Radikal Köle Karşıtlığı Manifestosu:

 

Gereken Her Türlü Şekilde  Total Özgürlük

Dr. Steve Best

I.
Hayvanları Savunma Hareketi artık ya öleceği ya da yapması gerekeni yapacağı bir dönüm noktasında bulunuyor. 1980lerin başlarında yeni bir hayvan hakları hareketi potansiyelleriyle dopdolu bir biçimde parıldıyordu; birkaç sene içerisinde bu ışık yozlaşma, oportünizm ve bürokrasinin samimi bir değişim vaadinin içini boşalttığı bir şekil aldı. Evrim geçirdikçe PETA ve diğer gruplar, HSUS (ABD İnsancıl Topluluğu)’na özenerek dev şirket canavarları ve ana akım makinelerine dönüştüler. Taviz verir bir şekilde hayvan hakları grupları sürüp giden hayvan kırımını yok etmek yerine onu düzenlemek amacıyla sömürü endüstrileriyle beraber çalıştılar.

Örneğin son on yıl içerisinde PETA McDonalds’ı, Burger King’i ve KFC’yi kafes boyutlarını büyütmek ve “daha az zulüm içeren ve daha fazla kazanç sağlayan” kesim metodları uygulamaları konusunda zorladı, aynı anda HSUS yoğun şekilde “insancıl et” ve “kafesten elde edilmeyen yumurtalar” konusunda kampanyalar yapıyordu. Bu gruplar nihai anlamda sömürenlerin çıkarlarına hizmet edip genel anlamda kapitalist prensipleri baş tacı ediyordu. Ancak 1980lerde PETA’nın ciddi bir kuruluş olarak başlayıp ALF’i savunmaya devam etmesine rağmen HSUS 1954’teki kuruluşundan bu yana bürokratik bir refahçı grup olmuştur ve taviz vermeden ALF’i kınamaya devam edip vejetaryenliğe bile destek vermekten uzak durarak etçil kültürü yüceltmektedir.

Endüstride ya da hayvanları savunma kamplarında hala şüpheleri olan vardır diye HSUS Başkanı ve CEO’su Wayne Pacelle’in 2009 Temmuz’unda Agritalk radyo’daki bir röportajda söylediklerini yazmam gerek. Pacelle röportajda resmen özel hayatında vegan olduğu için özür dileyerek etin, dirikesimin, avcılığın, hayvanat bahçelerinin ve sirk endüstrilerinin HSUS’tan korkmalarını gerektirecek hiçbir sebep olmadığını; çünkü amaçlarının bu kurum ve kuruluşların çalışmalarını sona erdirmek değil sadece “hayvanlara karşı nezaket ve merhamet”göstermeyi savunmak olduğunu söyledi.

II.

Bürokratik “refahçılığın” bu sefil reformistliği ve oportünistliğine doğrudan bir tepki olarak, hayvanları savunmayı hedefleyen yeni bir hareket doğdu; ama bu hareket refahçılığın değil, hayvan hakları mücadelesinin altını çiziyordu; düzenlemeler yerine hayvan köleciliğinin tamamen sona erdirilmesini talep ediyordu; “insancıl” bir şekilde elde edilmiş hayvan ürünlerinin değil, veganizmin altını çiziyordu. Belli bir dereceye kadar bu yeni kölelik karşıtı hareket Rutgers Üniversitesi Hukuk profesörü Gary Francione’ın çalışmalarıyla tanımlanıp şekil almıştır. 1990lardan itibaren Francione hayvan hakları terimini kullanıp refahçı politikalar güden yeni refahçıların sahtekarlığını ifşa etti. Francione’a göre bu politikalar tutarsız olup hak kavramının içini boşaltır; her ne şekilde olursa olsun “refahçılık”, endüstrilerin yararına çalışır; refahçılık, türcülüğü ve hayvanların korkunç sömürü sistemleri içerisindeki durumunu ortadan kaldırmaktansa bu durumu daha da kötü bir hale sokar.

