik Kilisesi’nden de bu sapkınlığa dair tek söz edilmiyor. İspanyollar ayrıca 4 Ekim Assisili Francis adlı ermiş  için yapılan ritüellerde de hayvan zulmü uyguluyorlar. 17 Ocak’ta hayvanların baş ermişi San Antonio Abad’ı anmak için tavuk kafası kopartma yarışmaları düzenliyorlar.

ABD’deki hayvan hakları eylemcileri sirklerde ve rodeolardaki zulümlerden dolayı dehşete düşüyor ama İspanya’daki fiestalarda görülen kötülük kataloğu karşısında bu hakikaten sönük kalıyor. İspanyollar boğaların boynuzlarını ateşe veriyor ve ateş bombaları patlarken bu işkenceyi izleyerek kahkahalar atıyor. Midillilerle güreşip onları yere yıkıyor, kuyruklarını ve yelelerini kesiyorlar. Sincap ve güvercinleri çanaklar içine asıp  hayvanlar düşene kadar o çanakları taşlıyorlar.Kuşları başları dışarıda kalacak şekilde gömüp kafalarını kılıçla kesiyorlar. Kanatları kesilmiş ördekleri denize atıyor, yüzenler de halat çekme oyunlarında bu ördekleri parçalıyorlar. Yakalamak için domuzları  yağlıyorlar, bu oyun hayvanları ciddi şekilde yaralıyor. Kazları ayaklarından asıyor ve kafalarını koparıyorlar.

Bazı fiestalar diğerlerine göre daha kötü bir şöhrete sahip, mesala Manganese de la Polyorosa’daki keçi festivali gibi. Bu festivalde köylüler bir keçiyi kilisenin kulesinden aşağı atıyorlar. Eğer keçi hayatta kalırsa o zaman kasabanın kuyusunda boğuluyor. Her yıl Villanueve de la Vera köyünde sarhoşlar bir eşeği köyün meydanına getiriyor ve onu kan içinde kalana dek dövüyorlar. Pamplona’daki boğa koşusu her sene Temmuz ayında düzenleniyor. O hafta boyunca her gün korku içerisindeki altı boğa parke taşlı sokaklara bırakılıyor, etraflarında binlerce insan boynuzlarından kaçmaya çalışırken hayvanların bu halinde zevk alıyor. Bu parti sonunda boğalar öldürülüyor. Coria’daki San Juan Fiestası her yıl düzenleniyor; bu fiestada turistler ve yerel halk ellerinde üfleçlerle boğalara hayvanlar kan içinde kalana dek ok atıyor; ardından boğaları hadım edip öldürüyorlar.

Bunlar Jim Mason’ın “öteki düşmanlığı” adını verdiği durumun(yani insanın hayvanlardan nefret edip onları küçümsemesinin) dramatik örnekleri. En azından on bin sene önce tarım toplumlarıyla kaynaşmasından beri insanlar kültürel ve kişisel kimliklerini bir noktaya kadar bir tür kimliği olarak oluşturdular, diğer türlerle ve hayvanlarla aralarında keskin bir çizgi çekerek yaptılar bunu.  Aklı, konuşma yeteneği, teknoloji veya Hristiyan geleneğinde Tanrı’ya benzerliği gibi meziyetlerle kendilerine özel nitelikler yüklediler. Sonuç da Mason’ın sözünü ettiği hakimiyetçi dünya görüşün yaygınlaşması oluyor; bu görüşe göre İnsanların hem Dünya hem de onun üzerinde yaşayan canlılar üzerinde büyük bir otoritesi bulunmaktadır.

Hayvanlara daha az hürmet göstermenin izlerini Yunanlıların boğaları ilahlaştırmasından Romalıların kolezyumda bir gün içersinde bazen binlerce hayvanın sırf “eğlence “ için katledilmesinde görebiliyoruz.İnsanla hayvan arasında bir kez o katı ayrım yapıldıktan sonra tahakküm ritüelleri ile bu eylem pratiğe geçirilmiş olur. Hayvanlar insanların kendilerine agresyonlarını yansıttıkları nesnelere dönüşürler. Boğa güreşlerinden rodeolara, timsah güreşlerine dek sonsuz sayıda “yarış”la ” uygar” insan “yaban hayat” üzerindeki üstünlüğünü kutlar, onaylar ve destekler.

İnsan türündeki trajik kusur da onun kendini diğer türlerden radikal anlamda farklı olarak tanımlama ihtiyacı duyması değildir sadece, ayrıca içsel olarak daha muhteşem ve daha ileri kabul etmesidir de aynı zamanda. Bu şizofreni genel bir insan olgusu ama İspanyollar zulümü bir ” sanat biçimi”ne dönüştürdü, bu da onların boğa güreşini nasıl gördüğünü gösteriyor.

