CESUR YENİ DÜNYA MÜHENDİSLİĞİ: GERÇEK ARTIK ESKİSİ GİBİ DEĞİL

Dr.Steve Best

Edebiyat sadece kurgudan ibaret değildir, toplum hakkında hayati öneme sahip açılar sağlar. Belki de dikkat çeken biri örnek olarak Upton Sinclair’in The Jungle(1906) kitabını burada söyleyebiliriz, bu kitap halkı et endüstrisinin iğrençliği ve işçi sınıfının perişan hayatları hakkında bilgilendirmiştir. Bu örnekten de belli olduğu gibi, edebiyat  sosyolojik çözümlemelerin başaramayacağı türden, günlük hayatla alakalı somut keşifler yapmamızı sağlar. Dahası, edebiyat yaklaşmakta olan şeylerle alakalı derin uyarılar ve önseziler de sağlar. Medya kuramcısı Marshall Mcluhan’ın sözleriyle söylemek gerekirse sanatçılar bilim adamları ve felsefecilerden önce değişiklileri görüp  hisseden “geleceğin antenleri”dir.

18.yy’dan itibaren “Frankenstein” (1818), “Dr.Moreau’nun Adası” (1896) ve “1984” (1949) gibi romanlarla yazarlar bir gün yaşayabileceğimiz türden bir dünyayla alakalı önemli uyarılarda bulundular. Ama belki de toplumsal dönüşümle alakalı en derin edebi haritayı Aldous Huxley’nin “Cesur Yeni Dünya” kitabı çizdi. 1931 yılında yazılan bu kitap bilim kurgunun nasıl bilimsel bir gerçek haline dönüştüğünün ve teknolojik dünyanın hızla değiştiğinin mükemmel bir örneğidir. Huxley , “Cesur Yeni Dünya”’yı yazdığında klonlamanın yüzyıllarca sonra hayata geçeceğine inanıyordu. 1997 yılında, başyapıtının basılmasından 66 sene sonra, ilk yetişkin memeli hücresi klonlandı ve dünya Dolly’e “merhaba” dedi.

“Cesur Yeni Dünya”’da, “Ford, Lorddur”; çünkü  seri imalatı, kitlesel tüketimi ve endüstriyel kapitalizm tarafından başlatılan mühendislik paradigmasını baş tacı eden  Henry Ford’du. Huxley’nin disütopik vizyonunda hem biyolojik hem de toplumsal gerçeklik inşa edilir: bireyler montaj hatlarında dünyaya getirilir, önceden belirlenmiş sınıflara göre biçimlendirilir, ve ardından büyük kuluçka makinelerinde klonlanırlar. Biyolojik üretim yerini genetik replikasyonlara bırakır; bebekler rahimden değil, petri kaplarından doğarlar, anne babalar da teknisyenlerle yer değiştirir. Bu “cesur yeni dünya”, romandaki “hurda”nın gözünden anlatıldığı şekliyle insani olanı tamamen yok etmenin bir örneğidir. Aşk, aile, evlilik, uzun süren bağlılıklar, din ya da ruhsallık yoktur; insanların tek sadakati Ford’adır, Devlet’edir, ve zevk ilacı Soma’yadır.

Orwell’in 1984’ünden farklı olarak Huxley, ceza değil de ödülle, zorlamayla değil de şiddet içermeyen manipülasyon biçimleriyle, püriten çilecilik yerine zevke dalmayla kontrol edilen insanları anlatır. Huxley en güçlü kontrol şeklinin insanların kendilerini kararlı hissetmediği, kontrolün zevkle bir araya geldiği, insanların direnecek hiç bir şey bulamadığı ve yabancılaşmış olmaktan dolayı kendilerini rahat hissettiği zaman elde edildiğini anlamıştır. Özgürlük “1984”’te ya da “Cesur Yeni Dünya”’da yoktur, ama “Cesur Yeni Dünya”’da özgürlük kimsenin umrunda değildir zaten. Bu yüzden zevk politikası, zevk duymaya yönelik bu delirmişcesine istek insanları sosyal katılımdan ve vatandaşlık görevlerinden uzaklaştırır. Eğlence toplumunun içerisinde, TV’deki haberlerden eğitime ve politikaya kadar her şeyin eğlence kodlarıyla belirlendiği bir toplumda bireyler kolay bir şekilde marjinalize edilirler, elitler iktidarı uygularken diğer insanlar keyiflerini sürmeye devam ederler. Huxley bizleri insanların zevk almak için özgürlüğü kurban ettiği konusunda uyarır; kitleler sosyolog C.Wright Mills’in “mutlu robotlar” adını verdiği şeye dönüşüyor, ama kitaptaki “hurda” en doğrusunu ortaya koyuyor: “Cesur Yeni Dünya”’nın hedonistleri mutlu  filan değiller, sadece artık uyuşmuşlar durumdalar.