Photobucket

Francione şirket reformizminden kaynaklı hoşnutsuzluğa bir şekil verdi, ayrıca giderek büyüyen bir vegan kölelik karşıtı hareketin kıvılcımını ateşledi. Daha doğrusu, aslında Donald Watson tarafından 1944 yılında başlatılan ve ABD ve İngiltere’deki vegan topluluklar tarafından sürdürülen bir vegan hareketine yeniden hayat verdi. Bu toplumlar Watson’ın veganizmle alakalı geniş ve politik vizyonuna sahip çıktılar, Watson için veganizm sadece bir beslenme biçimi değildi, hayvanların sömürüsüne dayalı kölelik sisteminin tamamen kaldırılmasına dair etik , politik ve gerçekten de bütün baskı sistemlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir adanmaydı. Francione eski pasifist Jainizm ile Watson’ın vegan bakış açısını birleştirdi, böylece hayvan hakları felsefesi sistematik olarak ilk kez 1983 yılında Tom Regan tarafından geliştirildi, Regan pasifist vegan kölelik karşıtlığını matriksine bu etkileri de karıştırmış oldu.

Francione, veganizmi kendisi icat etmiş gibi davranıyor, ve Roger Yates gibi yalakalar hakiki bir hayvan hakları hareketinin aslında 1996’da Francione’ın eserinin giderek artan etkisiyle başladığını söylüyorlar. Ancak Francione daha çok Watson’ın orijinal öğretilerine geri dönüp gıda seçimleriyle hayvanlarla alakalı ahlaki bağlantıları birbirine bağlayan etik bir vizyondan uzak, bütün baskı ve sömürü çeşitlerine karşı çalışmak uğrunda tutarlı bir politik bağlılıktan mahrum bir tavır ortaya koymuştur. Türcülüğe yönelik kölelik karşıtı yaklaşımlar on dokuzuncu yüzyılda feminist dirikesim karşıtlarıyla başladı, Watson ve yavaş yavaş ortaya çıkan vegan topluluklar güçlenip 1960lardan günümüze dek İngiltere’de süren av sabote hareketleriyle canlılık kazanırken 1976 yılında Ronnie Lee, ALF’i kurduğu zaman tarihi anlamda büyük bir ilerleme kaydetmiş oldu.

Francione refahçılığa dair kuvvetli bir eleştiri ortaya koyup hayvan hakları felsefesini yeni bir seviyeye yükseltirken bir yandan da kendisinin politik bir vizyondan mahrum, insan nüfusunun %1’inden bile az bir kitle tarafından desteklenen bir hareketin marjinal konumunu ileriye götürebilecek bir kabiliyetten uzak olduğunu da kanıtlamıştır. Francione’ın dini, alakasız ve apolitik indirgemeleri açısından vegan kölelik karşıtlığı hala kapitalizm ve dominant ideolojiler tarafından sürdürülen elit, beyaz , Avrupa merkezli tüketimci bir hayat tarzı olarak kalmaktadır. Dahasıi Francione bir çeşit cemaat gibi Franciombeların oluşmasına sebep oldu, bu kişiler fundamentalist, sıkı, kavgaya düşkün , hem Allah’a hem şeytana ibadet eden, efendilerine ve onun düşmanca tavırlarına köle gibi bağlanmış kişilerdir, bu kişilerin kendilerini eleştirenlere tepkisi son derece serttir.

III.
Francione ve müritleri bir doktrin ve dogma dansında bir araya gelmiş durumda. Hristiyan köktendinciler gibi Francione ve takipçileri diğer insanlar hata yaparken kendilerinin Hakikat’e sahip olduğunu düşünüyor. Francione’ın söylediği gibi gerçekten başka hiçbir “alternatif” yoktur, sadece yıkım ve kaos vardır, tek istisna da kendilerindeki kanuna itaat, barışçıl eğitim ve kurumlar üzerinde bireylere ve tüketim alışkanlıklarına odaklanma durumu ve küresel kapitalizmden kaynaklanan üretim zorunluluklarıdır. Onlar için dünya siyah beyazdır, cevaplar kesin ve kat’idir, ve kompleksite ” ya/ya da” şeklinde biçim almış olup “hem/hem de” diyalektik mantığıyla elde edilmekten uzaktır.

