Gandi: Vejetaryenlik Yolunda



Dr.Steve Best

“Gelecek nesiller, bunun gibi etten ve kandan bir varlığın bir zamanlar dünya üzerinde yürüdüğüne inanmaya korkacak.” Albert Einstein

Mahatma Gandi (1869 – 1948) daha çok İngiliz emperyalizmine karşı verdiği ve 1947’de Hindistan’ın (oldukça sorunlu da olsa) bağımsızlığıyla sonuçlanan destansı mücadelesiyle bilinir. Gandi’nin politik ve manevi görüşü ayrılmaz bir biçimde kaynaşmıştır, zira o dünyayı manevi araçlar yoluyla değiştirmeye çalışmıştır.

Gandi kendi hedefini, öncelikle halkının özgürlüğe hazırlanmasında ve bu özgürlüğü kazanmasında yardımcı olmak; daha sonra da sadece İngilizlerden değil, aynı zamanda topyekun Batılı ve modern etkilerden kurtulması için çaba göstermek şeklinde tarif etmiştir.

Gandi, Ahimsa (zarar verme arzusunun yokluğu) felsefesine dayanan eski Hint dinleri ile kökeninde hastalıklı bir şiddet gördüğü Batı kültürü arasına keskin bir çizgi çekti.

Martin Luther King’in de aralarında bulunduğu sayısız eylemci üzerinde son derece büyük bir etkisi olan Gandi, Hindu felsefesi ve Thoreau’nun “Sivil İtaatsizlik” isimli denemesinin uyarıcı etkisiyle, şiddet-karşıtı sivil itaatsizlik yoluyla çarpıcı sonuçlar elde etmiştir. Bu süreçte Gandi’nin adı Satyagraha’ydı, – ya da kelime anlamıyla, “ruh gücü,” – nefret ve cehalete karşı anlayışın, sevginin gücü. Ancak, onun öğrettiği kadarıyla, Satyagraha, zayıfların silahı olamaz. Çünkü, gücün ve düşmanlığın karşısında şiddet-karşıtı bir tutum takınabilmek, hem ahlaki hem de fiziksel güç, disiplin ve yoğun bir ruhsal eğitim gerektirir. Gandhi’ye göre bir patlamayı soğurmak, bir patlama yaratmaktan, ölmek, öldürmekten çok daha fazla cesaret ister. Şiddete karşı şiddet, insan ruhundaki bozulmaya katkıda bulunur, ancak şiddet karşıtlığı onarır, iyileştirir.


Tutarlı bir düşünür ve gerçek bir ruhsal devrimci olan Gandi, şiddet karşıtlığı ve vejetaryenlik arasındaki doğrudan bağlantıyı ıskalamadı. Bütün canlı varlıkların, Tanrı’nın dünyadaki cisimleşmiş hali ve manevi dünyanın bir parçası olarak görüp, bundan dolayı saygı ve hürmete eşit düzeyde layık olduklarını kabul etti. Yaşamı gereksiz yere tahrip etmeden et yiyemeyiz, çelişkiye düşmenin ızrabını yaşamadan, manevi varlıklar ya da bakış ve eylemlerimizde şiddet karşıtı olduğumuzu söyleyemeyiz.

Ancak Gandi bu konuma, büyük bir evrim ve mücadelenin sonrasında vardı. Her vejetaryen, etobur bir kültürde hepimizin girmek zorunda kaldığı çatışmalarla çoğu kez Gandi’nin de karşılaştığını taktir edecektir. Genç bir adam olarak, hayvansal proteinin sağlık için bir ihtiyaç olduğuna inanan aile fertleri ve arkadaşlarıyla – Hindistan gibi bir ülkede bile – sürekli uğraşmak durumundaydı. İngilizlerin Hindistan’ı yönetmesini, Hintlilerin zayıf vejetaryen, İngilizlerin ise güçlü et yiyiciler olmasına bağlayanlar bile vardı.

Zayıf bünyeli oluşu, genç Gandi’nin bu argümanlardan etkilenmesine sebebiyet verdi. Arkadaşları gibi “güçlü” olma arzusu ile Vaişnava olan ebeveynleri tarafından et yediği için kınanması arasında kalmıştı. Bu stresi kaldıramayan Ganhdhi, bir gün, nehir kıyısında bir köşeye çekilip gizli saklı, utanç verici bir şekilde et yemeğe karar verdi. O gece hastalandı ve korkunç rüyalar gördü. Bir sene boyunca et yedi ve bu süre zarfında ailesine yalan söyledi. Bu yüzden suçluluk duygusu onu boğmaya, bunaltmaya başlayınca, ailesi ölene kadar yasak maddeden vazgeçeceğine yemin etti. Ailesini kandırmanın, vejetaryenlikten kaynaklanabilecek her hangi bir hastalıktan daha kötü olduğuna karar vermişti.