Basit bir takım vasıflarla beraber bizim dünyamız Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası’nın ta kendisi; dünyayı kontrol eden bir avuç insan, yapay doğum teknolojileri, genetik mühendislik ve klonlama dahil her şey mevcut.  Henüz insanları biyolojik olarak klonlayamıyoruz, ama pek de önemli değil, çünkü insanları sosyal olarak, din yoluyla, okullar aracılığıyla, medya ve reklamlar aracılığıyla klonlamayı biliyoruz, böylece insanları üretim ve tüketim makinelerindeki yerlerini almaları konusunda koşullandırmış oluyoruz. Sanal oyun ortamlarıyla, Disney World’deki Terminatör 2 gibi multi duyusal eğlencelerle ve izlediğiniz şeyi simüle imajlar ve görüntülerle gerçekmiş gibi hissettiren intensörler aracılığıyla Huxley’nin “feelie” adını verdiği şeyin nasıl bir şey olduğunu tahmin edebiliyoruz. Prozac’tan valium ve xanax’a ve  librium’a dek insanları etkisiz hale getiren ve onları kapitalizmin insanı öldürücü performans prensibine uymalarına yardımcı olan kendi Soma versiyonlarımızı da ürettik. (Huxley’nin söylediği gibi, “iyi bir keyiflendirici insanı dünyayla barıştırır”). Eğlence dünyasında her şey kültür dopingidir. Bugün Marx’ın sözünü şöyle değiştirmek gerekirdi: din değil, kitle kültürü halkın afyonudur.

Ama Huxley’nin tahmin ettiği gibi, aynı seri üretim paradigmasını, ekonomi ve toplumun organizasyonu bizde olduğu için, doğayı kontrol etmek amacıyla uygulama sürecinden geçiyoruz. Doğayı inşa ediyoruz; mikrokozmik boyutlarda  olaylara müdahale ederek yeni hayat biçimleri dizayn ediyor, yaratıyor ve seri şekilde üretiyoruz. Genetik mühendislik  aracılığıyla insanlığın bugüne dek giriştiği en radikal deneye başlamış oluyoruz, yeni bitki ve hayvan türleri yaratıyor ve öte yandan daha fazla sayıda hayvan klonlayıp tür sınırları arasında sorumsuzca sınır ihlalleri meydana getiriyoruz.

İnsanlık; çıkar, bilimsel indirgemecilik ve doğanın tahakküm altına alınması amaçlı ikinci bir yaratılış anının tam da ortasında. Eğer şu andaki dinamikler devam ederse yakında Monsanto ve Du Pont gibi birkaç biyotek şirketi bütün hayatın DNA’sının patentine sahip olacak, ama buna rağmen halka açık tartışmalar yok ortada, medya umursamıyor, ya da bildiğimiz anlamdaki gerçekliği ortadan kaldıracak bu tehlikeli devrimle alakalı yasal düzenlemelerin de esamesi okunmuyor.

Bilimsel gerçeküstücülüğün hayvanat bahçesinde gezinirken insan kendini anormal transgenik türlerden oluşmuş camdan oyuncaklar arasında buluyor, buna ağustos böceği genleri taşıyan tütün bitkileri (böylece geceleri ışıyorlar), antifriz genleriyle değiştirilmiş balık ve domatesler (böylece soğuğa dayanabiliyorlar) , tavuk genleriyle karıştırılmış patatesler (acaba patates ve etinizi aynı tabakta yemek için mi?), büyükbaş hayvan genleri kullanılarak modifiye edilen tavuklar (daha büyük “makro tavuk”lar yaratmak için), içinde insan DNA’sı bulunan domuzlar (büyüme oranı ve hızını artırmak için) , keçi ve koyun arasında bir başka ara tür, ve halkın habersizce tükettiği genetiği değiştirilmiş bir sürü ürün de buna dahil.