Pasifist gruba göre ekonomik sabotaj gibi militan doğrudan eylem(MDE) taktikleri DAİMA yanlıştır ve ASLA bir etkiye sahip değildir. Kendilerini kompleksiteleri ve spesifik durumları analiz etme uğraşısından uzak tutan Franciombelar olası bir “hakikat”e tutunur ve bunu mekanik anlamda meydana gelmiş ya da gelecek her eyleme uygularlar. Tarih konusundaki cehaletleri ancak mental esneklikten uzak olmalarıyla eşleşebilir. 30 seneden fazladır, dünya çapında bir düzineden fazla ülkede, sayısı bilinmeyen binlerce eylemde sabotajcılar ve özgürlükçüler esaret altındaki yüzbinlerce hayvanı özgürlüğüne kavuşturdular; bir çok hayvan üreticisinin, kürk çiftliklerinin ve dirikesimcinin işini sonsuza dek kapattılar; ve bir çok insanı hayvan sömürüsü dışında iş yapmaları konusunda ikna ettiler, bu arada dünyanın her yerinden insana hayvan özgürlüğü hareketine katılmaları konusunda ilham kaynağı oldular.

Bütün bu olup biten şeylere rağmen Franciombelar yapılan işlerde hiçbir kıymet ya da kazanç görmüyor, sadece zarar görmüş mülklerin onarılması ve bütün özgürlüklerine kavuşturulmuş hayvanların yerine yenilerinin gelmesini düşünebiliyorlar. Bu bazı durumlar için geçerli olabilir, ama bir çok operasyonun ışığında bakıldığında bunun yanlış bir iddia olduğunu görüyoruz; hayvanların yerine yenileri gelse ve mülkler yeniden inşa edilse de, giderek yükselen sigorta bedelleri küçük ve orta halli işyerlerinin hayatta kalma şansını zayıflatıp zora sokuyor. Dogmatik pasifistler cehalet ve inkar perdesi arkasına saklanadursun, sömürücüler ALF eylemlerinin ne kadar etkili olduğunun canlı kanıtlarıdır.

Sabotaj taktiklerini “şiddet içeriyor” diye damgalamak ve mülklere yapılan saldırıları insanlara yapılan saldırılarla bir tutmak yoluyla Franciombelar FBI’ın ve şirket –devlet- medya kompleksinin gerici söylemini ve konumunu taklit ediyorlar. Gereksiz yere eğitimi illegal taktilerin (hatta açık kurtarmaların) karşısına koyuyorlar, sanki bu ikisi devrimci bir sürecin birbirini tamamlayan iki parçası değil de tamamen birbirine zıt iki olaymış gibi.

Kapitalizm, baskı biçimlerinin benzerliği ve ortak hareket etme politikalarıyla alakalı öne sürdüğü fikirlere rağmen Francione sonuçta basit, tek konu odaklı bir veganizm müdafaası yapıyor ve bunu yaparken beyaz, zengin, imtiyaz sahibi ve Batılı bir kitleye hitap ediyor, böyle bir durumda farklı ırktan, işçi sınıfı ailelerinden, yoksullardan, Çin’den ya da Hindistan’dan-dünyanın en nüfusu kalabalık ülkeleri olup Batı tipi beslenme alışkanlıklarına hızlı bir geçiş yaşıyorlar- söz etmiyor bile.