Boğa güreşi:3 Perdede Trajedi ve Fars

“İşkence ne sanattır ne de kültür” ispanya’da boğa güreşlerine karşı yapılmış bir poster

“İnsanı insan yapan onun bütün yaratılmışlara gösterdiği merhamettir”.  Albert Schweitzer

Flamenko müziği, güzel şiir ve edebiyatın yanında ,İspanya, boğa güreşini de –corrida- en eski ve en onurlu geleneklerinden birisi olarak kabul ediyor. Şu anda yaşanan korkunç zalimlikleri haklı çıkarmak  uğruna, boğa güreşini savunanlar genelde boğa güreşinin temellerini eski Akdeniz kültürlerinde tarih öncesi dönemde boğaların kurban edilmesine ya da Yunanlıların Minotaur’u kurban etmelerine bağlıyor. Yaban boğaları bütün Akdeniz ormanlarında yaşadı. 35 bin yıl önce İspanya ve Fransa’daki bir mağarada eski insanlar boğaları hem hürmet hem de huşu duygularıyla resmettiler. Omuzları 6 fit boyunda ve bir ton ağırlığındaki boğa hem devasa hem de güçlü bir hayvandı, hem insan zihnini uyarması için hem de tapınmak için iyi bir totemdi- ama ayrıca insanın hakimiyetine kafa tutan bir figürdü. Boğa tanrı Apis eski Mısır’daki en önemli tanrıydı. Boğalar nihayetinde ehlileştirildiler.  Girit’te saray meydanlarına getirildiler, orada cesur atletler boynuzlarına kement atıyorlardı. Bu da modern boğa güreşinin ilk tarihi örnekleri sayılabilir belki. Romalılar zamanında ise boğalar ve diğer hayvanlar bütün itibarlarını kaybetmişti, kana susamış bir zevk ile avlanıp öldürülüyorlardı.

Orta çağ’da boğa güreşi at sırtında boğalara saldıran aristokratların alanına dahildi, burada şövalyeler

eğitiliyor ya da krallıkla alakalı olaylar kutlanıyordu. 18.yüzyılda Kral V.Felipe halkın ahlaki değerlerine zarar vereceğinden korktuğu için soyluların boğa güreşlerine katılmasını yasakladı. 1724’te boğa güreşi artık halk olaya sahip çıkınca dramatik olarak değişti, artık boğalarla ayakta dövüşüyorlardı,  çabuk hareketlerle kenara kaçıyorlardı, üzerlerinden sırıkla atlıyorlardı, hayvanları oyuna getiriyorlardı, küçük mızraklar kullanıyorlardı. Böylece corrida günümüzde yapılan haliyle orada başlamış oldu ve zaman içerisinde kostümler, manevralar ve kullanılan silahlar daha rafine hale getirildi.

Boğa güreşi Portekiz, Meksika, Kolombiya, Venezuela, Ekvador ve Peru gibi diğer Latin ülkelerinde de yaygın; ama ayrıca Güney Fransa’da da yapılıyor. İspanya’da 400’den fazla arena var, buralarda 1500 ile 20 bin arasında bir seyirci oturabiliyor. Her hafta binlerce İspanyol ve turist en yakın plaza de Toro’ya koşuyor. Tahminlere göre her yıl İspanyol boğa  güreşleri ve fiestalarda 40 binden fazla boğa öldürülüyor.

Kazanç getiren bir iş olarak üreticiler bütün İspanya’daki çiftliklerde boğa yetiştiriyorlar. Sadece 3-4 yaş boğalar kullanılıyor; çünkü daha yaşlı boğalar çok güçlü oluyor. Ama genç boğalar da bir çok kötülük dolu yol kullanılarak zayıf hale getirilmek zorunda. Ata binmiş adamlar bu boğaları elerlinde mızraklarla kovalayıp mızrakları boğalara saplıyorlar. Boğa güreşinden haftalar önce boğalar boyunlarına ağırlıklar takmak zorunda. Çoğu kez üreticiler daha tehlikeli olmaları için boğaların boynuzlarını rendelerler- bu acı dolu mutilasyon anestezi kullanmadan tamamlanır. Bu rendeleme boğada travmaya yol açmaz sadece, ayrıca etrafta dolaşma yeteneğini ve koordinasyonunu da hasara uğratır. Bu ve diğer istendik yaralamalar yasa dışıdır ; yasa göz göre göre çiğnenir.

Nakliye sırasında yiyecek, su ve hareket edecek yer olmadan tıkış tıkış kamyonlara bindirilen bir çok boğa gidecekleri yere varmadan ölür. Boğalar bovin tüberküloz gibi hastalıklara yakalanır, organları yaralanır ve yolda sakin durmaları ve güreşe hazırlanmaları için kendilerine enjekte edilen ilaç kokteyllerinden dolayı hastalanabilir. Büyük olay günü karanlık bir bölmeye kapatılırlar, diğer boğalardan ilk kez ayrılırlar. Arenaya girmeden önce dürtülür, zıpkınlanır ve taciz edilirler. Arenaya giden geçit açılınca gözlerini kör eden günışığıyla karşılaşırlar, etrafta tuhaf şeyler vardır, kalabalıktan feleğini şaşırtan sesler gelmektedir, silahlı ve pelerinli agresif insanlar onları  zorlar.