Biyotek endüstrileri genetik mühendislik teknolojilerinde hiçbir zarar olmadığı konusunda bizi rahatlatıyor, geleneksel ekim, üretim şekillerinden farklı olmadığı yolunda bize güvence veriyor. İnsanların doğayı değişik teknolojilerle  bugüne dek manipüle ettiği doğru, bitkileri ve hayvanları çok köklü şekillerde değiştirdiği doğru; ama  genetik mühendislik gerçekten doğası ve gücü anlamında önceden görülmemiş bir şey, bugüne dek insanoğlu tür sınırlarını geçememişti, farklı türlerin DNAsını doğrudan karıştırmamıştı ve biyolojik değişikliklerin mühendisliğini yapmayı becerememişti. Artık insan dizaynına göre evrime yön verecek teknolojiye sahip olduğumuz ortada, o halde sormamız gereken asıl soru şu: bizler Tanrı rolü oynayacak, yeni hayat formları dizayn edip onları ve çevrelerini kontrol edecek, yarattığımız şeyin doğa olduğu ve bu yarattığımız değişimin yan ve düz anlamlarını anlayabilecek kadar zeki ve bilge miyiz?

Hızla ortaya çıkan genetik devrimin farklı açılarını ayrımsamaya ihtiyacımız var. Bitkilere mühendislik uygulandığında artık bunun adı biyoteknoloji oluyor, biyoteknoloji esas olarak tarım ilaçlarına dayanıklı genler içeren bitkiler dizayn etmeye yönelik bir çaba içerisinde. Hayvanlar üzerinde kullanıldığında genetik mühendisliğin adı bu sefer “pharming” oluyor. Pharming hayvanları farmasötik fabrikalar haline dönüştürmeye (sütlerine ya da kanlarına gizlenmiş ilaçlarla)ve maksimum çıkar sağlamaya yarayacak daha büyük vücutlar yaratmaya yoğunlaşır. İnsanlar üzerinde uygulandığında genetik mühendislik hastalıkları kontrol etme ve tedavi etme amacıyla hareket eder; ama kaçınılmaz olarak olay soyarıtımına ve dizayn edilmiş harikulade bebekler yaratmaya doğru sapar. Her durumda şirket/bilim/teknoloji kompleksi doğanın yeterince iyi olmadığına karar verir, yeterince hızlı büyümediği ya da büyük olmadığı sonucuna varır ve buna paralel olarak da kontol edebileceği ve bazı durumlarda hakikaten sağabileceği yeni ve geliştirilmiş bir doğa yaratmak ister.

Elbette genetik mühendisliğin bir çok vaadi olduğunu söylemek lazım; mesela ileri  tarımsal üreticilik, yeni ilaçların geliştirilmesi ya da insanı sakat bırakan hastalıkların iyileştirilmesi gibi. Ama bu vaatlerle beraber korkutucu olasılıklar da ortaya çıkıyor: genetiği değiştirilmiş bitkiler kontrolden çıktığında oluşan biyokirlilik; monokültürlerde ve antibiyotiğe dayanıklı bakterilerde görülen artışlar; hayvanlara yönelik daha büyük çaplı sömürüler, insan genomuna yönelik kalıcı hasarlar meydana gelmesi; ve genetik ayrımcılık etrafında organize olmuş yeni bir Gattaca tarzı toplum.

Bilim adamları ve  şirketlerin teknolojileri nasıl kullandığını düşündüğümüzde, bilimin ticarileştirilmesinin nasıl yaygınlaştığını göz önüne aldığımızda ve GDOlu ürünler ve klon teknolojilerini kullanmanın ne sonuçlara yol açtığını düşündüğümüzde korkarım ki genetik devrimin aydınlık yönünden çok karanlık yönüne tanık olacağız. Genetik mühendislikle alakalı ütopyalar asla kaybolup gidemezler;  çünkü, açık olmak gerekirse, yanlış bir kavramsal paradigmadan kaynaklanıyorlar, determinizm ve indirgemecilikten güç alıyorlar, oysa doğa holistik ve kendini organize eden bir mod içerisinde hareket ediyor. Bu yüzden Flavr-Savr domateslerinden Monsanto’nun Round Up Ready mısır ürünlerine ve transgenik domuzlara dek yeni genetik yaratıklar başarısız oldular.

Kötü bir haber verdiğim için üzgünüm, ama Cesur Yeni Dünya başladı.

Çeviri:CemCB

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s