Francione bu sebeple on dokuzuncu yüzyılın başlarında hayvanları koruma hareketindeki eylemcilere yapışıp kalan elitist, sınıfçı ve ırkçı stigmaları yeniden üretiyor ve dahası veganizmi ve hayvan haklarını ilerici hareketlerden ve toplumsal akıştan ayırıyor. Zulmün, sömürünün ve ideolojik hegemonyanın, Batı düalizmlerine saplanıp kalmış üretim/tüketim, bireysel/toplumsal, psikolojik/kurumsal gibi yanlış zıtlıkların yapısal teorisini kuramayarak, kapitalizmin mantığını ve küresel yapısını, sorumluluğu ve suçu bireysel tüketicilerin omuzlarına yükleyerek temize çıkarmaktadır.

Elbette insanların kişisel hayatlarını değiştirmek için sorumluluk alması gerekiyor, mesela vegan olmak için ekolojik ve etik zorunluluğa katılmak bunun bir yolu. Ancak politik ve pedagojik olarak aynı anda vatandaşların hayatlarında çok büyük gücü olan yapısal güçleri idrak etmesi ve yumuşatılmış ekonomik ve politik kurumların etik ve toplumsal değişimi öğrenmeleri, öğretmeleri için önemli engeller ortaya koyma biçimlerini de anlaması gerekiyor. Psikolojik ve etik değişimler, demokratik ve ekolojik kültürler yaratmaya yarayacak büyük ölçekli sosyal transformasyonlar oluşturmak için gerekli ama yeterli olmayan bir durumdur.

Liberal bireyciliğin kapitalist ideolojisini içselleştirerek bu sözde kölelik karşıtı adam en banal ve en manasız bir reformculuğu savunuyor, bu durumda refahçılığın türcü zulmün zincirlerini kırmasına benzer bir şekilde bu tavır da sosyal ilişkilerdeki tahakkümü değiştirmekte ancak bu kadar başarılı olabiliyor. Watson’ın formülünü daha ilerilere götürmektense Francione her türden sömürü ve hiyerarşi karşısında bizlere zengin, etik bir politik idealin gerici ve içi boş bir versiyonunu sunuyor.

IV.
Franciombelar sosyo-politik resimden kompleksiteyi, belirsizliği kaldırıyor ve fena halde dogma, kibir ve kabalık kokuyorlar. Francione’ın belirttiği sınırlar dışındaki her türden veganizme, hayvan hakları veya kölelik karşıtlığına yanlış, gerici ve refahçı gözüyle bakıyorlar. Hareketteki diğer oluşumları “yeni refahçı” diyerek tanımlıyorlar, aynen McCarhty döneminde “komünist” kelimesini ve 11 Eylül’den sonra millliyetçilerin “terörizm” kelimesini kullanarak kendilerine muhalif olanları damgalaması gibi.

Gerçekten de McCarthy tarzında, illegal doğrudan eylemleri savunanların ya da açık eylemleri savunanların kendilerine yönelttiği sözde ölüm tehditlerinden sonra Francione manasız bir şekilde alarında pasifistlerin de bulunduğu bir çok ismi sözde terörist bir oluşumun içinde olmakla itham etti. Dahası, Francione sanki o ulvi öğretilerine karşı çıkmak psikolojik anlamda sorunlu olmanın bir kanıtıymış gibi davranarak akil/akıl dışı ve rasyonel/irrasyonel gibi kaba dikotomilerin arasındaki ince çizgilerin anlamlarını unutmuşçasına herkese deli veya aklını kaybetmiş gözüyle bakıyor.