Belki çok az insan boğa güreşinin nasıl ilerlediğini, bu “dövüşün” nasıl şiddet dolu ve adaletsiz bir şey olduğunu, matadorun burada rolünün aslında ne kadar az olduğunu biliyordur.  Bir boğa güreşi üç aşamada (tercios) gerçekleşir ; amaç, boğayı zayıflatmak, ona  işkence etmek, ızdırap vermek ve onu sonunda  öldürmektir. Tercio de varas bölümünde matadorun asistanları boğayı onu yormak ve saldırganlaştırmak için kovalarlar. Boğa yeterince yorulduğu zaman iki pikador ata binmiş halde içeri girer (atlar da bir çok şekilde taciz edililirler) boğanın üst gövdesine mızrak saplarlar. Tercio de banderillas  aşamasında üç banderilleros boğayı tek tek kovalayıp boynuna banderillaları (rengarenk ahşap mızraklar) saplamaya  çalışır. Sonunda, 6 banderilla boğanın boynuna saplandığında boğanın ağzından ve  burnundan, sırtından kan gelmektedir, işte o zaman tercio de muleta başlar ve cesur matador “ölüm balesi” için içeri girer. Kılıcı ve kırmızı peleriniyle boğaya estocada yapmadan yani boğanın kalbine ya da boynuna  ölümcü darbeyi vurmadan önce stilize hareketler yapar. Matadorun boğayı  öldürmesi için 10 dakikası vardır; ama  çoğu kez temiz bir öldürme gerçekleşmez, matador boğayı defalarca bıçaklamak zorunda kalır. Takım üyesi ardından boğanın omuriliğini hayvan yerde paralize bir şekilde yatar ve ölmek üzereyken koparır.

Son tercio boyunca, alkış, haykırışlar ve kalabalığın deliliği giderek daha da büyür. Boğa artık yere düştüğünde ve bilinci kalmadığında hakim bir kulağın kesilmesi gerekip gerekmediğine karar verir (iyi dövüş anlamına gelir), eğer dövüş mükemmelse 2 kulak kesilir, ama dövüş bravo! denecek düzeydeyse o zaman hem  iki kulak hem de kuyruk kesilir. Boğadan geriye kalanlar, erbezleri de dahil insanlar tüketsin diye “siyah et” adıyla satılır. Bu et satışı 2001 yılında deli dana hastalığı sebebiyle İspanya hükümeti tarafından yasaklanmıştır.

Bu mide bulandıran “dövüş” 20 dakika sürer ve farklı matadorlarla 6 kere tekrar edilir. Son boğa da öldürüldüğünde matadorlar ve asistanları arenaya gelirler. Eğer kalabalık matadoru beğenmişse o zaman omuzlar üstünde dışarı taşınır.

Kötülüğü Rasyonalize Etmek

“Geleneklere saygı meselesi bu” Jesus Moyan, pikador

“İnsanın üstülüğüne dair öne sürülen bütün argümanlar bu acı gerçeği ortadan kaldıramaz: sıra acı çekmeye gelince, bütün hayvanlar bizimle eşittir.” Peter Singer

Boğa güreşini bir “spor” gibi gören “cahil yabancılar”dan farklı olarak İspanyol  uzmanlar ve boğa güreşi meraklıları boğa güreşine bir sanat, zengin bir alegori ve yüksek metafizik bir drama olarak bakıyorlar. İspanyol şair Garcia Lorca boğa güreşine İspanya’nın”otantik dini drama”sı olarak bakmıştır, burada ceraret ve  ölümle yüzleşme vardır. Matador Curro Segura için boğa güreşi “hayat ve ölüm arasındaki mücadeleyi”alegorize eder, ”iiddetle alakalı değildir”. İspanyol mitine göre boğa kaderini yaşamaktadır, insanla karşılaşması kaderinde yazılı olan o vahşi öfkeden başka bir şey değildir. Ünlü (ve nadir bulunan) bir kadın boğa güreşçisi olan Christina Sanchez şu türcü tavırla boğalardan şöyle söz eder:”Cesurlar, ringde ölmek için doğmuşlar, insan yardımıyla bir sanat eylemi meydana getiriyorlar.” Uzun zamandır boğa güreşçisi olan Diego O’Bolger olaydan insan kimliğinin vahşi hayatı” hakimiyet altına alma” şeklinde söz ediyor: “doğanın kaba gücünü alıp boğanın gücüyle, karıştırıyorsunuz, pelerininizle, ve vücudunuzla onu sanatsal bir değere sahip başka bir şeye dönüştürüyorsunuz”. İnsanın kendini hayvanlardan üstün hissetmeye duyduğu ihtiyaç pikador Carmelo Perez Arevalo’nun sözlerinde bellidir. Arevalo, boğayı  öldürme eylemine “sonsuz bir mutluluk hissi duydum. Kendimi çok büyük hissettim” diyerek bakıyor.