Bir gün, Hukuk okuduğu İngiltere’de akşam yemeği yerken, (Güney Afrika ve Hindistan’daki ciddi mücadelerinden 5 yıl önce) kaderin cilvesi olsa gerek, Gandi, Henry Salt’un “Vejetaryenlik Savunması” isimli meşhur kitabina rastladı. Bu kitapla vejetaryenliği kabul etmek için yeni ve daha iyi sebepler bulmuştu. “Bu kitabı okuduğum tarihten beri (1888), vejetaryen olduğumu iddia edebilirim. Annemin önünde (et yemeyeceğime dair) yemin ettiğim güne şükrediyorum. O günden sonra, ettiğim yemin ve hakikat uğruna, etten uzak durdum, ama aynı zamanda bütün hintlilerin et yiyici olmasını istiyor, özgür ve açıkça kendim olacağım günü ve diğerlerini de bu davaya (et yiyici olma) katmayı sabırsızlıkla bekliyordum. Şimdi ise seçimim vejetaryenlik lehinde. Bunu yaymak o zamandan beri misyonum oldu.”

Vejetaryen dostlar cesaretinizi toplayın. Vejetaryenlik söz konusu olduğunda, bir kitabın, broşürün veya konuşmanın insanın iradesini, aklını, yüreğini bir ömür boyu değiştireceği asla söylenemez. Salt’un kitabı Gandi’yi gönülsüz bir et sakınganlığından, ahlaki bir vejetaryen bağlılığa götürdü. Fakat Gandi’nin ahlaki gelişiminde geçmesi gereken bir aşama daha kalmıştı – tutkuyla Tanrı’yı kabulleniş. Kader ağlarını örmüştü ve vejetaryenlik meselesi kişisel gelişiminde kilit bir rol oynayacaktı.

Vejetaryen bir yemekhanede yemek yerken, kendisi dinsiz olan Gandi, bir Hıristiyanla tanıştı. Ondan içmeye ve et-yemeye karşıtı bölümler bulması için İncil’i okumasını rica etti. Bu Hıristiyan ricayı yerine getirdi ve daha sonra Gandi’nin derinlemesine okuduğu bir İncil hediye etti ona. Eski Ahit (Tevrat) Gandi’yi sıksa da Yeni Ahit’teki (İncil) İsa’nın barış mesajları, din hakkında daha fazla öğrenmesini ve nihai olarak da merkezi tutkusu olarak Tanrı’yı kabul etmesini teşvik etti. Bu manevi dönüşüm aracılığıyla Gandi, vejetaryen olmak için daha da derin bir sebep buldu. “Et yemek benim için bir günahtır” diye ilan etti. Zira Tanrı’nın yarattıklarından her hangi birine zarar vermenin yanlış olduğunu hissetti, insan ya da değil.”

Böylece vejetaryenlik, sadece Gandi’nin kişisel gelişimi açısından değil, dolaylı olarak, ilham verdiği hareketler ve kişiler açısından da can alıcı öneme sahip oldu. Gandi’nin şiddet karşıtı etiği, sadece günlük dietlerimiz açısından değil, aynı zamanda başkalarına karşı tavırlamız açısından da vejeteryanlara uygun düşer. Şiddet çeşitli şekillerde tezahür edebilir, sadece en kaba ve açık olanı fiziksel güç ve gaddarlık içerir. Oysa şiddet, görünür bir davranıştan çok bir zihniyettir; başkalarına fiziksel veya duygusal tacizde bulunmasak bile başı öfke, hınç, tahammülsüzlük ve nefretle belada olan bir zorba olabiliriz.

Cahil bir etobur tabağımızdaki yiyecekle alay ettiğinde, veya kızgın bir sürücü hayvan istismarını protesto edenler olarak bize el kol hareketi yaptığında, insanın soğukkanlılığını koruması pek kolay değildir. Fakat Gandi’nin örneğini izlersek, nefrete karşı sevgiyle, cehalete karşı anlayışla ve fiziksel güce karşı manevi güç ile karşılık verebilriz. Şiddet yüzünden öldürülen şiddet karşıtı bir insan olan Gandi, hem ruhun hem de bedenin arınmasında vejeteryanizmin oynadığı merkezi rolü bütün dünyaya öğretmiştir.

Çeviri: Memduh Er

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s