Hiyerarşik hakimiyetin ve ekolojik krizin hakiki sebeplerini kavrayamadan, kurumlardan çok bireyleri suçlayarak Francione hayvanları ve gezegeni tehdit eden sorunların doğasını idrak etmekte başarısız olup hayata geçirilebilecek taktikler ve potansiyel çözümler sunma anlamında da bir işe yaramıyor. Böylece bizler de son derce muğlak ve liberal bir sözde her derde deva olacak “vegan eğitim” anlayışıyla karşı karşıya kalıyoruz. Görünüşe göre blog doldurup podcast yoluyla haberleşmek gibi çizgileri olan bu yaklaşımdan anladığımız şu: Francione ve takipçileri politikadan bihaberler ve aslında eğitimle teori ve pratik bilgisinden de mahrum durumdalar-bu da vegan eğitim yoluyla toplumsal değişim yaratmayı amaçlayanlar açısından sorun oluşturuyor. Bakış açıları, veganizmin bireysel aydınlanmaya yol açması ve böylece toplumsal dönüşüm sağlanmasında esas araç ve katalizör görevi görmesi sebebiyle tamamen bir sanrıdan ibarettir. Bu pasifistler Hristiyanlarınkine benzer bir inanç ile zayıf polemikleri ve “eğitim” çabalarıyla bir şekilde insanlığın yüreğini ve ruhunu etkileyeceğini, ve bunun sonucu olarak da toplumu bir bütün olarak değiştireceğini ümit ediyorlar. Geçmek üzere olduğumuz eşikten habersiz bir şekilde hızlı ve sistemli ekolojik bir çöküş karşısında yavaş ve usul usul bir değişimi savunuyorlar.

Küresel ekolojik ve toplumsal krizler hızla artarken Francione günümüzün en hayati konularını görmezden geliyor- insan nüfusunun aşırı artışı, türlerin yok olması, ormanların yok olması, küresel iklim değişikliği ve kapitalist ekonominin temelindeki sürekli büyüme mecburiyeti. Franciombeların kolektif “vegan devrimi” halüsinasyonlarını desteklemek için kullandığı kaos modeli Çinve Hindistan’da et tüketiminin artması konusuna daha kolay uygulanabilir. Vegan olan her insana karşılık bu hızla endüstrileşen ülkelerde, Brezilya ve Güney Afrika gibi yerlerde bin etçil insan ortaya çıkıyor. Özgürlüklerine kavuşturulmuş hayvanların yerine “yenilerinin getirilmesi” konusunda Francione’ın gösterdiği titizlik onların tek konu odaklı yaklaşımlarına uyuyor, her veganlığı seçen her insan için onlar sevinedursun bu bir kişi karşısında ölüyiyici orduları sürekli büyüyor.

Francione’ın yaklaşımı gerçeklikten uzak, kibirli ve biyolojik çöküşün ve ekolojik felaketin önüne geçecek türden yoğun ve kompleks bir mücadeleyle uğraşamayacak kadar konuyla alakasız bir yaklaşımdır. Pasifist vegan hayat tarzı da diğer bir çıkmaz sokak ve içi boş bir hayal olup kriz yaşayan gezegenimizin önünde duran büyük mücadeleyle başa çıkamayacak kadar yetersiz bir tavırdır. Belki bir zamanlar ilerici bir tavırdı ama Francione’ın yaklaşımı artık tamamen gerici bir yaklaşımdır. Sözde bir kölelik karşıtlığı hareketi söz konusu olup burjuva tipi bir veganizm ve hayat tarzı söz konusudur. Tek boyutlu, tek konu odaklı, Avrupa merkezli, beyaz, elitist, tüketim yanlısı ve kapitalist bir yapı olup veganların ve kölelik karşıtlarının bundan hemen kurtulması gerekmektedir.