Bazı romanlarında Ernest Hemingway de küresel okuyucu için boğa güreşlerini popülerleştirmiş ve İspanyolların bu kötülük dolu kan sporunu hiç eleştirmeden kucaklamıştır. Hemingway  için boğa güreşi ; sanat, atletizm ve cesaret anlamına geliyordu. Hemingway  şöyle söz ediyordu boğa güreşlerinden, “bir insan, bir hayvan ve sopa üzerine asılı bir parça kırmızı tülle yaratılan duygusal ve ruhsal yoğunluk ve saf klasik güzellik”. Bu sopa hayvanın vücuduna girdiğinde ve kırmızı kan kuma veya çimlere aktığında estetik süreç derinleşir; kan güzeldir ve güzel, kandır. Bu sözler bir faşistin onur duymasına yeter ama, hayvanlara yönelik bu küçümseme bütün politik ideolojileri ve parti ayrımlarını aşarak insan türü içerisindeki genel bir bozukluk olarak belli ediyor kendini.

İspanya’nın her yerinde boğayı güzel ve soylu bir hayvan olarak resmeden tshirtlerin ve diğer ürünlerin satılması da bir çelişki; çünkü boğaların en önemli nitelikleri insanların fethetmesi ve sindirmesi gereken nitelikler. Eğer boğa o kadar kuvvetli ve güçlüyse o zaman insanın bu devasa gücün hakkında gelebilmesi için daha ne kadar üstün bir güç  olması gerekiyor? Tüketici imajları boğanın o kırmızı pelerinin yanından son derece zarif bir şekilde geçtiğini gösteriyor ama kanı ve dehşeti hiç göstermiyor. Sterilize biçimler sanki büyük bir drama varmış havası yaratıyor; ama bunların hepsi iğrenç yalanlar ve propagandadan ibaret.

İspanyollar ve diğer la corrida tender fanatikleri için felsefi bir pislik olsa da, boğa güreşi barbarlık, küstahlık, küçümsenmesi gereken, insanı hasta eden bir insanlık görüntüsünden başka bir şey değil. Hayvanları insan kullanımı için kaynak durumuna indirgeyen türcülük yürümeye devam ediyor, insanın insana uyguladığı bütün ayrımcılıkların arkasındaki mantığı beslemeye devam ediyor. Boğalar boğa olmak için varlar, insan şiddetinin hedefi olmak için değil. İnsanlık barbarlıkla sanatı, barbarlıkla kültürü birbirinden ayıramadığı sürece başı büyük dertte. Boğa güreşleri; patolojik anlamda rahatsız, ciddi aşağılık kompleksi yaşayan insanların kendi güçlerini ve yüceliklerini masum bir hayvan üzerinde ispatladığı patetik bir tahakküm tutkusudur. Boğa güreşleri ve fiestalar en karanlık insan kötülüğünün reklamını yapar; gerici kültürel etkilerle agresif biyolojik itkiler arasındaki kompleks etkileşimi açığa çıkarır.

Eğer boğa güreşi bir “sanat biçimi”yse o zaman dini ritüeller için hayvan öldürmek de öyledir. Eğer boğa güreşi “otantik dini bir drama” ise o zaman savaş ve soykırım da öyle. Eğer matador yaptığı işle yüceliyorsa o zaman bütün soykırımcılar için dua edelim. Boğa güreşi kelimesinin bile anlamı kaybolmuş durumda; çünkü burada ne spor ne de dövüş söz konusu. Sayısı azalmış, kaçacak yeri kalmamış, vücudu parçalanmış, zayıf düşmüş, yenilmiş boğanın kaderi zaten başından belli. Matador’un “zaferi” ucuz, boş ve anlamsız. Son 45 yıl içerisinde 4 İspanyol boğa güreşçisi boğalar tarafından öldürülmüş, ama karşılığında 134 bin boğa öldürüldü. Boğa kazansa da ölür. Hemingway’in “ bu öğle vaktinde bir ölüm yaşanacak, acaba insan mı yoksa hayvan mı ölecek?”  şeklinde cin kokan sözde metafizik fikirleri ancak buraya kadar!