Franciombelar kölelik karşıtlığını sahiplenip kendi vizyonlarını taşımayanları “refahçılık “diye nitelerken kurduğumuz grup onların tarikat tipi teolojisinin kapılarını kapatırken düşünmeye yeniden hayat vermeyi, sağduyuyu yeniden yapılandırmayı, veganizmi en geniş politik bağlamda konumlandırmayı ve devrimci değişikliklerin hayata geçebilmesi için olanakları yeniden değerlendirmeyi amaçlıyor. Bizim seçeneklerimiz HSUS’un “refahçılığıyla” ya da Francione’ın sözde kölelik karşıtlığına ya da vegan hayat tarzıyla sınırlı değil. Tarihin ortaya koyduğu ve geleceğin de gereksindiği gibi başka yollar da mevcut.
V.
Gücünü ve kuvvetini ondokuzuncu yüzyılda ABD’de (ve daha önce İngiltere’de) ortaya çıkan insan köleliğine karşıt hareketten alan ve ona hayat veren, daha zengin ve radikal bir kölelik karşıtlığı kavramına ihtiyacımız var. Franciombelar tarafından ortaya konan karikatürlere ve taklitlere karşı savunduğumuz kölelik karşıtlığı, ondokuzuncu yüzyılın ittifak politikaları, çoğulculuk ve radikalizmiyle aynı paralelde bulunuyor. Ancak nostaljiden ve zamanı geçmiş politik modellerden kaçınmak için bu yaklaşım başka bazı çağdaş teorilerden ve politik hareketlerden de güç alıyor. Radikal bir toplumsal değişime ihtiyacımız olduğunu idrak edip türcülüğe, kapitalizme, devlete ve her türden tahakküme karşı verilecek mücadelenin aynı anda bir çok cephede yürütüleceğini de anlıyoruz. Zulmedenlerin gizli “insancıllığı”na karşı merhamet duyup hayvan özgürlüğü hareketinin militan kanadını lanetleyen şirket yalakaları ve paralize olmuş pasifistler tarafından satılmış bir harekete yeniden hayat vermek istiyoruz. Burada bir stockholm sendorumu söz konusu, pasifistler militan özgürlükçüleri lanetleyip yaftalarken zalimlerin insanlığına saygı duyuyorlar.

Hayvanlara karşı yürütülen türcü ve kolektif savaşı blog yazarak, broşür dağıtarak, masa başı çalışması yaparak ve vegan yemek tarifleri kitaplarıyla durduramayız. Kapitalizm yıkıcıdır, ve arzu edilen değişim sadece ikna ve eğitim yoluyla asla gelmeyecektir, bütün dünyayı yok eden yıkımın kurumları ve ajanlarından daha güçlü olmayan bir hareket olmadıkça da bu gerçekleşmeyecektir. Radikal pedagoji kuramcısı Paulo Freire’nin belirttiği gibi eğitim ancak daha geniş ve çok dişli bir mücadele, direniş ve değişim hareketinin bir parçası olabilir. Böylece bütün önceki devrimlerde olduğu gibi insanlar ve hayvanlar, özgürlüğü, zalimler bir anda ışığı gördüğü için değil, yeteri sayıda insan aydınlanıp iktidarın yapılarını yeni toplumsal düzenlemeler ortaya çıkana dek sarsmayı öğrendiği zaman elde edecekler.

Karşı çıktığımız şey sadece Francione’un görüşleri değil, aslında görüşlerinin biçimi ve metodunun kendisi. Francione’ın düalistik, “ya/ya da” mantığını ”hem/hem de” diyalektik mantığıyla değiştirmedikçe, bütün yanlış ayrımları, dikotomileri ortadan kaldırmadıkça özgürlük mücadelesinde ilerleyemez ya da politik anlamda bu meseleye dahil olamayız. Bu yüzden türcü kapitalizmi zayıflatmak için eğitime ve ajitasyona, ana akım ve militan taktiklere, barışçıl direnişlere, yüzleşmelere ve sabotaja, legal, illegal araçlara ihtiyacımız var.

Daha az değil, daha fazla vegan eğitime ihtiyacımız var, bu eğitim Francoimbeların kölelik karşıtlığını gömdüğü o beyaz imtiyazının korunaklı bölgelerini darmadağın edip yoksullara, işçi sınıflarına, iç şehirlere, daha az endüstrileşmiş ülkelere ve en önemlisi, nüfus patlaması yaşayan kriz işaretlerinin görülmeye başlandığı Çin ve Hindistan gibi ülkelere uzanabilmelidir. Francione’ın en inatçı ve sönük yanlış fikirlerinden de olsa hayvanları özgürlüğüne kavuşturmak için baskın yoluyla yer altı çalışmalarına katılan insanlar diğer hayvanları da “barınaklar”dan kurtarabilecek kişilerdir.

ALF ve ELF’i destekleyip ekonomik sabotajın önemini savunurken ayrıca mal ve mülke zarar vermenin daha geniş bir sosyal harekete teslim olması gereken küçük ve artçı direniş araçları olduğunu da idrak etmiş durumdayız. Gene de bu eylem tarzı, kapitalist mülk sistemine karşı önemli ve bazen yegane direniş biçimi olmaya devam ettiği gibi küresel anlamda bugüne dek hayal edilmemiş manada geniş ve kapsamlı ittifaklar oluşturmaya çalışırken destek görmeyi de hakediyor.

Durumumuzun merkezindeki bu çoğulcu ve bağlamcı yaklaşım vegan kölelik karşıtlığının kısmi değerini ve geçerliliğini içine çekiyor; ama gücünü kaybetmemiş bir dogmatizm yüzünden ve sırf eski kodlara ya da ütopik ideallere uymuyor diye etkili taktiklerin reddedilmesi ancak zulmün artmasına ve zulmedenlerin kendilerine karşı hayata geçirilmiş bir direniş hareketinden korkmalarının manasız olduğunu düşünmelerine yol açar. Çoğulcu ve bağlamcı yaklaşım tek konu odaklı olma fetişizmini ortadan kaldırır, sınıf ve ırk imtiyazlarını ekonomik olarak dezavantajlı durumda bulunup politik anlamda marjinal kalmış kişilerle farklılık, dayanışma ve köprü oluşturmaya yarar. Ancak bu şekilde veganizmin ve hayvan haklarının kabul edilmesini ve sosyal çoğunluk tarafından saygı görmesini sağlayabiliriz; ancak diğer mücadelelerle işbirliği yaparak devrimci potansiyel hayata geçirilebilir.

Franciombelar tarafında savunulan tüketimci ve özel hayat tarzında ise veganizm insanların afyonudur, ve burada Murray Bookchin’in “anarşist hayat tarzı”na karşı geliştirdiği polemik Franciombelar ve diğer tarafından göklere çıkarılan buharlaşıp uçan o veganist hayat tarzına rahatça uygulanabilir.

Bizler; 1-büyük baskı oluşturan doğrudan eylem taktiklerini, illegal baskınları, kurtarmaları ve sabotaj saldırılarını savunuyoruz, 2-kapitalizme akıl dışı, sömürücü ve yıkıcı bir sistem olarak bakıp devleti uluslararası şirketlerin tahakküm sisteminin askeri ve ekonomik çıkarlarını geliştirmeye hizmet eden ve bu hedeflere karşı çıkan her türden muhalefeti sindirme aracı olarak görüyoruz,3-bu kölelik karşıtlığının farklı ezilme biçimlerinin nasıl birbiriyle alakalı olduğunu açıklayan geniş ve eleştirel bir anlayışa sahip olduğuna, insan, hayvan ve dünya özgürlüğünün birbirinden ayrılması mümkün olmayan projeler olarak gördüğüne inanıyoruz, 4- ve böylece hiyerarşik tahakküm sistemlerinin hepsini ortadan kaldırıp merkezileştirmenin ortadan kaldırılıp demokratikleşme süreçlerinin yeniden yapılanması gibi ortak bir hedefi olan diğer hak, adalet ve özgürlük hareketleriyle anti-kapitalist ittifak politikalarını savunuyoruz.

VI.
Bu grubu veganizme ve hayvan hakları meselesine burjuva liberalizmini aşan radikal bir sosyal yaklaşıma duyulan ihtiyaç nedeniyle kuruyoruz; türcülüğü ve diğer eski ve sürüp gitmekte olan önyargılar ve baskı biçimlerini kınayan küresel bir Sol’a duyulan ihtiyaçla, tahakküm sonrası dünya görüşleri ve demokratik ve ekolojik toplumlara duyulan ihtiyaçtan ; ve son olarak total özgürlük ve devrimci değişimlere duyulan ihtiyaçtan kuruyoruz.