Bu paragöz seyirliğin gerçekliği ile Smackdown arasında bir fark yok; burada da cesur matadorlar çok fazla para kazanmak istiyor, şöhret istiyor ve bunu Hemingway tarzı yaralarla incinmeden ya da “adil bir dövüşten” gelebilecek ölümle karşılaşmadan elde etmek istiyor. 1920 ve 30lardaki  boğa güreşiyle karşılaştırıldığında günümüz corridaları aslında bir çeşit karikatür, azıcık bir turist performansı. Ucun bir simulakra olarak corridanın cesur, tehlikeli ve meydan okuyucu olması gerekiyor. Hakikatte ise barbarlık, bıçakların keskinliği, boğaların can acısı, ölümü ve insan ruhunun alçaltılması yaşanıyor.

Sözde “kansız boğa güreşleri” ABD’de de yapılıyor ; ama boğalar gene işkence görüyor, gene taciz ediliyor, ama bu sefer arena dışında anında  öldürülüyorlar. Fransız ve Meksikalılar corridaya yeni bir uygarlık seviyesi getirdiler, artık “bebek boğa güreşi” diye bir şey var. Bazıları birkaç haftalık olan bebek boğalar küçük bir arenaya getirilir, burada izleyiciler tarafından bıçaklanarak öldürülürler. Bu izleyicilerin çoğu Akdenizli ve Latin köklerini öğrenen ve ilk derslerini şiddet ve kibir üzerine alan bıçak taşıyan çocuklardır.

Çocukların boğa güreşine alıştırılması ise özellikle gerici bir durum; çünkü yapılan çalışmalar boğa güreşlerine katılan çocukların ciddi psikolojik bozukluklar yaşadığını ve daha agresif davranışlara meyilli olduğunu gösteriyor. 1992’de İspanya buna rağmen 14 yaş altı çocukların boğa güreşlerine katılmasını yasaklayan maddeyi yürürlükten kaldırdı. Bebek boğaların katledilmesine doprudan katılmayı bir kenara bırakalım, hayvanların zulme uğramasını izlemenin etkisi bile insanlığın geleceği açısından kötü bir kehanet gibi.

Boğa güreşi acı çeken insan ruhunu hasta eden  hastalığı, yabancılaşmayı, agresyonu ve şiddeti simgeliyor. Hem doğal ve  hem de  kültürel evrimle şekillenme koşulları içerisinde  insanlık birbiriyle çelişen arzular ve itkilerle sarsılıyor. Tarihsel olarak insanların daha aydınlanmış ve iyi yönlerinin sosyal ve doğal dünyalarla var olan bağımızla alakalı olduğunu biliyoruz; bu da olası bir değişim adına hepimize  ümit veriyor. Ama boğa güreşi ve kanlı fiestalar gibi gelenekler tamamen ortadan kaldırılana ve tarihin çöplüğüne atılana dek insanlık barbarlık, öz yıkım ve çürüme yolunda aşağılara inmeye devam edecek.

Ahlaki Gelişim Mücadelesi

“Boğa güreşi insanın insanlaşması önünde bir engel”. Meksikalı yazar Eduardo del Rio

“Kardeşliği sadece insan denen canlılarla gerçekleştirmek istemiyorum, bütün hayatla hatta yeryüzü üzerinde sürünen canlılarla gerçekleştirmek istiyorum.” Mahatma Gandi

Boğa güreşleri bütün İspanya’da geçerli bir olgu. Toledo, Seville, Ronda, Madrid ve diğer İspanyol şehirleri boğa güreşleriyle gurur duyup matadorları ermiş düzeyine yükseltiyor. Barlar, cafeler, dükkanlar ve sokak duvarları la corridayı göklere  çıkaran posterlerle dolu.

Ama  boğa güreşleri ve fiestalar hem İspanya’da hem de uluslar arası kamuoyu tarafından büyük eleştiri alıyor. İspanyol televizyonlar boğa güreşlerini önceki dönemlere göre 3 kat azalttı, bu da  ilginin azaldığının bir kanıtı. İspanyol izleyicilerle yapılan araştırmacılar izleyicilerin sadece %14’ünün boğa güreşlerine ciddi bir ilgi duyduğunu gösteriyor, öte yandan %68’inin bu konuya aldırdığı bile yok. Meksika’da boğa güreşine duyulan ilgi azalıyor. Geçen 30 sene içerisinde Juarez’de yapılan boğa güreşi sayısı 50’den 5’e düştü. Bütün Meksika’da boğa güreşi ringlerinin sayısı azalıyor.

Son yapılan kamuoyu yoklamaları İspanyolların, Avrupalıların ve Meksikalıların %80’inin boğa güreşlerine karşı olduğunu gösteriyor. Meksika’da 12 eyalette Hayvanları Korumak İçin Dünya Toplumu adındaki örgütün 50 binden fazla kişiyle yaptığı araştırmalarda insanların %87’sinin boğa güreşine karşı olduğunu görüyoruz. İnsan ve hayvan hakları arasındaki bağı kanıtlar şekilde Meksika’da ve İspanya’daki Yeşil Partiler boğa güreşine karşı hayvan hakları gruplarına katılıyorlar.

Meksika ve İspanya gibi ülkelerde boğa güreşinin popülerliğini yitirmesinin birkaç sebebi var. Bu sebepler arasında bu ülkelerin Avrupa Birliği ve küresel kapitalizmin etkisiyle ekonomik ve kültürel modernizasyona uğraması; medya, televizyon, alışveriş merkezleri, sinemalar ve  bilgisayar oyunları gibi alternatif “eğlence” kaynaklarının olması; futbolun popülerleşmesi (fanatikleri arasında öylesine yaygın ki insan agresyonunun dışa vurulması için yeterli)gibi sebepler var. İspanya son 40 sene  içerisinde hızlı bir modernizasyondan geçti. 1950’lere kadar İspanya tarım ülkesiydi, faşist diktatör Franco da ülkeyi 1939’dan 1975’t ölene dek iğrenç ideolojileriyle yönetmişti. Ardından sosyalistler İspanya’nın uluslar arası konumunu yükseltti ve ispanya 1986’de Avrupa topluluğuna katıldı.

Modernize edici etkiler sadece teknolojik ve ekonomik alanlardan kaynaklanmaz, etik alanındaki değişimlerden de kaynaklanır. Dünyadaki insanlar artık, giderek daha fazla, hayvan istismarını kabul edilemez görüyorlar. Bunun sonunda Dünya Hayvanları Koruma Toplumu (WSPA) ya da Uluslar arası Boğa Karşıtları ve Hayvan Özgürlüğü Kuruluşu gibi bir çok uluslararası grup boğa güreşine karşı agresif kampanyalar yürütüyor.  Boğa güreşi ve diğer hayvan istismarlarına meydan okuyan hayvan hakları grupları İspanya, Portekiz ve Meksika gibi Latin ülkeleri ve Fransa’da  yaygınlaşıyor. Avrupa’da Hayvan Zulmüne Karşı Mücadele (FAACE) grubu bazı kanlı fiestaları durdurdu ve bir çok Avrupa ülkesi ve bölgesinde refahçı düzenlemelerin kurumsallaşmasını sağladı. WSPA ve diğer gruplar boğa güreşi yapılan  ülkelerde insancıl eğitimi yaymaya çalışıyorlar. ABD’de PETA ve SHARK gibi gruplar boğa güreşlerine karşı etkili protestolar ve eğitim kampanyalar düzenlediler.

Uluslararası eleştiriler yüzünden boğa güreşleri ve fiestalar Paris, Moskova, Küba ve diğer yerlerde de durduruldu. 1992’de 400 İspanyol protestocu Madrid sokaklarında boğa güreşlerine karşı yürüdü. Bu sayı Barcelona’da 2000 yılında 500 olmuştu. 1990’dan beri  Barcelona grubu Animal Help,  Katalonya boğa arenasından üçünü kapattı. Tossa de Mar, Vilamacolum ve La Voajol gibi tatil köyleri boğa güreşlerini yasakladı, Jalapa adındaki Meksika şehri de bu yasağı uyguladı. İspanya’daki en ilerici bölge olan Katalonya 1988’de kan fiestalarını yasaklayan bir yasa maddesini kabul etti ama Barcelona’da boğa güreşleri halen daha yapılıyor. Boğa güreşleri ve kan fiestaları Kanarya Adaları’nda da yasaklandı ama horoz dövüşü hem yasal hem de popüler. Orta ve Latin Amerika’da boğa güreşine karşı yasalar çıkarıldı.

Eğer Avrupa ve Meksikalıların çoğunluğu boğa güreşlerine ve zalim fiestalara karşı ise, neden hala bunlar yaşanmaya devam ediyor? Çok iyi organize olmuş üreticiler ve lobiciler ekonomik ve politik güçlerini kullanmaya devam ediyorlar. İspanya’da ulusal ve yerel hükümetler boğa güreşine sıcak bakıyor, getirisine bakıyorlar. Boğa üreticileri inek, boğa, dana ve diğer hayvanları endüstrilerinin yan ürünleri olarak satmak amacıyla kan fiestalarını savunuyorlar. Resmi kilise politikası taraf tutmamaktan yana ama kilise bazı matadorları kutsadı, bazı piskoposlar boğa güreşlerine katıldı, ayrıca endüstriden de fon almaya devam ediyorlar, hatta bazı piskoposların kendisi de boğa güreşçisiydi zamanında. Papa protestolara kulağını tıkadı, yaşanan zulümlerle alakalı kanıtları da görmezden geldi.