Francione’ı Unutun

Hayvanların özgürlüğü konusunu insan ve dünyanın kurtuluşu ile birleştirmek , kapitalist hegemonyayı alt edebilecek, antroposentrizmin, türcülüğün, ataerkilliğin, ırkçılığın, sınıf ayrımının, devletçiliğin, heteroseksizmin, engelli olmamanın ve hiyerarşik tahakkümün bütün diğer korkunç biçiminden uzak bir şekilde toplumu yeniden kurmak için güçlü bir devrimci hareket oluşturmak zorundayız. İnsanlık bunu başaramayabilir, ama bu yükün altına girmek zorundayız. Artık “ya barbarlık ya devrim” gibi klasik bir seçenek söz konusu değil, artık ya devrim ya da ekolojik çöküş ve kitlesel yokoluş söz konusu.

İki amacımız var. Öncelikle, Francione’ın yaklaşımındaki ölümcül kusurları ifşa etmeyi ve onun apolitik, tek boyutlu ve tek konu odaklı kölelik karşıtlığı anlayışına pozitif bir alternatif ortaya koymayı amaçlıyoruz. Bu yaklaşım Francione’ın aşırır pasifist yaklaşımının açık bıraktığı dogmatik ve yapmacık seçeneklerine zıt bir şekilde daha büyük bir açıklık, farklılık ve taktiklerde esneklik sağlıyor. Bu alternatif model daha zengin, çok boyutlu ve daha fazla politik olduğu için diğer ilerici ve radikal davalar ve gruplarla ittifak politikaları oluşturmaya da açık bulunuyor.

İttifak politikalarını savunurken ortaklı noktalar oluşturmak ve işbirliği yapmak da hayati bir önem kazanıyor. Böylece ikinci ve oldukça mütevazi amacımız, total özgürlük fikri ve hümanizmin sınırlarını aşıp bütün canlıları ve doğal dünyayı kucaklayan yeni bir etik ve politika kurma etrafında dönünen yeni düşünce biçimleri ve mücadele biçimleri oluşturmaktır. Öncelikle vegan ve hayvan özgürlüğü topluluklarını insan özgürlüğü ve çevre toplulukları ile bir araya getirmek için iletişim kanalları oluşturmalıyız, bu da 21. Yy politikasını temsil ediyor. Bu çaba içerisinde bu sitenin ve diğer olası sitelerin zengin bir bilgi birkimi ve değerli bir ortam yaratacağını ümit ediyoruz tartışma ve konuşmak için.

Bu toplulukların her birisinden herhangi bir kişiye ya da her insana ulaşıp bu hayati öneme sahip çabaya katkıda bulunmasını istiyoruz. Açıkçası bu geniş düşünce ve politika spektrumu her konuda fikir birliğine ulaşmayacak; ama kapitalizmin sosyal, canlı ve doğal dünyalardaki yıkıcı etkileri ve barış, adalet, eşitlik, demokrasi, haklar, otonomi ve ekoloji gibi ortak hedefler gibi benzer noktalara ve ortaklaşa yaşanan meselelere odaklanmak daha önemli.

Çeviri: CemCB

Reklamlar

Radikal Köle Karşıtlığı Manifestosu:” üzerine 2 yorum

  1. Onları asla acımasız esaretlerinden kurtaramayacağız. -bir tutam insanız “Hayvan Özgürlüğüne” inanan… ne yapabiliriz ki bu vahşi kapitalizme karşı? Sonsuz Treblinka-Sonsuz Auschwitz – hiç bitmeyecek zulmün iptalini hayata geçirebilmek; biz sıradan insanlar için yalnızca bir “Ütopya.”

    Beğen

    1. siyahların özgürlüğünü savunanlar da sıradan insanlardı tıpkı bizim gibi belki göremeyeceğiz fakat bu sömürü birgün bitecek önemli olan bu ütopyanın bir parçası olmak istiyormuyuz mücadelenin hangi tarafındayız

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s