Buna ek  olarak, boğa güreşi, Corona birası (anheuser-Busch) gibi şirketler tarafından da savunuluyor. Turizm endüstrileri boğa güreşi yapılması için bir diğer ekonomik kaynak oluşturuyor. ABD turist rehber kitapları turistlere nerede ve ne zaman boğa güreşi izleyebileceklerini açıklıyor. Turizm şirketleri içinde boğa güreşleri bulunan paketler servis ediyor . Bu uydurma romantizm ardındaki kanlı gerçeği gördükten sonra, çoğu turist altı boğadan ikisi öldürülünce oradan ayrılıyor ve bir daha oraya asla dönmüyorlar.

Boğa güreşini savunan şirketlerin boykotlardan ve protestolardan ödü kopuyor. SHARK ve diğer gruplardan gelen yoğun baskılar sonucunda Pepsi Meksika arenalarındaki reklam panolarını çekti. Phoenix’tek Dillard’s departmanı da tüketici şikayetlerinden sonra boğa güreşi bileti satmayı bıraktı. Bu yüzden boğa güreşlerinin yapıldığı İspanya ve diğer ülkelerde eğitimi savunmak hayati öneme sahip olmakla kalmıyor, ayrıca Tucson ve El Paso gibi ABD şehirlerinde de eğitimi yaygınlaştırmak gerekiyor, bu şehirlerden Meksika’ya geçerek boğa güreşi izlemek mümkün. SHARK’tan Steve Hindi’ye göre Meksika ringleri Amerikalı turistler olmasa bir gecede batardı.

Geleneği ve İnsan Kimliğini Keşfetmek

“Bir sömürü biçiminin kadimliği onun devam etmesi için bahane değildir.” Dr. Samuel Johnson

“Düşünen insan ne kadar geleneğe dayansa ya da etrafı nurla çevrili olsa da bütün zalim geleneklere karşı çıkmak zorundadır. Bütün hayvanları da içine alan sınırsız bir etiğe ihtiyacımız var.” Albert Schweitzer

Avrupa’da yaşanan değişimlere bakınca bir gün boğa güreşinin, uzun zamandır devam eden bir “geleneğin”  tamamen ortadan kaldırılabileceğine dair ümitvar olabiliriz. Parlamento 1835’te yasaklayana dek İngiltere’de 1000 sene kadar boğa-köpek dövüşü ve boğa koşusu gibi eylemlerde devam etti. İngiltere, İtalya, Belçika ve Almanya gibi ülkelerde tavuk öldürme festivalleri yaygın ama hepsi de yasaklandı. İspanya’nın yeni geleneği olan keçilerin kilise kulelerinden aşağı atılması (1975’te başladı) da sona erdi. Hayvanlara yönelik bakış küresel anlamda değişiyor ve hem İspanya hem de diğer yerlerde boğa güreşleri, mesela ABD’deki horoz dövüşleri de ahlaki ilerlemenin rüzgarlarına dayanamayabilir.

Barcelona gibi bazı İspanyol şehirleri 1988 tarihli Hayvanlarla Beraber Yaşama ve Onların Haklarını Kabul Etmeye Yönelik Belediye Deklarasyonu’nu imzaladı; ama bunlar boğa güreşlerini muaf tutuyorlar; aynen ABD’deki hayvan refahı yasalarının bilimsel, ekonomik ve  kültürel anlamda geçerli olduğunu düşündüğü en korkunç kurumsal istismar örneklerini mesela bir kedinin ateşe verilmesi gibi görmeyip o çerçeveden muaf tutması gibi. 1997 Amsterdam Avrupa Birliği Protokolü hayvanların hissetme yeteneğine sahip olduğunu söyleyerek onları yasal olarak tanıdı; ama Avrupa Birliği Ulusal Kültür başlığı altında boğa güreşlerinin koruma altına alınmasına karar verdi. Kendisini koyduğu rezil duruma rağmen, AB, turist euroları için boğa güreşine destek verip boğa yetiştirme çiftliklerini sübvanse ediyor. 2004’te Barcelona’da Evrensel Kültür Forumu’na ev sahipliği yapıyor- bu da kültürün ne anlama geldiğini konuşmak için harika bir fırsat; çünkü Barcelona yılda 100 boğanın zevk için öldürülmesine izin veriyor, oysa WSPA kamuoyu araştırmaları Katalonyalıların %96’sının boğa güreşine karşı olduğunu gösteriyor,  %87’si ise hayvanlara da saygı gösterilmesini istiyor. Bu anlamda hem WSPA hem de diğer hayvan hakları gruplarının boğa güreşi karşıtı tavırlarını sürdüreceğini tahmin edebiliriz.

Gelenekler ne kadar uzun süre dayandıklarına, kaç insanın onlara bağlı kaldığına göre değil, aslında insancıl olup olmadıklarına ve şiddetten uzak durup durmadıklarına göre değerlendirilmeli. Zulümün kültürle  bir alakası yok; tersine zulüm kültürün antitezi. İnsanlığın ahlaki uyanışına dek hayvan hakları gereksiz ve keyfi şiddet üzerine kurulan kültürel gelenekleri bir kenara atmaya devam edecek.

Her yıl yüzlerce insan yıllık Mooning of Amtrak gününde California’ya geliyor. Hem sarhoş hem de gürültücü bir şekilde yan yana durup pantolonlarını indiriyor ve geçen trene doğru dönüyorlar. Aynı  şekilde Maine’deki insanlar Çöp Yürüyüşü’nde  yaratıcı botlar veya giyecekler yapıyorlar. Aptalca belki ama ispanya’nın fiestalarının tersine bu fiestalarda hiçbir hayvan bedel ödemek zorunda kalmıyor. Acaba İspanyollar PETA’nın hayat geçmesi için uğraştığı yeni eğlendirici gelenekleri yeterince kucaklayabilir mi? Mesela  çıplak koşusu gibi? Bir çok İspanyol, Meksikalı ve diğer Latin ülkesinden gelen insanlar insanların diğer hayvanlarla nasıl bağ kurması gerektiğini onlara sorgulatan bir kimlik krizini tecrübe ediyorlar.

Boğa muhteşem bir canlı ve bir kültürün hürmet göstermeye isteyebileceği potansiyel bir sembol. Ama hürmet onur ve saygı talep eder, beraber var olma ve  muhafaza etme iradesi ister, ihlal etmeye ve öldürmeye hoş bakamaz. İspanyollar boğayı totemik hayvanları olarak tutabilir elbette ama geleneklerini o hayvanı parçalara ayırmak yerine korumak  için yeniden yapılandırmalılar.  Yeniden ele geçirilecek bir gelenek söz konusuysa o zaman belki İspanya Romalıların “oyunlarını” pas geçmeli ve kadim Mısır’ın boğaya tanrı gözüyle baktığı o hürmet tavrına geri dönmeli ; ama onların kurban ritüelini de hayat geçirmeden yapmalı bunu.

İspanyol güneşi, morumsu renklerle süslü tepeler, matadorun göz kamaştırıcı traje de lucesi (ışıklı giysisi) hepsinin estetik bir değeri var; ama acı çeken bir hayvanın sırf bir insanın bilgi eksiğinden, kibirinden, barbarlığından ve hırsından öldüğü gerçeğinden ayrı düşünürsek böyle bu. Bu gerçek, boğa güreşini sanat olduğu iddiasıyla konduğu yerinden ediyor ve gerçekten ait olduğu yere koyuyor onu-insanın kötülüğü ve şeytanlığının lağımına.

İnsanlar küresel kapitalizmin sebep olduğu başdöndürücü değişiklikleri arasında insanlığın Avrupa kültürlerinin en iyi geleneklerini koruyacak denli bilge olabilmesini ümit etmek zorunda; mesela İspanyol Flamenko müziğinin ve şiirinin güzelliği gibi, ama en kötüsünü de reddedebilmeli, mesela boğa güreşleri ve kan fiestaları gibi. Modernizasyon kültürleri yok ediyor, doğal dünyayı yutuyor, biyoçeşitliliği öldürüyor, değer kavramının anlamını çıkar elde etmeye indirgiyor. Ama ayrıca kadim hiyerarşileri ters yüz ederek hak, demokrasi ve eşitlik gibi ilerici değerleri  savunuyor.

Hayvan hakları modern insanlığın akıl ettiği en yüksek değerlerin geliştirilmesinde yeni bir aşama.  İnsanlar “kültür” adı verilecek değerde bir şey yarattıklarında o zaman boğa güreşi, kan fiestaları ve hayvanlara uygulanan diğer zulüm çeşitleri olmayacak. Gezegene hakim olan, yarı tanrı olduğumuz şeklindeki çarpık kavramlarımız, canlı ilişkileri üzerindeki ağlara bağlı ve ona ait olduğumuz şeklinde daha holistik ve tevazu sahibi bir nosyonla yer değiştirmeli. Eğer insanlık ve canlılar dünyasının bir bütün olarak bir geleceği olacaksa, varsa böyle bir ihtimal; insanlar tahakkümcülüğü ve türcülüğü bütün biyotopluluklara saygı duymak adına ortadan kaldırmak zorunda.

Boğa güreşlerine yönelik dünya çapındaki eleştiriler insan türü kimliğindeki ahlaki gelişimin ve  kaymanın güçlü bir işareti gibi. Bu ahlaki devrim küresel olarak büyümeli. İspanya’daki mücadele insan türünün kendine adapte etmesi, değiştirmesi ve evrim geçirmesi ya da karanlık ve uğursuz bir geleceğe teslim olması yolunda anahtar rolü oynuyor.

(Not: 18 Aralık 2009 tarihinde Katalonya parlamentosu Katalonya’da boğa güreşlerini yasakladı; ama yasak 2012 yılında yürürlüğe girecek.)

Çeviri:CemC

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s